Connect with us

Girişimcilik

Dove’u Dünyanın En Çok Satan Sabunu Yapan Reklamcı David Ogilvy’den 20 Alıntı

Yayınlandı

on

David Ogilvy, 1911-1999 yılları arasında yaşayan reklamcılık sektörünün en değerli isimlerinden biridir. İskoçyalı Ogilvy, günümüz reklamcılığına yön vermiştir hatta deyim yerindeyse kendisi, reklamcılığın babasıdır. Çalıştığı bir çok firmayı dünya çapında bilinen bir firma haline getiren Ogilvy’den bizim de almamız gereken dersler var.

David Ogilvy iş hayatına atıldığından beri reklamcılık yapmıyor.

Kendisinin İngiliz istihbarat biriminde ajanlık, Paris’te aşçılık, savaş sonrasında çiftçilik ve pazarlamacılık gibi bir çok farklı deneyimi olmuş. Bu deneyimleri ilgi alanı olan satış ve reklamcılığa aktardığında ise ölümünden 18 yıl sonra dahi konuşulmaya devam edilen başarılı bir isim haline gelmiş.

1960 yılında gazetelerde yayınlanmış bir ilanı yıllardır değerini kaybetmeden her reklamcının el kitabı olmuştur.

“Bir Reklamcının İtirafları” isimli kitabı da reklamcılıkla ilgilenen herkesin okuması gereken kitaplardan biridir.

Reklamcılıkla ilgilenen/ilgilenmeyen herkesin kendisine göre dersler çıkarabileceği o 20 alıntı:

1) “İskoçların hep dediği gibi ‘çok çalışmak insanı asla öldürmemiştir.’ insanlar çok çalışmaktan değil sıkıntıdan ölürler.”

2) “Yeni bir müşteri kazanmanın en iyi yolu, şimdiki müşterileriniz için gelecekteki müşterilerinizi cezbedecek reklamlar yapmaktır.”

3) “Asla kendi ailenizin okumasını istemeyeceğiniz bir reklam yazmayın.”

4) “Şirketinizde kendinizden daha büyük adamlar çalıştırırsanız bir devler şirketi olursunuz.”

5) “Yeniliği destekleyin. Değişim can damarımız, durağanlık ölüm çanımızdır.”

6) “Reklamınız büyük bir fikir üzerine inşa edilmedikçe gecenin içindeki bir gemi gibi geçip gider.”

7) “Bir marka, ürünün niteliklerinin yani adının, ambalajının, fiyatının, tarihinin, şöhretinin ve reklamının soyut bir toplamıdır.”

8) “İnsanları ürününüzü almaya zorlayamazsınız, sadece onu almak konusunda ilgisini uyandırabilirsiniz.”

9) “İnsanlar ürünü satın alır, televizyondaki reklamı değil.”

10) “Metindeki her sözün bir değeri olmalıdır.”

11) “Bazen en iyi fikirler müşteri temsilcisinden, araştırmacıdan ve diğerlerinden gelir, bunu teşvik edin, edinebileceğiniz tüm fikirlere ihtiyacınız var.”

12) “En önemli karar, ürününüzü nasıl konumlandıracağınızdır.”

13) “Bizim işimiz yeteneklerin aktarımını gerektirir ki bana göre yetenek daha çok uyumsuz, aykırı ve asilerde bulunur.”

14) “Kadınların satın aldığı ürünlerin reklamlarını erkeklerin yazmasına izin vermeyin.”

15) “Dahilere tolerans gösterin.”

16) “Her reklam birleşik sembole katkıda bulunmalıdır, o da marka imajıdır.”

17) “Düzenli olarak fiyat kırmak tüketicinin ürüne duyduğu güveni azaltır, devamlı iskonto yapılan bir ürünün arzulanır olması mümkün mü?”

18) “Yangın söndürücü reklamı yapıyorsanız işe yangınla başlayın.”

19) “İnsanları ofisinizde ağırlamayın, bu onları ürkütür. Bunun yerine onlarla kendi ofislerinde görüşün.”

20) “Biz bilginin disiplinini cehaletin karmaşasına tercih ederiz.”

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Girişimcilik

Su Şişelerinden Milyon Dolarlık Şirkete Uzanan Başarılı Yolculuk: Sarah Kauss

Yayınlandı

on

Yazar

Sarah Kauss, Harvard Business School’dan mezun olduktan sonra birkaç firmada çalıştı. Fakat çalışma hayatının içindeyken aklına gelen bir fikirle milyon dolarlık bir şirketin başına geçmiş oldu. Gelin, bu hikayeye biraz daha yakından bakalım:

2010 yılında üretmeye başladığı su şişelerinin temel amacı soğuğu 24 saat, sıcağı ise 12 saat muhafaza etmekti. Fakat Sarah Kauss, rakiplerinden çok daha farklı bir şey yapmak, ortaya adeta bir yıldız gibi parlayarak çıkmak istiyordu.

İstediğini de yaptı, işine sanatın renkli dünyasını ekledi. Şimdi, ürettiği su şişeleri renkli ve farklı tasarımlarıyla moda haftasından fırlamış gibi görünüyor.

Kauss, ürünlerinin tasarımını yaparken herkesin sadece bir su şişesi taşımasından ziyade şık ve dikkat çeken bir ürünü elinde tutmasını hayal ediyordu. Bu hayali 2012 yılında Starbucks ile yaptığı anlaşmayla daha fazla insana ulaşarak ve yine aynı dönem ünlü moda tasarımcısı Anna Sui ile yaptığı iş birliği ile gerçeğe dönüştü.

Böylelikle 2010 yılında oluşturduğu S’well markasının satışları 2015’te 50 milyon dolar, 2016 yılında ise 100 milyon doları buldu.

Sarah Kauss, işe tüm birikimi olan 30 bin dolarla başladığını ve bunu yaparken kazancının bu kadar artacağını tahmin edemediğini söylüyor.

S’well markası, farklı tasarımlarının yanında doğaya olan katkısıyla da dikkatleri üzerine çekti. Çünkü, üretilen şişeler içerisinde zararlı kimyasallar bulundurmuyor ve hatta şişeler bakır kaplamalı paslanmaz çelikten oluştuğu için de plastiğin doğaya verdiği zararı bir nebze olsun engellemeye çalışıyor.

Öyle ki, S’well kurucusu Sarah Kauss bu konuda oldukça hassas. Kendisi şirketi adına, Afrika ülkelerindeki çocukların temiz su ihtiyacını karşılamak için UNICEF’e bağışlarda bulunuyor.

Sarah Kauss bu başarısını hayallerinin ardında pes etmeden koşmasına, fikrine olan inancına ve gelen yatırım tekliflerine hayır diyerek uzunca bir süre tek başına ayakta kalma çabasına borçlu olduğunu söylüyor.

Kauss, S’well markası için ünlülerle anlaşma yapmaya ve sosyal medyanın gücünü kullanmaya devam ediyor. Doğa ve insanlık için yılmadan çalışıyor…

Okumaya devam et

Girişimcilik

Bana 5 Dakika Verin ve Size Daha Fazla Kazanmanın 5 Yolunu Söyleyeyim

Yayınlandı

on

Yazar

Girişimci, yazar ve podcast yayıncısı Darius Foroux “Nasıl daha fazla para kazanırım?” sorusunun kendisine insanlar tarafından sıkça yöneltildiğini fark ediyor ve 5 dakika karşılığında bu konuda 5 iyi öneri vereceğini iddia ediyor. Kendisinden dinliyoruz…

Para kazanmak o kadar da zor değil. Muhtemelen şu anda her ay maaşını alıyorsun. Bu, bu işin nasıl yapılacağını zaten bildiğini gösteriyor, değil mi? Para hakkında öğrenmemiz gereken ilk şeylerden biri bu.

Para kazanmayı, nasıl yapılacağını zaten bildiğin bir şey olarak görmelisin. Şimdi, kendi başına daha fazla para kazanmak konusuna gelelim. İşte bu bir sonraki adım.

Öncelikle bunun imkansız olduğunu düşünüyor olabilirsin. Ama kural 1: bu şekilde düşünmeye devam edersen bunu asla başaramayacaksın. Sadece ayrıcalıklı veya şanslı kişilerin daha fazla kazanabileceğini düşünmekten vazgeçmelisin. Bu sadece yanlış bir düşünce şekli değil, aynı zamanda kendini sabote etmek demek.

İllüstrasyon: Yibo.W


Bir Sebeple Başlayın

Daha fazla kazanma nedenin nedir? İnsanlar para kazanmak için “hayatını sürdürebilmek” gibi gerçekçi ve sürükleyici sebeplere ihtiyaç duyarlar. Çünkü bu onlara göre zor bir iştir ve birçoğu hızlıca pes eder. Fakat daha fazla para kazanmak için güçlü bir dürtüsü olanlar büyük ihtimalle başarılı oluyorlar. Peki senin dürtün ne?

Borcunu ödemek mi? Çocuklarına, ebeveynlerine, ailene iyi bir hayat sunmak mı? Kendi işinin sahibi olmak mı? Daha fazla kaynağa sahip olmak mı?

W harfi ile başlayan soruları (who, where, when, what) kendinize sormak iyi bir stratejidir. Tim Ferriss bununla ilgili şunları söylüyor:

“Hayatınızda kontrol ettiğiniz W’lerin sayısına bağlı olarak para pratik değerde çarpılır: ne yaparsınız, ne zaman yaparsınız, nerede yaparsınız ve kimlerle yaparsınız.”

Para kazanma konusunda bilinçli olduğunuzda, para bağımlılarının sahip olduğu soruna sahip olmayacaksınız. Bazı insanlar kazandıkları büyük paralarla asla yetinemezler. Bunu akılda tutarak, daha fazla para kazanmaya başlamanın 5 yolunu içeren bir liste hazırladım. Bu şeyleri tam zamanlı, yarı zamanlı veya günde yalnızca 1 saatliğine yapabilirsiniz.


1) Bilgini paraya dönüştür

Bilgiyi paraya dönüştürmek para getiren tüm diğer küçük işlerden farklıdır. Para kazanmanın eğlenceli, nispeten daha kolay ve en değerli yollarından biridir. Bu iş, tavsiyenizi, bilginizi ve becerilerinizi gerektiren tüm işlerin üzerindedir. Dünya çapında buna “monetizing knowledge” deniyor.

“Ben uzman değilim”, “Ama ben hiçbir şey bilmiyorum.” dediğinizi duyar gibiyim. Ben buna inanmıyorum. Bu düşünce biçiminizle ilgili. Çünkü neredeyse herkesin yetenekleri ve güçlü olduğu yönler var. İkincisi, eğer o kadar iyi olmadığını düşünüyorsan, kendini geliştir.

Bu kadar basit. Belirli bir bilgiye sahip olduğunuzda, gidip başkalarına bu bilgiyle yardım edin. Tavsiye verin (danışmanlık), bir kitap yazın, bir grup insana bir şey öğretin, koçluk yapın, başkaları için bir şeyler yapın… Adını siz koyun.

Bu konuda bir fikir oluşturup kendi başına ya da başkalarıyla çalışabilirsin. Başlamak için yardım alabileceğin, danışabileceğin kurumlara ve kişilere gözat.


2) Aptalca şeylere para harcama

Warren Buffett’in 1 numaralı para kuralının “asla para kaybetmemek” olması şaşırtıcı değil. Kolayca saklayabileceğiniz parayı kaybettiğinizde bu kural aklınıza gelsin.

Para trendlerini kör bir şekilde takip etmeyin. Her yıl, herkesin bahsettiği yeni trendler var. Bunlara para harcamayın. Kendinize ya da sevdiğiniz birine kapsamlı bir doğum günü partisi düzenlemek için para harcamayın. Ya da herkes gidiyor diye bu yaz o pahalı şehirde sizin de tatil yapmanız gerekmiyor.

Aslında böyle anlarda parayı kurtarma fırsatı kendini gösterir. Bir şeyi satın almak üzereyken “Bu gerçek olamayacak kadar iyi” diye düşündüğünüz anda o alışverişten uzaklaşın. Gelecekteki siz, bunun için geçmişteki halinize teşekkür edecek.


3) Gayrimenkul demek sadece ev alıp satmak demek değildir

Bu işe girmek istiyorsanız, araştırmanızı iyi yapın. Burada para kazanmak oldukça mümkün. İnsanların çoğu “Gayrimenkul zenginler içindir” der. Buna asla inanmayın.

Gayrimenkulden para kazanmanın tek yolu ev alıp satmak değildir. Birikmiş fazla paranız mı var? Bildiğiniz bir şehirde, harika bir konumda bir ev kiralayın. Daha sonra bu evi günlük, haftalık kiralamayı deneyin.

Unutmayın: barınma insanın temel ihtiyacıdır. Dolayısıyla aşırı büyük düşünmek yerine gayrimenkul sektöründeki küçük ve etkili fırsatlara odaklanabilirsiniz.


4) 48 saatte bir ürün yaratın

Bir ürün oluşturun. Basit ama para edecek bir şey…

Çoğu girişimci adayı ürün yaratmanın çok karmaşık bir süreç olduğunu düşünür. Yenilikler yapmak ve yeni ürünler yaratmak isterler. Elbette bu harika! Ama neden basit bir şeyle başlamıyorsunuz? Yakın bir yerden, bir fabrikadan temin edebileceğiniz bir şeyle mesela?

Bir ürün oluşturmak istiyorsanız, kendinize şu sınırlamayı verin: 48 saate içinde hangi ürünü tasarlayıp üretebilirim? Bu sınırlama, ürününüzün karmaşık bir hal almasını engelleyecek. Yani kolayca oluşturabileceğiniz ve satabileceğiniz şeylere odaklanın. Bunu yaptığınızda, tasarım, satış, pazarlama ve tedarik becerilerinizi de geliştirebilirsiniz. Bunu gelecekteki çalışmalarınızda da kullanabilirsiniz.


5) Bildiklerini al ve sat

15 yaşındayken cep telefonu alıp satmaya başladım. Bu benim ilk işim bile değildi. Ondan önce kullanılmış CD’leri, DVD’leri ve video oyunlarını sattım. O zamanlar bildiğim şeyler bunlardı. Hangi telefonların talep edildiğini biliyordum. Hangi albümlerin iyi olduğunu ve herkesin hangi video oyunlarını oynadığını biliyordum.

Alış ve satış, nakit para kazanmanın ve insanların istediklerini elde etmelerine yardımcı olmanın en kolay yoludur. Ancak çoğu insan her şeyi alıp satabileceklerini düşünüyor. Ben buna inanmıyorum.

Her şey taleple ilgili. İnsanların ne istediğini bilmelisin. Örneğin, eski saatler son birkaç yılda popüler hale geldi. Saatleri severim ama neyin talep edildiği ve neyin nadir olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.

Ama yaparsanız, bu saatleri alıp satarak para kazanabilirsiniz. Bu, dünyadaki diğer nesneler için de geçerlidir. Batman çizgi romanları, Barbie veya Pokemon hakkında her şeyi biliyorsanız, o şeyleri alıp satabilirsiniz.


Son Düşünceler

En çok para ve değer ürettiğim zamanlar, bir şeye odaklandığım zamanlardı. Ne yaptığınızla ilgili her şeyi bilin. Eğer düşünürseniz, bunu sadece odaklandığınızda yapabilirsiniz. Her şey hakkında her şeyi bilmek imkansızdır.

Yani, daha fazla kazanmak ister misiniz? Beğendiğiniz ve iyi olduğunuz bir şey seçin. Sonra başlayın. Bu sayede “vaktim yok” gibi mazeretler ortadan kalkacak. Zaman kazanacaksınız. Tıpkı para kazandığını

Okumaya devam et

Girişimcilik

Nike’ın Yaratıcısı Phil Knight’tan Genç Girişimcilere 4 Güçlü Öneri

Yayınlandı

on

Yazar

Nike markasını hepimiz çok iyi biliriz, peki ya arkasındaki hikayeyi?

Bir zamanlar genç bir girişimci olan Phil Knight, güzel bir kazancı olan muhasebe işini kendi ayakkabı şirketini kurma hayali ile terk etti. Phil Knight’ın otobiyografisi olan “Shoe Dog” kitabında bahsedilen bir girişimcinin bilmesi gerekenlere bakalım:


 

1) Sevdiğiniz şeyler ile insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri bir araya getirin.

Knight, girişimci olmak istiyordu ve pazarda bir boşluk gördü. Koşmayı çok seviyordu ve Amerika’nın daha iyi koşu ayakkabılarına ihtiyacı vardı, bu yüzden Japonya’ya gitti. Önde gelen ayakkabı şirketlerinden biriyle anlaşma yaptı ve Batı yakası distribütörü oldu.

Sorunlar ortaya çıksa da Knight ne istediğini iyi biliyordu. Oregon merkezli şirketi “Blue Ribbon” şimdi “Nike” olarak adlandırdığımız şirkete dönüştü.

“İnsanlara bir şeyleri nasıl yapacaklarını söylemek yerine ne yapacaklarını söyleyin ve sonuçların sizi şaşırtmasına izin verin.” -Phil Knight


 

2) Daha iyi insanlarla takım olun.

Knight’ın hayatı boyunca yaptığı en zekice hamlelerden biri, koçu Bill Bowerman ile ekip kurmaktı. Koşu ayakkabısı satacaksanız, tanınmış bir yarış pisti hocasından daha iyi kiminle ekip olabilirsiniz ki?

Bowerman, iyi bir hoca olmasının dışında harika bir kişiliği olan iş adamıydı. Geniş bir networke sahipti ve hepsinden öte Bowerman’ın koşu ayakkabıları için uygulayacağı bir taktik vardı. Oyuncularının dolaplarına girer, ayakkabılarını çalar ve daha iyi ve daha hızlı koşmalarını sağlayan bazı küçük değişikliklerle onları geri verirdi.

Knight ve Bowerman kendi ayakkabılarını imal etmeye başladıklarında Bowerman’ın yetenekleri ilk nesil Nike ayakkabılarında kullanıldı ve Amerika bunu gerçekten sevdi.


 

3) Kazanacağınıza %100 inancınız olsun.

Tutku ve inanç her başarılı işletmenin olmazsa olmazıdır. Fikirlerinize kesin bir inanç olmadan, onları ne müşterilere ne de yatırımcılara satabilirsiniz.

“Cömertçe hayal et, ileriye gitme cesaretini göster ve ivedilikle hareket et.” -Phil Knight


 

4) Satmaya çalışmadan önce tanıtın.

Knight gençken kapı kapı dolaşıp ansiklopedi satmaya çalıştı ancak başarısız oldu. Onları satmaya çalışmanın gereksiz olduğunu gördü, taşıması çok ağırdı ve Knight için büyük yük oluyordu ve kimse satın almıyordu.

Yıllar sonra aynı döngü tekrarlandı, ancak bu sefer ayakkabılarla. Blue Ribbon dikkat çekmedi ve Kuzeybatı Pasifik’teki her dükkan sahibi ile ayakkabıları denemeleri için buluşmak zorunda kaldı. Ancak aldığı cevap aynıydı: “Dünyanın başka bir koşu ayakkabısına ihtiyacı yok.”

Başka bir yol bulması gerekiyordu. Knight bunun için mümkün olduğunca çok sayıda yarış pisti buluşmalarına ve yarışa katıldı. Koşuculardan, antrenörlerden ve izleyicilerden ayakkabılarını deneyip Adidas ayakkabılarından daha iyi olup olmadıklarını görmelerini istedi. Adidas o zamanlar pazarın 1 numaralı markası idi. Ve tahmin edebileceğiniz üzere insanlar ayakkabıları çok sevdiler ve tüm ayakkabılar satıldı.


 

Toparlayacak olursak başarılı insanlar, sattıkları ürünün sevilmesi gerektiğini veya en azından bunun değerinin olduğuna inanılması gerektiğini bilir. Ne kadar fazla tutku varsa, satışlar o kadar iyi olur. Aynı zamanda ekip olacağınız insanları iyi tanımalı ve iyi seçmelisiniz. Şirketinizin kaderini belirleyecek olan onlardır. Marketi iyi gözlemlemeli, insanların neye ihtiyacı olduğunu keşfedebilmelisiniz.

Kaynak.

Okumaya devam et

Girişimcilik

İş Hayatında Karşınıza Çıkacak Fırsatları Artırmak İçin Pratik Bir Strateji: Yetenek Biriktirmek

Yayınlandı

on

Yazar

Birçok kaynakta kişisel başarıya ulaşma konusundaki tek koşulun ustalaşmak olduğu söyleniyor. Bir konuda ustalaşmak elbette önemlidir, ancak bunu başarının tek koşulu olarak görmek büyük bir yanlış anlaşılmaya sebep oluyor.

Toplum, kazananları takdir eder ve yüceltir. Şampiyonlara, milyarderlere ve çizginin dışındaki birçok kişiye baktığımızda, onlar gibi bir alanda uzmanlaşan insanlardan öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu itiraf etmeliyim.

Ama bu durumun inanılmaz derecede zor olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. Gerçekçi olalım, günümüzde kimse bir beceriye tamamen hakim olmak için 10 ya da 20 bin saat harcamak istemiyor. Hepimizin hayatında başka öncelikler de bulunuyor: aile, arkadaş, hobiler, sağlık… devamını siz getirebilirsiniz.

Aykırı kişiler hakkında kitaplar ve içerikler her zaman ilham vericidir. Ama pratik bir bakış açısıyla bakıldığında bunlar işe yaramaz. Tavsiyenin uygulanamayacağından değil, tavsiyeyi yapmak istemediğimizden.


Profesyonel Başarıya Daha Gerçekçi Bir Yaklaşım

Bob Dylan’ın başarı tanımını hatırlayalım:

“Bir insan, sabah kalktığı ve gece yattığı zaman aralığında yapmak istediği şeyleri yaparsa başarılıdır.”

Bu tanıma göre başarılı olmak istiyorsanız, iki şeye ihtiyacınız olduğu çıkarımını yapabiliriz: istikrarlı bir kariyer ve yeterli gelir.

Açık konuşalım, başarılı olmak için dünyanın en iyisi olmanız gerekmiyor. Milyoner olmanız da gerekmiyor. İhtiyacınız olan tek şey kariyer başarısı için değerli bir beceri seti (skillset).


Beceri Setinizi Oluşturun

Özellikle Türkiye’de yaşayanlar, gençliklerinden bu zamana kadar birçok işle meşgul olduğu için aslında birçok beceri setine sahip olur. Bu fikrin yanına bir de “Büyük bir çoğunluk mezun olduğu bölümde meslek edinmiyor” görüşünü ekleyince, geriye sadece deneyimlerinizden ortaya çıkan tabloyu kağıda dökmek kalıyor.

Geçmiş tecrübelerden ve güncel gelişimlerden gelen örnek bir yetenek setine yakından bakalım:

 • Web tasarımı

 • Yaratıcı yazarlık

 • Çizim

 • Proje yönetimi

 • Eğitim

 • Topluluk önünde konuşma

Kendi beceri setinizdeki becerilerin hiçbirinde usta olmak zorunda değilsiniz. Örneğin, ortalamanın altında çizim becerileri, makul web tasarım becerileri, ortalama pazarlama becerileri ve iyi ama mükemmel olmayan yazma becerileriniz olduğunu düşünün. Bu durum kendinizi analiz etmenizi kolaylaştıracak ve becerilerin nasıl birbirini besleyebileceğini görmenizi sağlayacaktır.

Bu yeteneklerin birleşimi belki de sizin için yepyeni bir kariyer alanı ortaya çıkarır.

Scott Adams‘ın How To Fail At Almost Everything and Still Win Big isimli kitabını okursanız, bu konuda algılarınız biraz daha açılabilir. Yetenek biriktirme konseptini işleyen Adams bu konuda şunları söylüyor:

“Bilgece başarılı olmak, bir konuda mükemmel olmak yerine iki tamamlayıcı beceriye iyi derecede sahip olmaktır.”

Steve Jobs’ın yaratıcılık konusundaki farklı noktaları birleştirme benzetmesi de bu konuya paralel bir düşünce sistemi içeriyor.


Gerçek Anlamda Kazandığınız Her Beceri Başarı Oranınızı İkiye Katlar

“Eğer bir konuda olağanüstü derecede ustalaşmak ve onu mükemmelleştirmek için büyük bir takıntıya sahipseniz, yanlış bir yaklaşım içinde ve en zor yoldasınız demektir. Konu yeteneklere gelince; miktar, kaliteyi yener.” — Scott Adams

Etrafınıza baktığınızda bunun birçok örneğini de göreceğinizi iddia ediyorum. Yaklaşımın temel mantığı: Her şey başarı oranınızı artırmakla ilgili.

Ne kadar fazla başarınız varsa, kariyer başarısı için daha fazla şansınız vardır. Şöyle düşünün, kendinizi sadece tek bir konuda geliştiriyorsanız, fırsatlarınız da buna paralel olarak sınırlı olacaktır. Ancak birden fazla beceriniz varsa, fırsatlarınız da aynı şekilde fazla olacaktır. Kariyer planlarının ve seçimlerinin özü budur.


“Beni Daha Değerli Yapacak Temel Beceriler Nelerdir?”

Ne kadar beceriniz varsa o kadar değer yaratırsınız. Peki profesyonel yaşamda size değer katabilecek ve sektör fark etmeksizin önemli yetenekler nelerdir?

• Verimlilik ve Üretkenlik: Eğer üstünüze düşen şeyleri fazlasıyla yerine getirebiliyorsanız, her zaman kendinize yeni yollar yaratabilirsiniz. Sağlam bir iç disiplinle beraber verimli olmayı alışkanlık haline getirdiğinizde herhangi bir konuyu öğrenmek çok kolay oluyor. Bu yüzden verimlilik ve üretkenlik diğer yeteneklerin bir basamak üstünde kalıyor.

• Yazmak: Düşüncelerinizi kelimelere çevirmek, her zaman diğer insanlarla olan iletişiminizi ve işinizi yaparken bazı noktaları netleştirmenizi sağlar. Yazılı iletişimde kendinizi açık ve basit ifade edebilmek sandığınızdan çok daha önemli ve çok az kişinin sahip olduğu bir beceridir.

• Psikoloji: Olayların nedenlerine inebilmek ve doğru soruyu sorabilmek, kendimizi ve başkalarını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Bir terapist olmak zorunda değilsiniz, ancak psikolojinin temellerini bildiğiniz sürece insanlarla olan iletişiminizde gözle görülür bir değişim olacaktır.

• İkna: Kimisi için sanat, kimisi için bilim. Bu tartışmayı bir kenara bırakırsak, ikna edici biriyseniz; liderlik, satış, iletişim yani içinde karşılıklı etki barındıran her şeyde büyük avantajınız var demektir.

• Kişisel Finans: Aynı yerde aynı kademede çalışan insanların yaşam standartları arasında nasıl bu kadar fark olabilir? Cevap kişisel finansta saklı. Birçok insan kariyeri boyunca nasıl daha fazla para kazanabileceğini araştırır. Bu noktada parayı yönetmek ise ayırt edici ve bir o kadar da önemli bir yetenek olarak konumlanıyor.

Okumaya devam et

Girişimcilik

Facebook’un Eski Kurucu Ortaklarından Sean Parker’ın Sıra Dışı Başarı Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

Sean Parker ABD’li başarılı bir girişimci olarak tanınıyor. Fakat bu ünü elde etmesi hiç kolay olmadı. Hem zekasıyla birçok başarılı girişimde bulundu hem de olaylı hayatıyla başa çıkmaya çalıştı.

Henüz 7 yaşındayken programlama öğrenmeye başladı. Liseye geldiğindeyse sırf hobi olsun diye internet sitelerini hackledi. Genç yaşında FBI ile başı derde girdi.

Fakat yaptığı işlemler kimseye herhangi bir zarar vermediği için sadece “kamu hizmeti” cezası aldı.

Lise bittiğinde ailesi koleje gitmesi konusunda ısrarcıydı fakat o internetten tanıştığı yetenekli hacker Shawn Fanning’in NAPSTER projesine dahil olmak için San Francisco’ya taşındı.

Henüz 19 yaşındaydı ve bir yandan ailesinden ayrı yaşadığı evinde partiler verirken bir yandan da arkadaşıyla NAPSTER’ı kurdu.

İki arkadaş NAPSTER ile ilk yıllarında milyonlarca kullanıcıya ulaştılar ve çok hızlı bir şekilde büyüdüler. Fakat telifli müzik dosyalarını illegal paylaştıklarına dair mahkeme kararınca, NAPSTER kurulduktan sadece 14 ay sonra kapandı.

Daha sonra NAPSTER yeniden açıldı. Fakat hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Çünkü gerek piyasadaki rekabet, gerekse Sean Parker’ın bu oluşumdan uzaklaştırılması NAPSTER’ı eski günlerine geri getiremedi.

2001 yılına geldiğinde sosyal iletişim sitesi olan PLAXO’yu kurdu. Fakat kurduktan 3 yıl sonra yatırımcıları tarafından kovuldu. Sebebiyse uyuşturucuydu…

2004 yılında ise Stanford’ta çok da sıradan olmayan bir gün yaşandı. Dahi çocuk Sean Parker, oda arkadaşının bilgisayarında “the facebook” yazısını gördü.

O günden sonra artık dünya da bambaşka bir yer olacaktı.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar