Connect with us

Haberler

Eli Cohen: Netflix’in The Spy dizisinde Mossad adına Suriye’de çalışan casusun gerçek öyküsü nedir?

Yayınlandı

on

NETFLIX THE SPYTelif hakkıNETFLIX

İsteğe bağlı video yayın platformu Netflix’in bu ay başında yayınlamaya başladığı altı bölümlük The Spy adlı mini dizide, Orta Doğu’daki istihbarat savaşları tarihinin en önemli isimlerinden Eli Cohen’in öyküsü konu ediliyor.

Mısırlı bir Yahudi olan Cohen, 1960’lı yılların başında İsrail istihbarat teşkilatı Mossad adına çalışmaya başladı ve Suriye’de çok önemli istihbarat çalışmaları yaptı. Daha sonra Suriye tarafından yakalanan Cohen, 1965 yılında idam edildi.

Başrolünde komedi filmleriyle tanınan Sacha Baron Cohen’in oynadığı The Spy dizisi, Eli Cohen’in masabaşı bir işte çalışırken Mossad’ın en önemli ajanlarından birine dönüşmesi sürecini ve yaptığı istihbarat çalışmalarını anlatıyor.

Sacha Baron Cohen’in canlandırdığı Eli Cohen kimdir?

Mısırlı bir Yahudi olan Eliyahu (Eli) Cohen, 1924 yılında İskenderiye’de dünyaya geldi.

Gençliğinde, Mısırlı Yahudilerin İsrail’e göçlerine yardımcı olan gizli bir grubun içinde çalışmalar yaptı.

Daha sonra İsrail’in Mısır’da kurduğu casus ağının üyeleri arasına girdi. Ancak bu ağ, Mısır tarafından 1954 yılında ortaya çıkarıldı.

1956 yılındaki Süveyş Krizi’nin ardından İsrail’e yerleşen Cohen, askeri istihbarata girmek istedi ancak kabul edilmedi.

Daha sonra bir sigorta şirketinde dosya memuru olarak çalışmaya başladı.

1960 yılında ise Mossad tarafından ajan olarak işe alındı.

The Spy dizisi de dosya memuru olarak çalışırken Mossad’a katılma süreciyle birlikte, bundan sonra yaşanan olayları ele alıyor.

eli cohenTelif hakkıGETTY IMAGES

Cohen Mossad’a nasıl katıldı?

Cohen’in Mossad’a katıldığı 1960’ların başında İsrail, Suriye ile sınır konusunda ciddi uzlaşmazlıklar yaşıyordu. Mossad da Suriye yönetiminin niyetleriyle ilgili istihbarat sağlayacak bir casusu yetiştirip, yerleştirmeye karar verdi.

Cohen’in Mossad’a katılmasında Genel Direktörü Meir Amit önemli rol oynadı.

Suriye konusundaki istihbarat çalışmaları için uygun bir casus adayı ararken, reddedilen başvuru dosyalarına bakan Amit’in dikkatini Cohen’in dosyası çekti.

Cohen, iki hafta boyunca yakın takibe alındı. Hakkında geçmişi ve o dönemde yaptığı işler de dahil olmak üzere çok kapsamlı bir dosya hazırlandı.

Mossad, bu süreç içerisinde hem istihbarat teşkilatına hem de kendisine verilecek olan göreve uygun olup olmadığını inceledi.

Daha sonra Cohen ile temasa geçilerek, Mossad’ın kendisini işe almaya kabul ettiği bilgisi verildi.

Cohen, daha sonra altı ay boyunca yoğun eğitim programına alındı.

Eğitimi tamamlamasının ardından hazırlanan raporda, sahada casus olarak çalışabilmek için gereken tüm özellikleri karşıladığı yazıldı.

Kendisine Suriyeli bir işadamı kimliği verildi ve bu kimliğinin oturması için de Güney Amerika’ya gönderildi.

NETFLIX THE SPY

Cohen Mossad’a katıldıktan sonra neler yaptı?

Cohen’in Kemal Amin Thabet adına hazırlanan sahte kimliğiyle ilk durağı Arjantin’in başkenti Buenos Aires oldu.

Thabet’in Suriye siyasetinin önemli isimlerine erişmesi için burada yaşayan Suriyelilerin arasına girmesi ve bağlantılar kurması amaçlanıyordu.

Thabet, Arjantin’de kendini zengin bir işadamı olarak tanıttı ve bu dönemde Suriye diasporası içerisinde çok ciddi bir çevre edindi. Bu çevredeki önemli isimlerden aldığı referans mektuplarıyla 1962 yılında Şam’a yerleşti.

Arjantin’de edindiği bağlantılarla Şam’da da ekonomi ve siyaset dünyasının önemli isimleriyle hızlı bir şekilde bağlantı kurmayı başardı ve partiler ile gece hayatının aranan isimlerinden birine dönüştü.

Sosyal hayatı sayesinde tanıştığı isimler arasında yer alan üst düzey Suriyelilerden çok kritik bilgiler topladı.

Bu dönemde dizide de gösterildiği gibi, Suriye’nin Arjantin’deki askeri ataşesi olan ordunun en etkili isimlerinden Albay Emin el Hafız (Esad) ile tanışması casusluk kariyeri açısından bir dönüm noktası oldu.

Hafız, Suriye’ye döndükten sonra Baas Partisi’ne mensup bir grup subay ile birlikte darbe yaparak, yönetimi ele geçirdi. Bunun ardından Cohen’in devlet sırlarına erişim olanağı daha da genişledi.

Darbenin ardından devlet başkanı olan Hafız, Cohen’i en yakın isimlerinden biri haline getirdi. Hatta bir dönem Hafız, Cohen’i savunma bakanı olarak atamayı bile düşündü.

İsrail adına hangi istihbaratları topladı?

Tanıştığı kişiler aracılığıyla Suriye’nin askeri üslerine erişim olanağı elde ederken, İsrail ile en çatışmalı yerlerden biri olan Golan Tepeleri’ndeki Suriye ordusunun karargâhlarını sık sık ziyaret etme olanağı elde etti.

Faal olarak istihbarat çalışmasında bulunduğu 1961 ile 1965 yılları arasında topladığı bilgileri, evinde gizlediği telsiz vericisiyle Mors alfabesi kullanarak İsrail’e ulaştırdı; elde ettiği belgeleri de Avrupa üzerinden kendisiyle ilgilenen Mossad ajanslarına verdi.

Ayrıca Cohen’in bu dönem içerisinde en az üç kere İsrail’i ziyaret ettiği söyleniyor.

Cohen, Golan Tepeleri’nde güneşin altında nöbet tutan askerlerin gölgesinde durabilmeleri için belli yerlere ağaçlar diktirdi.

Bu ağaçlar daha sonra 1967 yılındaki Altı Gün Savaşları sırasında İsrail ordusu tarafından askerlerin yerini belirlemede kullanıldı ve hedef olarak vuruldu.

Ayrıca Suriye ordusunun konuşlandığı noktaları da bildirdi. İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgal etmesiyle sonuçlanan savaşın gidişatında özellikle Suriye’nin tek kademe değil, üç kademeli bir savunma hattı kurduğu yönündeki istihbaratı kritik rol oynadı.

THE SPYTelif hakkıNETFLIX

Cohen nasıl yakalandı?

Suriye istihbaratı, yaşanan bir dizi gelişme üzerine içlerinde üst düzey bir casusun olduğundan şüphelenmeye ve bunu araştırmaya başladı.

Suriye İstihbarat Teşkilatı’nın başına Albay Ahmed Sueydani’nin getirilmesinin ardından olası bir casusla ilgili soruşturma daha da derinleştirildi.

Cohen de bu dönem etrafındaki çemberin daraldığının ve aldığı riskin giderek arttığının farkındaydı.

Cohen, Kasım 1964’te hem yeni doğan üçüncü çocuğunu görmek hem de yeni elde ettiği belgeleri teslim etmek için İsrail’e gitti. Burada Mossad’a Suriye’ye geri dönmek istemediğini, kendini tehlikede hissetiğini söyledi. Ancak bu talebi kabul edilmedi ve son bir kez daha Suriye’ye gitmeye zorlandı.

Suriye istihbaratı da bu dönemde elinde olan Sovyetler Birliği’ne ait cihazlarla teknik takip yaparak, telsizle farklı bir frekanstan yasa dışı yapılan yayınları tespit etmeye başladı. Bu teknik takip sonucunda, Cohen, Ocak 1965’te evinden İsrail’e istihbarat geçerken suçüstü yakalandı.

Yakalandıktan sonra ne oldu?

Cohen, yakalandıktan sonra Suriye istihbaratı tarafından sorgulandı ve çok yoğun işkencelerden geçirildi.

Çıkarıldığı askeri mahkeme tarafından casusluktan suçlu bulunarak, idam cezasına mahkum edildi.

İsrail, Cohen’in iadesi edilmesi için uluslararası alanda geniş çaplı bir kampanya başlatmış olmasına karşın, Suriye geri adım atmadı.

CohenTelif hakkıGETTY IMAGES

Cohen, 18 Mayıs 1965 günü Şam’ın Merci Meydanı’nda asılarak idam edildi.

Cohen’in naaşının nerede olduğu halen bilinmiyor. Suriye’nin naaşın İsrail tarafından bulunup geri götürülmesini engellemek için en az üç kez yerini değiştirdiği belirtiliyor.

Suriye ile İsrail arasında, 2007 yılında Türkiye’nin arabuluculuğuyla ilişkilerin normalleştirilmesi için yürütülen müzakere sürecinde Cohen’in naaşının iade edilmesi konusu da masaya getirildi. Ancak bir sonuç alınamadı.

Temmuz 2018’de Cohen’a ait kol saati, detayları açıklanmayan “özel bir Mossad operasyonu” ile İsrail’e getirildi. Saat, halen Mossad’ın merkezinde sergileniyor.

Bu yılın Nisan ayında, Cohen’in naaşının Şam’dan ayrılan bir Rus heyetine teslim edildiği yönünde haberler çıksa da bu haberler doğrulanmadı.

Cohen, halen İsrail’de bir ulusal kahraman olarak kabul ediliyor.

BBC

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Japonya’da Velilere Gönderilen, Çocuklar İçin 18 Maddelik ‘Davranış Listesi’

Yayınlandı

on

Yazar

 

Japonlar için davranışın ve birtakım tutumların çok önemli olduğunu biliyoruz. Bu davranış ve tutumlar bütününü genelde çocuk yaşta okulda ve aile içinde öğreniyorlar. Bununla ilgili uyarılan velilerden birine okuldan gönderilen listeyi 9GAG aracılığı ile sizlerle paylaşıyorum.


1) Birisi konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.

2) İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.

3) Sandalyede uygun bir şekilde otur.

4) Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.

5) Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy.

6) Giysilerinin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol.

7) Masanı ve çevreni düzenli tut.

8) Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.

9) Kahvaltıyı önemse.

10) Dişlerini her zaman fırçala.

11) Asla yalan söyleme.

12) Kimseyi dışlama ve kimseye dışlanmış hissettirme.

13) Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.

14) Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.

15) İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir.

16) Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.

17) Hem doğada zaman geçirip rahatlamak, hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.

18) Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile.

Kaynak.

Okumaya devam et

Galeriler

Babası 5 Aylık Oğluna Rap Savaşında Meydan Okuyor, Bebeğin Kahkahası Mağlup Ediyor

Yayınlandı

on

Yazar

Haydi bu uzun haftayı  olumlu bir notla bitirelim, olur mu? Aslında, bu olay için gerçekten özel bir şey hazırlandı. Bu, bir baba ve 5 aylık oğlu arasında bir rap savaşı.

Temel olarak, Baltimore’dan B-doe adlı bir rapçi olan bu baba,  oğlu Quentin ile rap yapmaya karar verdi. Ve bu küçük fasulye henüz konuşamasa bile, oradaki en ölümcül silahı kullanarak savaşı kazanıyor:GÜLME.

Sadece devam et ve kendin gör.

Sadece bu ikisine bak!

Yani, bu küçük tatlıyı kim suçlayabilir? Cidden, babanla rap yapmaya çalışırken daha komik bir şey düşünebilir misin?

İyi haber — bu ikisi arasında yakalanan tek rap savaşı değil!

Okumaya devam et

Haberler

ABD’de el dezenfektanı içen 3 kişi öldü, 1 kişi kör oldu

ABD’de el dezenfektanı içen 3 kişinin hayatını kaybettiği, 1 kişinin kalıcı olarak kör olduğu ve 3 kişinin ise yoğun bakımda olduğu belirtildi.

Yayınlandı

on

Yazar

ABD’nin New Mexico eyaletinde el dezenfektanı içen 3 kişinin metanol zehirlenmesi sonucu öldüğü, 3 kişinin ise yoğun bakımda tedavilerinin sürdüğü bildirildi.

Eyaletin sağlık bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, dezenfektan içen bir kişinin ise kalıcı olarak kör olduğu ifade edildi.

New Mexico eyaleti Sağlık Bakanı Kathy Kunkel yaptığı açıklamada, “Metanol içeren bir el dezenfektanı içtiyseniz, lütfen tıbbi yardım alın. Metanol zehirlenmesi için bir panzehir kullanılabilir.

Abir kişiye ne kadar erken müdahale edilirse, iyileşme ihtimali o kadar artar” dedi. Yüksek miktarda metanol alınması, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, bulanık görme, kalıcı körlük, sinir sisteminde kalıcı hasara ya da ölüme neden olabiliyor.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump Nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen korona virüs bilgilendirme toplantısında, “Peki dezenfektanları vücuda enjekte edeceğimiz bir yol var mıdır? Belki de içimizde bir çeşit temizlik yapabiliriz.

Biliyorsunuz, virüs ciğerlere iniyor. Buna bir bakmak ilginç olabilir” açıklamasını yapmıştı. Trump, açıklaması nedeniyle gelen tepkiler sonrası bunun muhabirlere yönelik kinayeli bir soru olduğunu söylemişti.

Okumaya devam et

Haberler

Rusya’da anayasa değişikliği referandumuna ait internet sitesine siber saldırı

Rusya’da anayasa değişikliği için yapılan referandumun internet sitesine Singapur ve İngiltere’den siber saldırılar yapıldığı belirtildi.

Yayınlandı

on

Yazar

Rusya Federasyonu Merkez Seçim Komisyonu’nun yaptığı açıklamada, anayasa değişikliği referandumuna ait internet sitesine Singapur ve İngiltere merkezli siber saldırıların yapıldığı belirtildi.

 

İnternet sitesi anayasa ve oy kullanma prosedürlerinde yapılacak değişiklikler hakkında bilgi içeriyor.

Okumaya devam et

Haberler

George Floyd eylemleri: Gösteriler ne anlama geliyor, bundan sonra ne olacak?

Andre Vltchek’e göre ırkçılık sorunu ABD’nin temellerinde yatıyor ve ABD’de ırkçılık karşıtlığıyla sistem karşıtlığı aynı şeyi ifade ediyor. Donald Trump’ı ABD siyasetinde bir tür anomali olarak tanımlamak ise ‘tamamen ikiyüzlülük’.ABD Minneapolis’te George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan eylemler, ABD sınırlarını da aşarak dünya çapında yeni bir ırkçılık karşıtı dalga yarattı. Eylemlerin merkezi ABD’de protestocularla polis arasında yaşanan sert çatışmalar kadar, eylemlerin niteliği ve geleceğine ilişkin de çeşitli tartışmalar gündeme geldi. Protestolarla ilgili gündeme gelen ‘Eylemler ne anlama geliyor? ABD’de ırkçılık ne boyutta? Yaşanan çatışmaların tek suçlusu Trump yönetimi mi? Bundan sonra ne olacak?’ gibi soruları, gazeteci/yazar Andre Vltchek ile konuştuk. Vltchek, yaşanan ırkçılık sorununun öncelikle ABD’nin ‘temellerinde yattığını’ söyledi: ‘Yerli halkın soykırımı, kölelik, ırk ayrımcılığı ve nihayetinde emperyalizm ve neo-sömürgecilik.’ Vltchek, George Floyd cinayeti sonrasında yaşanan eylemlerle ilgili olarak ise, cinayetin ‘çoğu insan için bardağı taşıran son damla’ olduğunu belirtti ve “Ülke ‘patladı’. Ya da daha doğrusu, onlarca yıldır ezilen, sessiz ve aşağılanmış olanlar öfkelerini dile getirdi” ifadelerini kullandı. Öte yandan, “Eylemler ABD’de olumlu yönde bir değişikliğe yol açabilir mi?” sorusunu yanıtlayan Vltchek, ABD yönetim sisteminin ‘buna izin vermeyeceği’ görüşünde: “Devam eden protestolar, ABD’nin beyaz olmayan sakinlerinin ‘özgürlüğün kalesi’ olarak adlandıran ülkede yaşamak zorunda kaldıkları dehşete dikkat çekebilir. Ancak ülkeyi yöneten rejim hiçbir zaman temel veya ‘pozitif’ değişikliklere izin vermeyecektir.” Floyd cinayetinin ardından başlayan eylemlerle ilgili en çok tartışılan konulardan bir diğeri ise eylemlerin niteliği. Öne çıkan bir görüşe göre, eylemler yalnızca ‘ırkçılık karşıtı’ bir nitelik taşırken, bir diğer görüşe göre ise eylemler var olan sınıfsal çelişkileri de yansıtıyor. ‘ABD’de ırkçılık karşıtlığı, sistem karşıtlığıyla eş anlamlı’

Yayınlandı

on

Yazar

ABD Minneapolis’te George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan eylemler, ABD sınırlarını da aşarak dünya çapında yeni bir ırkçılık karşıtı dalga yarattı. Eylemlerin merkezi ABD’de protestocularla polis arasında yaşanan sert çatışmalar kadar, eylemlerin niteliği ve geleceğine ilişkin de çeşitli tartışmalar gündeme geldi. Protestolarla ilgili gündeme gelen ‘Eylemler ne anlama geliyor? ABD’de ırkçılık ne boyutta? Yaşanan çatışmaların tek suçlusu Trump yönetimi mi? Bundan sonra ne olacak?’ gibi soruları, gazeteci/yazar Andre Vltchek ile konuştuk. Vltchek, yaşanan ırkçılık sorununun öncelikle ABD’nin ‘temellerinde yattığını’ söyledi: ‘Yerli halkın soykırımı, kölelik, ırk ayrımcılığı ve nihayetinde emperyalizm ve neo-sömürgecilik.’ Vltchek, George Floyd cinayeti sonrasında yaşanan eylemlerle ilgili olarak ise, cinayetin ‘çoğu insan için bardağı taşıran son damla’ olduğunu belirtti ve “Ülke ‘patladı’. Ya da daha doğrusu, onlarca yıldır ezilen, sessiz ve aşağılanmış olanlar öfkelerini dile getirdi” ifadelerini kullandı. Öte yandan, “Eylemler ABD’de olumlu yönde bir değişikliğe yol açabilir mi?” sorusunu yanıtlayan Vltchek, ABD yönetim sisteminin ‘buna izin vermeyeceği’ görüşünde: “Devam eden protestolar, ABD’nin beyaz olmayan sakinlerinin ‘özgürlüğün kalesi’ olarak adlandıran ülkede yaşamak zorunda kaldıkları dehşete dikkat çekebilir. Ancak ülkeyi yöneten rejim hiçbir zaman temel veya ‘pozitif’ değişikliklere izin vermeyecektir.” Floyd cinayetinin ardından başlayan eylemlerle ilgili en çok tartışılan konulardan bir diğeri ise eylemlerin niteliği. Öne çıkan bir görüşe göre, eylemler yalnızca ‘ırkçılık karşıtı’ bir nitelik taşırken, bir diğer görüşe göre ise eylemler var olan sınıfsal çelişkileri de yansıtıyor. ‘ABD’de ırkçılık karşıtlığı, sistem karşıtlığıyla eş anlamlı’ Vltchek ise, Batı sisteminin ‘endemik olarak ırkçı’ olduğunu söyleyerek, ırkçılık karşıtı eylemlerin sistem karşıtlığıyla eşit olduğu düşüncesini dile getirdi: “Protestolar, özü itibarıyla ırkçılık karşıtıdır. Bunun yanında, bazı bireyler ve gruplar da ABD içindeki derin sınıf çelişkilerine dikkat çekmeye çalışıyor.Unutmayalım ki tüm Batı sistemi endemik olarak ırkçıdır, bu yüzden ‘ırkçılık karşıtlığı, ‘sistem karşıtlığı’ ile eş anlamlıdır. Şaşırtıcı ve cesaret verici bir şekilde, birçok protestocu şimdi sadece erkek ve kız kardeşleri için değil, tüm dünyadaki insanlar için, batılı yöneticiler tarafından ezilmiş olanlar için’ de adalet istiyor. Bu, genellikle bir ‘sömürgeci efendinin’ sağladığı ayrıcalıklardan yararlanan ve dünyamızın yapılandırılma biçiminde önemli değişiklikler istemeyen ABD beyaz orta sınıfından pek duymadığınız bir şeydir. Bu, bir bakıma, ‘İmparatorluk’ için yalnızca iki tanınabilir ırkın olduğu teorisini destekliyor: beyaz ve ‘öteki’. Ve şimdi Amerikan şehirlerinin sokaklarında olan şeyler de ırkçılıkla ilgili. Bu durum 500 yıldır böyleydi, ancak birçok batılı siyasi figür ve entelektüel bu gerçeği yüksek sesle dile getirmiyor.” Tek suçlu Trump mı? ABD’deki eylemler kadar, Trump yönetiminin eylemcilere ilişkin tavrı da tartışma konusu oldu. Ulusal Muhafızları şehirlere çağıran Trump, eylemlerin yayılmasından ‘aşırı sol’ ile ‘güçsüz demokrat belediye başkanlarını’ sorumlu tutarak gösterileri şimdiden seçim malzemesi haline getirmeye başladı. Bu durum ayrıca, ABD kamuoyundaki ‘Trump karşıtlığını’ da yükseltti. Ancak, yaşanan ırkçı cinayetler ve eylemcilere yönelik sert polis müdahalesinin sorumluluğu yalnızca Trump yönetiminin mi? Vltchek, bu soruyu ise şu şekilde yanıtladı:  “Donald Trump’ı ABD siyasetinde bir tür anomali olarak tanımlamak tamamen ikiyüzlülük. Obama’nın ölüm saçan dış politikası gerçekten daha mı iyi? Obama Afrikalı-Amerikalı insanların yaşamlarını iyileştirdi mi? Tabii ki hayır. Ya Clinton? Evet, hem Obama’nın hem de Clinton’un belli bir ‘cazibesi’ vardı ve bu tam da Avrupalıların sevdiği şeydi. Afrika ya da Orta Doğu’da masum milyonları öldürmek sorun değil. ABD Başkanları (Batı) etiketlerini, ‘sofra adabını’ bildiği sürece, geri kalan her şey affedilir. Tabii ki, Donald Trump veya George W. Bush gibi bireyler tehlikeli canavarlardır, ancak genel olarak eylemleri, kameraların önünde, çok daha uygun bir şekilde davrananlarla aynıdır. Sorduğunuz şey kolayca cevaplanabilir: ABD yönetimi altındaki protestoculara karşı ‘sert tutum’ alınacaktır. Vahşet, esas olarak Washington tarafından, ulusun doğumundan beri kullanılmaktadır. Yerli Amerikalılar soykırım olarak tanımlanabilecek cinayetlerle katledildi. İsyancı köleler tecavüze uğradı, işkence gördü ve öldürüldü. Savaşları protesto eden öğrencilere ateş açıldı ve öldürüldü. Ancak, şu anda olan şey kötü, korkunç, ama hiç de yeni değil.” ‘ABD ve Hong Kong’daki eylemler taban tabana zıt’ Floyd eylemleri aynı zamanda çeşitli Avrupa ülkelerine de yayılarak dünya çapında bir eylemlilik sürecini de beraberinde getirdi. Öte yandan, ‘Özgürlük’ ve ‘baskıya karşı direnme’ gibi sloganlarla düzenlenen eylemler, benzer sloganlar kullanıldığı için Hong Kong eylemlerine de benzetildi. Peki, ABD ile Çin arasında öne çıkan gerilim başlıklarından biri olan Hong Kong meselesi, ABD’deki George Floyd eylemlerine ne kadar benziyor? İkisi arasında bir paralellik kurulabilir mi? Vltchek’e göre bu iki eylemlilik süreci birbirine taban tabana zıt: “Durumu analiz etmek için haftalar geçirdiğim Hong Kong’da, çoğunlukla gençler İngiliz eğitim sistemi, Batı propagandası ve Avrupa ve ABD büyükelçiliklerinin ve örgütlerinin doğrudan katılımıyla raydan çıkmıştı. Dış güçlerin çıkarları açıktı: Çin liderliğini itibarsızlaştırmak ve mümkün olduğunca çok zarar vermek. Hong Kong’da patlak veren isyanlarda ‘kendiliğinden’ hiçbir şey olmadı. ABD’de ise, polis şiddeti ve George Floyd’un korkunç ölümü, ülkenin dört bir yanındaki sayısız topluluk ve şehirde içgüdüsel öfke patlamalarına yol açtı. Hong Kong’da, Pekin karşıtı isyanlar “Ya belli bir şekilde davranırsa ve kesinlikle meşru yasaları belirli bir şekilde kullanırsa?” gibi spekülasyonlara dayanırken, ABD’de yaşanan ‘korkular’ gerçek: Aşırı kalabalık cezaevleri, hayal edilemez polis vahşeti. Binlerce kişi polis tarafından vurularak öldürüldü, bunların çoğu da etnik azınlıklara mensup. ABD ve Avrupa soykırımlar yaratıyor ya da en azından destekliyor. Çin ise hastaneler, okullar, demiryolları, otoyollar ve fabrikalar inşa ediyor. Hangi sistemin daha korkunç olduğu açık. Ve gezegenimizin buna isyan etmesi gerekiyor.” Bundan sonra ne olacak? George Floyd eylemlerinde ‘Bundan sonra ne olacağına ilişkin’ öngörülerde bulunan Vltchek, ABD ile Avrupa’nın ‘isyanı önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapacaklarını’ vurgulayarak şunları söyledi: “Protestolar, kimlerin katılacağına ve kimlerin harekete geçeceğine bağlı olarak sönebilir veya devam edebilir. George Floyd’un korkunç ölümü, hem çok gerçek, hem de semboliktir. Geçenlerde yazdığım ‘ABD tarafından ezilen Dünya nefes alamıyor: Soykırım ve kölelik üzerine’ başlıklı makalemde belirttiğim gibi, Minneapolis’teki cinayet, büyük bir uluslararası sorun haline geldi ve batı emperyalizmine karşı küresel bir ayaklanmayı tetikleyebileceği anlaşılıyor. Elbette, ABD ve Avrupa isyanı önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapacaklar. Vatandaşlarının birçoğu şu anda ‘Barış’, ‘Aşk’ ve ‘Irk önemli değil’ gibi sözleri konuşuyor ve yazıyor. Tabii ki, iktidar ırkı ve iktidar kültürü için en çok arzu edilen sonuç statükonun korunmasıdır: İnsanlar protesto ederler, sonra evlerine dönerler ve her şey eskisi gibi kalır. Siyahlar eziyet görmeye devam ederler, ‘Beyaz olmayan dünya’ itaatkar koşullarda yaşamak zorunda kalır. Milyonlarca insan ölmeye devam eder ve böylece ayrıcalıklı olanlar şanslı hayatlarını yaşarlar. Beyaz Batılı güçlerin gezegenimizin geri kalanını bir toplama kampına çevirdiği 500 yılı aşkın tarih, halının altına süpürülüyor ve tamamen sansürleniyor. Ancak bir gün, dünyanın bu tür düzenlemeleri çökecek. Bir gün; ya çok yakında, şu anda tanık olduğumuz şeyin bir sonucu olarak ya da çok uzak olmayan bir gelecekte. Çünkü böyle bir ‘düzenleme’ ahlaki açıdan yanlış ve sürdürülemez. Devrim Batı’dan gelmeyecek. Batılı ‘sözde Sol’dan bile değil. Batı solu şimdi komplo teorilerinde, Soros ve diğerlerini ‘Afro-Amerikan isyanlarını finanse ettikleri için’ suçluyor. Devrim dışarıdan gelecek – ezilen dünyadan. Ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki azınlıklar katılacak, çünkü bunlar Gezegenimizin hem ‘dış’ hem de ‘ezilen’ bölümünün bir parçası.” Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik’in görüşlerini yansıtmayabilir.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar