Connect with us

Kişisel Gelişim

Hayatla İlgili Keşke 10 Yıl Önce Bilseydim Dediğim 25 Şey…

Yayınlandı

on

Yazar Darius Foroux kendi deneyimlerinden yola çıkarak “10 yıl önce keşke bilseydim” dediği şeyleri bir araya getirmiş. Kendisinden dinliyoruz…

Batı felsefesinin kurucularından biri olarak kabul edilen Sokrates, bir zamanlar Delphi’nin Kahini tarafından yeryüzündeki en bilge adam olarak adlandırıldı. Sokrates, kahinin böyle bir yorum yaptığını duyduğunda, bu ifadenin yanlış olduğunu düşündü. Ve dedi ki:

“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”

Dünyadaki en zeki, en bilge adam nasıl hiçbir şey bilemez? Bu paradoksal bilgeliği ilk defa 14 ya da 15 yaşımdayken okul öğretmenimden duydum. Bu beni çok etkiledi, Socrates’in bu sözünü öğrenme stratejim olarak kullandım.

“Ben hiçbir şey bilmiyorum” demek bence şu anlama geliyor: eğitimli bir insansınız, ama yine de hiçbir şey bilmiyorsunuz. Her şeyden ve herkesten bir şeyler öğrenebilirsiniz.

Aşağıda bulacağınız şey, diğer insanlardan ve kitaplardan öğrendiğim en önemli şeylerin bir listesi. Bunlardan bazılarını öğrenmem uzun zaman aldı. Ama bunları tek başıma öğrenmek zorunda olsaydım inanın çok daha uzun sürerdi.

İşleri hızlı bir şekilde öğrenebiliriz, ancak çoğu zaman aynı oranda unuturuz. Dolayısıyla bazen öğrendiğimiz şeyleri kendimize hatırlatmamız gerekir.

İşte başkalarının bana öğrettiği bu hatırlatıcılardan 25’i:

1) Mücadele iyidir.
Asla “artık dayanamıyorum” demeyin. Onun yerine “gel bakalım!” deyin.

2) Şikayet etme.
Şikayet en büyük zaman kaybı. Ya bir şey yap ya da sus.

3) Sevdiğiniz insanlarla zaman geçirin.
Bu senin ailen ve en iyi arkadaşların olabilir. Eğer bir ailen yoksa, bir aile yarat. Çoğu insan geçicidir. Aile kalıcıdır.

4) Aşık değilseniz bir ilişkiye başlamayın.
Bunu bir kereden fazla yaptım. Birinden hoşlanıyorsunuz ve şöyle düşünüyorsunuz: “Bir şans verebiliriz.” Aslında bu pek de iyi bir fikir değil. Ya aşıksındır ya da değilsindir. Kendini kandırma.

5) Günlük egzersiz yapın.
Bunu yakın zamana kadar yapamadım. Sağlıklı bir vücut, yaşamdaki her şeye başlamanız gereken yerdir. Sağlıklı ve güçlü bir vücut inşa edin!

6) Bir günlük tutun.
Hayır, günlük tutmak çocukların yaptığı bir şey değildir. Daha iyi bir düşünür ve yazar olmanıza yardımcı olur. “Bir yazar olmak istemiyorum” diyebilirsiniz. Peki, günde kaç tane e-posta ve metin gönderiyorsunuz? Aslında herkes bir yazardır.

7) Minnettar olun.
Herkese ve her şeye teşekkür edin. “Bu güzel gün için teşekkür ederim”, “E-postan için teşekkür ederim”, “Orada olduğum için teşekkür ederim”… vb.

8) İnsanların ne düşündüğünü önemseme.
Hepimiz en sonunda ölmeyecek miyiz? Gerçekten insanların sizin hakkınızda ne düşündüğü önemli mi?

9) Daha fazla risk al.
Korkak olma.

10) Bir sektör seçin, bir iş değil.
Bir şeyde iyi olmak istiyorsanız, bunu yapmak için yıllar harcamak zorundasınız. Sektörden sektöre geçerseniz bunu yapamazsınız. Sevdiğiniz bir endüstri seçin ve en alt seviyeden başlayın. Sonunda sizin için mükemmel işi bulacaksınız.

11) Yol göster.
Kendinizi herkesin birbirine baktığı bir durumda bulduğunuzda, önderlik yapmanın zamanı gelmiş demektir. Lider olmaya karar verdiğin lider olmaya başlarsın. Bunun için bir başlama anı veya iş pozisyonu yoktur. Lider olmak sadece bir karar almaktır.

12) Para en önemli şey değil.
Parayı önemsememek ve bunun yerine değer sağlamaya odaklanmak için kendinizi eğitmeniz gerekiyor. Ayrıca, sahip olduğunuz eşyalara aşırı bağımlı hale gelmeyin. Aksi halde eşya size sahip olacaktır.

13) Nazik ol.
Daha kibar biri olabilirsin. İnsanlara hakaret etme.

14) Her gün öğren .
Her gün öğrenmek için günde bir kitap okumak zorunda değilsiniz. Hatalarınızdan ders alın. Etrafınızdaki insanların size öğretebilecekleri şeylere açık olun.

15) Yorulmadan önce dinlen.
İşine aşık biri olsan bile, dinlenmeye zaman ayırman gerekiyor. Sen bir insansın, Android değilsin, bunu asla unutma.

16) Yargılama.
İnsanlar sırf senden farklı seçimler yapıyor diye aptal değiller. Ayrıca insanlar hakkında her şeyi bilmiyorsunuz, bu yüzden onları yargılamayın, onlara yardım edin.

17) Diğerlerini düşün.
Sadece dikkatli ol, hepsi bu. Hepimizin aileleri, ödenecek faturaları ve kendi sorunları var.

18) Karşılıksız şeyler yap.
Skor tutma. Sadece iyilik yapmanın verdiği mutluluk için bir şeyler yap.

19) Oyunun sonu yok.
Her şeyi anlamaya çalışma. Yolculuğun tadını çıkar.

20) Küçük şeylerin tadını çıkar .
Klişeleri severim çünkü gerçektirler. Özellikle de bu madde. Neden biliyor musun? Çünkü herkes bunu bildiğini söylüyor, ama kimse yapmıyor. Sadece büyük şeylerin peşinde koşuyorlar.

21) Kendini ciddiye alma.
Evet, sen bir bireysin ve insanlar seni ciddiye almak zorunda, anlıyorum. Ama günün sonunda hepimiz aynı şeyleri kovalamaya çalışan bir grup karıncayız. Neşelen…

22) İnsanları suçlama.
Amaç ne? Onları cezalandırmak mı? Bunu insanlara yapma. Ayrıca kendini de yapma. Sen de sadece bir insansın.

23) Bir şey yarat.
Bir miras bırakmak için değil mutlu olmak için! Müzik yap, kitap yaz, masa yap, herhangi bir şey. Kendin için… Kendini iyi hissedeceksin.

24) Asla çok uzun süre geriye bakma.
Geçmiş sadece bir şey için iyidir: o da öğrenmek.

25) Harekete geç!
Sadece orada oturup durma. Hareket olmadan, sonuç yaratamazsın..

Çok fazla şey biliyor olabilirsin. Ama Socrates gibi, sen ve ben hiçbir şey bilmiyoruz. Bu yüzden öğrenmeye devam etmeliyiz.

Kaynak.

Gerçek mi?

Kimliğimizin Bilinmemesi Bizi Cesur mu Yapıyor Yoksa İçimizdeki Canavarı mı Uyandırıyor?

Yayınlandı

on

Yazar

Tarihin en önemli sosyologlarından biri Zygmunt Bauman, Akışkan Doğanlar adlı kitabında, “İnternet”i büyük beklentiler ve hüsrana uğramış umutlar kombinasyonu olarak tanımlıyor. Bunu şöyle anlatıyor:

“İnternet hayatımıza bireysel özgürlükleri ve insan refahını heyecan verici derecede artırmak üzerine girdi, peki bugün sonuç ne? İdeal, politik ve demokratik yaşam alanı olmayı taahhüt eden internet; sonuçta demokrasi krizini, çatışmaları ve diktatörlükleri artıran bir yapıya büründü.”

Bunun en önemli nedeninin kimliğin belirsizliği ve gizlenebilmesi olduğunu iddia ediyor. Normal şartlarda birinin yüzüne karşı kolayca “hırsızsınız, katilsiniz” demek pek mümkün değilken, şiddete oldukça uzak kabul edilebilecek biri çok uzak mesafelerden en sağlam küfürleri ve hakaretleri sıralayabiliyor. (Elbette yan komşunuz da olabilir!)

Bazılarınız ABD’li psikolog Philip Zimbardo’nun bir grup genç kız üzerinde yaptığı deneyi hatırlayabilir.

Bazılarınız ABD’li psikolog Philip Zimbardo’nun bir grup genç kız üzerinde yaptığı deneyi hatırlayabilir.

Deneyde Zimbardo, kız öğrenci grubunun kimliklerini gizlemek için onların Klu Klux Klan’dakilerin giydiğine benzer ve kimliğin anlaşılmasını engelleyen bir kıyafet giymelerini sağlıyor. Diğer bir grup kız öğrenciye ise herhangi bir kıyafet sınırı koymuyor. Kendi gündelik kıyafetleriyle rahatça deneye katılıyorlar. İki gruptan da başka insanlara elektrik vermeleri isteniyor. İlginç bir şekilde kimliğini gizlemek için başlık takılması istenenler, başlık takmayanlara nazaran elektrik akım düğmesine takmayanlara göre iki kat daha fazla süre basmışlardır. Yani uzun süre işkence edebilmişlerdir.

İnternet iki farklı dünya yarattı.

Biri yaşadığımız gerçek dünya diğeri ise kimliğimizin daha gizli olduğu ve perdenin arkasında kaldığımız bir dünya. İkinci dünya gittikçe büyüyor ve internet üzerinden verilen tepkilere de kamu otoriteleri sessiz ve tepkisiz kalamıyor.

Bir gruba “Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur!” hukuki ilkesine katılıyor musunuz?” ya da “Eğer masum olsaydınız ve birileri iftira atsaydı, ne hissederdiniz?” diye sorsaydım muhtemelen insanların çoğu ilkine “Medeniyetin gereği!” ikincisine ise “Çok kötü hissederdim.” derdi. Peki nasıl oluyor da hukuki sürece girmiş birçok konuda elimizde gerçekten hiçbir delil olmadan sosyal medyada birilerini katil, hırsız diye suçlayabiliyoruz? Medeniyet dediğimiz şey bırakın hukuki süreçte olanları, suçluların bile hakları olduğuna inandığımız zaman var olabilen bir şey.

Dijital dünyanın kamu otoriteleri üzerinde büyük etkisi var hatta sosyal medyayı tatmin etmek için hukuk dışı bile davranabiliyorlar. Sosyal medyada tepki gösterenlerin de haklılık payları yüksek çünkü adalete güven duygusunda ve adaletin hızında önemli problemler var.

Adalet işini yapamadığında linç kültürü hızlanmaya ve güçlenmeye başlıyor. Halide Edip Adıvar’ın 1923’te yazdığı “Vurun Kahpeye” romanındaki linç kültürü sosyal medya açısından çok da farklı değil. O zaman bir köyde ağzından tükürük saçan nefret dolu insanlar vardı, bugün onlar hâlâ varlar ve sosyal medyadalar. O gün romandaki gericiliği temsil eden Hacı Fettah adlı karakter, bugün sosyal medyada daha modern insanlarla temsil edilse de “İdealist Aliye” olmak isterseniz size bazı önerilerim var.

1. Sosyal medyada bir şey paylaşmadan önce haberin doğruluğundan emin olmak için gereken tüm çabayı gösterin ve eğer emin olamıyorsanız paylaşmayın!

1. Sosyal medyada bir şey paylaşmadan önce haberin doğruluğundan emin olmak için gereken tüm çabayı gösterin ve eğer emin olamıyorsanız paylaşmayın!

Eğer paylaşırsanız hukuki yaptırımlarla baş başa kalabilirsiniz. Ya da bir Hacı
Fettah’ın piyonu olma olasılığınız var. Sosyal medya şeffaf değildir, perdelerin arkasında hep birileri ya da bir ideoloji vardır.

2. Suçu ispatlanmamış hiç kimseyi suçlu ilan etmeyin.

Hukuki sorumluluk bir kenara ahlaki olarak masum bir insanı suçluyor olabilirsiniz. Birilerini suçlamak için sosyal medya en iyi ortam olmayabilir.

3. Sosyal medyada sizin gibi düşünmeyenleri hemen arkadaş listenizden çıkarmayın.

Bunu yaparsanız hep sizin gibi düşünenleri takip ederek körelirsiniz. Sizden farklı düşünenlerin ne düşündüğünü anlamaya çalışın. Dünyanın bölünme ve ötekileşme nedenlerinden biri budur. Ötekileştirmeden rahatsızsanız ve bunu siyasilerin yaptığına inanıyorsanız yanılıyorsunuz çünkü bunu yapan biziz.

4. Başkalarının ne düşündüğünü ve neden öyle düşündüğünü suçlamadan anlamaya çalışın.

4. Başkalarının ne düşündüğünü ve neden öyle düşündüğünü suçlamadan anlamaya çalışın.

Yaptıklarımızı yapmaya devam edersek dijital dünya bizi çok daha fazla bölecektir.

Geçenlerde siyasi görüşe sahip TV kanallarından birine maruz kalıyorum. Yanımdaki bana sordu:

“Ne kadar haklı değil mi?”

“Ben sadece nefret görüyorum.” dedim. “Söyledikleri sadece düşmanca.” diye ekledim.

“Haklı değil mi?” dedi.

“Yıllardır aynı şeyleri duyuyorum, her gün TV’de birbirine benzeyen birkaç kişi çıkıyor ve aynı muhalefet şekli ya da aynı iktidar şeklinde bağırıyor ama hepsi nefret dolu.” dedim.

“Haklı değil mi?” dedi.

Nefret, bu dünyada kötüye bile yönelse fayda yaratmayacaktır.

Nefret, bu dünyada kötüye bile yönelse fayda yaratmayacaktır.

Sadece nefreti, acıyı daha da büyütecektir.

Dijital dünya, renkli basın, TV’ler bizim duygusal reflekslerimizden beslenirler ancak okuyucular olarak dijital yetkinliklerimizi geliştirmek, bizi daha iyi bir yere götürebilir. Siz ise savaşa değil barışa ortak olun, nefret ile değil sevgiyle iş birliği yapın.

Ne düşünüyorsunuz kendi öfkeniz ve kendi nefretiniz hakkında?

Yorumlarda görüşlerinizi okumayı çok isterim.

Eğer yazdıklarımın bir kısmına bile katılıyorsanız hadi biz de tam tersi bir akım başlatalım. Barış kelimesi bile ideolojilerdeki yerini aldı. Hadi biz #insanısevgiyasatir (İnsanı Sevgi Yaşatır) diyelim.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Doğrusunu Öğrendiğinizde Kendinize Gelemeyeceksiniz: Yanlış Kullandığımız Atasözleri ve Deyimler

Yayınlandı

on

Yazar

Bazı atasözleri ve deyimler var ki, sık kullansak da dile yanlış şekilde yerleştiği için bir türlü doğrusunu öğrenemiyoruz.

Not: Kaynak olarak 1980 yılından önce Türk Dili Kurumu tarafından basılan Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü kullanılmıştır.

1. “Aptala malum olur” değil.

"Aptala malum olur" değil.

Doğrusu: “Abdala malum olur.” Abdal, bilge kişi ve gezgin anlamına gelir. Bilge kişiye malum olması da çok doğaldır.

2. “Azimle sıçan betonu deler” değil.

"Azimle sıçan betonu deler" değil.

Doğrusu: “Azimli sıçan betonu deler.” Sıçan, bir fare türüdür. Dolayısıyla azimli bir sıçanın betonu delmesi mucize gibi olsa da, mücadeleyi anlatır.

3. “Eşek hoşaftan ne anlar?” değil.

"Eşek hoşaftan ne anlar?" değil.

Doğrusu: “Eşek hoş laftan ne anlar?” Zamanla ‘hoş laf’ tamlamasının bozulmasıyla ‘hoşaf’tan anlamak haline gelen bu atasözü, beğenilecek bir şeyi küçümseyenleri anlatırken kullanılır.

4. “Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü” değil.

"Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü" değil.

Doğrusu: “Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü.” Buradaki zürefa, zarif kimse anlamına gelir.

5. “Su küçüğün, söz büyüğün” değil.

"Su küçüğün, söz büyüğün" değil.

Doğrusu: “Sus küçüğün, söz büyüğün.” Büyüklerin sayılması anlamına gelir.

6. “Kısa kes Aydın havası olsun” değil.

"Kısa kes Aydın havası olsun" değil.

Doğrusu: “Kısa kes, Aydın abası olsun.” Aba, bir tür kıyafettir. Aydın’ın yöresel kıyafetlerindeki aba kısadır ve bu atasözü az ve öz konuşmanın önemini vurgulamaktadır.

7. “Göz var, nizam var” değil.

"Göz var, nizam var" değil.

Doğrusu: “Göz var, izan var.” Bu atasözü, bir şeyin görme ve akıl yoluyla anlaşılacağını anlatır.

8. “Su uyur, düşman uyumaz” değil.

"Su uyur, düşman uyumaz" değil.

Doğrusu: “Sü uyur, düşman uyumaz.” Sü, eski dilde asker anlamına gelir. Düşmana karşı her zaman uyanık kalmak gerektiğini anlatır.

9. “Saatler olsun” değil.

"Saatler olsun" değil.

Doğrusu: “Sıhhatler olsun.” Hamamdan çıkanlara ya da tıraş olanlara söylenen bir nezaket sözüdür.

10. “İnce eleyip sık dokumak” değil.

"İnce eleyip sık dokumak" değil.

Doğrusu: “İnce eğirip sık dokumak.” Bir karar vermeden önce etraflıca düşünmek anlamına gelir.

11. “Ateş olsa cürmü kadar yer yakar” değil.

"Ateş olsa cürmü kadar yer yakar" değil.

Doğrusu: “Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.” Cirim, hacim demektir. Hasmın pek önemsenmediğini anlatır.

12. “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.”

"Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz."

Doğrusu: “Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” Buradaki Ane, Bağdat civarında bulunan bir uçurumdur.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Yazma Alışkanlığının Yaşam Yolculuğunuzda Size Sağlayacağı 5 Fayda

Yayınlandı

on

Yazar

Hayatımda kazandığım en önemli alışkanlıklardan biri günlük olarak yazı yazmaktır.

Şüphesiz, her gün yazmak bana çok şey kattı: daha iyi bir kariyer, kendini gerçekleştirme, kendini geliştirme ve en önemlisi, fikirlerimi sizinle, okuyucuyla paylaşma şansı verdi.

Peki yazmak size ne kazandırır? 5 pozitif etkiyi sizlerle paylaşıyorum.


1) Daha iyi öz disiplin

Keyif dolu bir hayat yaşamak oldukça basittir. Her zaman rahat takılmak kolaydır. Ancak bu kolay şeyler sizi içsel anlamda tatmin etmez. Değerli zamanımızda yararlı bir şey yapmamamızın nedeni, öz disiplinden yoksun olmamızdır. Eğer her gün yazarsanız, öz disiplininizi güçlendirirsiniz. Hayatta hemen hemen her şeyi elde etmek için daha iyi bir öz disiplin size yardımcı olacaktır.

 

2) İkna becerilerinizi geliştirin

Yazma, okuyucuyu kelimelerle ikna etmekten başka bir şey değildir. Ancak araçlarınız sınırlıdır, bir hikaye anlatmak için sadece kelimeleri kullanabilirsiniz. Ve kendiniz için yazarken, kendinizi kendi düşüncelerinize ikna etmeye çalışırsınız. Çok daha fazla yazmak, daha iyi ikna becerisi demektir.

3) Öz-farkındalığın geliştirilmesi

Hiçbir şey, düşüncelerinizi kelimelere çevirmekten daha fazla kendinizi tanımanıza yardımcı olmaz. Kendinizi her gün yazmaya zorladığınızda, düşüncelerinizin otomatik olarak daha fazla farkına varırsınız.

 

 

 

4) Daha iyi karar verme

Sıklıkla, neden yaptığımızı tam olarak anlamadığımız bir şeyler yaparız. Bunu bir ele alalım… Vermiş olduğunuz bir karar sonrası kendinize ”Neden böyle bir şey yaptın” diye sorduğunuzda, cevap olarak ne kadar sıklıkla ”bilmiyorum “ şeklinde yanıt veriyorsunuz. Elbette, her şeyi bilmiyoruz.

Yazı yazmak zihni düzenler ve düşüncelerinizi gözden geçirmenize yardımcı olur. Ve karar verme süreçlerinizde siz yazdıkça, otomatik olarak “neden” in daha fazla farkına varırsınız.

 

5) Bileşiğin gücünü eylemde görmek

Düzenli olarak her gün bir şey yaptığınızda, o anda herhangi bir fark göremeyebilirsiniz. “Faydaları nerede?”  diye düşünebilir anlık ve hızlı beklentiler içerisinde kaybolabilirsiniz. Ama yaptığınız işi uzun süre yapmaya devam ettiğinizde, olumlu etkileri görmeye başlarsınız. Her gün yazmak, uzun vadede size bütünün parçaslarını gösterecek.

Peki günlük yazma alışkanlığı nasıl kazanılır?

İşte birkaç ipucu:

1) Oku ve öğren

Diğer insanların yazı tarzlarını taklit ederek başlayın. Bu Austin Kleon’dan öğrendiğim bir stratejidir. Yazı tarzını taklit etmek, kendi tarzınızı geliştirmenin etkili bir yoludur. Ayrıca, bu esinlenmeyi başardığınızda “hiç ilham kaynağım yok” bahanesi de otomatik olarak yok olacaktır. Ancak yazma sanatını ciddiye almalısınız. Kitap okuyarak ve kurslar/atölyeler alarak mümkün olduğunca çok çalışmaya özen gösterin. Geliştiğinizi göreceksiniz.

 

2) Yazmak için günlük alarm kurun

Hiçbir şey bir yazar için bir rutine sahip olmaktan daha önemli değildir. İlk olarak, yazmanız için en iyi zamanın ne olduğunu düşünün. Sabah mı? Akşam mı? Çocuklar uyanmadan önce/sonra mı? Ardından, telefonunuzda günlük bir hatırlatıcı ayarlayın. Alarm çaldığında oturun ve yazın.

 

3) Çıtanızı yüksek tutmayın

Amacınız sadece bir gerçek cümle yazmaktır. Sadece bir tane. Bu hedefin güzelliği, aklınıza gelen ilk cümlenin her zaman en doğru olmasıdır. Bu yüzden asla yazmanın berbat olduğunu kendinize söylememelisiniz. “Günde 1000 kelime yazmak istiyorum.” gibi bir hedef hiç gerçekçi değil. Bunun yerine, bir cümle yazmak için çaba gösterin. Bu sizi ileriye götürecektir.

 

4) Dikkat dağıtıcıları ortadan kaldırmak

Hayatınızdaki insanlara günlük yazma alışkanlığınızdan bahsedin. Yazarken sizi rahatsız etmemelerini isteyin. Örneğin her sabah kendinize 3 saat verin. Bu süre zarfında telefonunuzu uçak moduna alın, böylelikle herhangi bir uyarıcıya maruz kalmamış olursunuz.

Çoğu zaman, insanlar ” sadece başlayın!” der. Haklıdırlar başlangıç önemlidir.

Ama asıl mesele şudur: herkes bir gün yazabilir-ya da iki ya da üç. Ancak yıllarca sürekli yazan çok az insan var. Gerçek faydayı görmek için sabırla uzun süre yazmanız gerekir. Bu sebeple sadece başlamakla kalmayın, yolculuğunuzu sürdürün.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Ayaküstü Konuşmada Ustalaşmak İçin 10 Kısa Yol

Yayınlandı

on

Yazar

 

Birçoğumuz, karşımızdakiyle girdiğimiz ayaküstü, havadan sudan sohbetlerde çok daha iyi olmak isteriz. Herhangi bir yerde, bir anda başlayan konuşmalar, bize çok şey katabilir. Küçük muhabbetler sayesinde, aranızdaki garip ve rahatsız edici sessizliğe son verebilirsiniz ve yepyeni birisini tanıma fırsatına erişmiş olursunuz. Burada kilit, konuyu nasıl açtığınızdır. Bu yazımda, size 10 adım sunacağım.

Öncelikle şunlarla başlayalım:

● İnsanlar karmaşıktır. Dolayısıyla karmaşık konulardan konuşabilirsiniz.
● Sessiz olmak da bazen iyidir.

Ama iki durumda da rahat etme olasılığınız düşük. Ayrıca, karmaşık konularda bir anda konuşabilmek için doğaçlama yeteneğinizin çok yüksek olması gerekiyor. Bunun çok daha kolay yolları var. Onlara bakalım:

1) Asansöre bindiğinizde, eğer karşınızdakinin boyu uzunsa, boyunu ona sorabilirsiniz. (Bu durum artık canlarını sıkıyor olsa bile, tanımadığı birisi bunu sorunca sıkılmadan yanıt verebilir)

2) İnsanların kıyafetlerine iltifatlarda bulunun. Ama bunu genel olarak değil, “Ceketinin yakasını çok beğendim” gibi daha özel konularda yapın.

3) Birisi gününüzün nasıl geçtiğini sorarsa onlara kısa cevaplar yerine daha uzun cümleler kurun. “Günüm şu ana kadar biraz yorucu geçti, ama daha iyi geçmesini umuyorum” gibi umut dolu mesajlar verebilirsiniz.

4) Birisi, sizin için kapı tutuyorsa, ona ismini sorun. İsim güçlüdür. Kapı eşikleri, tanışmak için birebirdir.

5) Birisiyle sohbet esnasında, ona bir soru sorun ve olabildiğince sessiz kalın. Bazen iyi bir sohbette olduğumuzu düşünürken bir anda garip sessizlikler yaşayabiliriz. Kendi sohbetinizde de bu garip sessizlikler oluşacak mı, yoksa karşınızdaki siz sustukça anlatmaya devam edecek mi?

6) İnsanlara yanaşın ve fotoğraflarını çekmeyi isteyin. Farkındayız, biraz enteresan ama yeni insanlarla tanışma fırsatı içeren bir durum.

7) Önceden havadan sudan konuştuğunuz birisine, bir dahaki ayaküstü konuşmanızda, son zamanlarda başınıza gelen en kötü şeyden bahsedin, tabii ki bunu şikayet eder gibi yapmasanız daha iyi olur, ve sonrasında ”Ya sen nasılsın?” diye sorun.

 

8) Birine on lira verin ve yerine iki beşlik var mı diye sorun. Para bozdurmak, en basit ve gerekli yöntemlerden birisi.

9) Standup izleyin, gerçekten güzel doğaçlama yapıyorlar. Onlardan bir şeyler öğrenin. Doğaçlama yeteneğinizi geliştirmeye çalışın.

10) Size, başka birini hatırlatan birine onu anlatın. Bu durum sık başımıza geliyordur. Birilerini, birilerine benzetiyoruzdur ama söyleyemiyoruzdur. Yıkın bu tabunuzu.

Tüm bunların anlamı ayaküstü konuşmalarda daha iyi bir hale gelmek değil, anlık ilişkileri daha anlamlı yapmak. Yaşam tam bir keşmekeş ve tam bir kaos ama bunlar hayatı bu kadar güzel yapan şeyler. Toplumun aman vermediği düzene biraz karşı çıkın.

Ayaküstü konuşma sözcüklerin hapishanesidir. Buradan kaçmaları, aklınızı ve hayalgücünüzü özgür bırakacak. Eğlenceli olacak, kahkahalar attıracak. Ve eğer yeterince şanslıysanız, arkadaş da edineceksiniz.

Kaynak.

Okumaya devam et

Girişimcilik

Dünyaca Tanınan 10 Başarılı İnsanın Sabah Rutini Nasıl?

Yayınlandı

on

Yazar

 

Uyanır uyanmaz gerçekleştirmeyi tercih ettiğimiz aktiviteler gününüzün geri kalanının şekillenmesinde büyük rol oynuyor. Bazı insanlar için erken uyanmak son derece enerjik hissettirirken, kimileri için zinde bir sabahın sırrı edilen sağlam bir kahvaltıdan geçiyor.

Bir kısmımız ise henüz kendisi için en verimli olan sabah rutinini henüz keşfedememiş olabilir. Güne nasıl daha motivasyon dolu başlayabileceğinizi belirlemenizde fayda sağlayabilmesi için alanında başarılı olan insanların birbirinden farklı sabah rutinlerine göz atabilirsiniz.

1) Richard Branson, Virgin Şirketler Grubu’nun CEO’su

Sabahları erken uyanarak yapılacak işler için ayrılan vaktinin daha nitelikli kılınabileceğini savunan Branson, sabah 5.00’te uyandıktan sonra aklını boşaltmak için önce meditasyon yapıyor. Ardından pozitif bir mod yakalayabilmek için ailesiyle vakit geçiriyor. Sabah rutinini bunlarla da bitirmiyor, motivasyon ve ilham kıvılcımları yakalamak için Bill Gates, Howard Schultz gibi insanların başarı hikayelerini okuyor.

 

2) Scott Adams, Dilbert Çizgi Romanlarının Yaratıcısı – Karikatürist

Günde dört saatten fazla uyumayı vakit kaybı olarak algılayan Adams, saat 05.00 gibi uyanıyor. Her sabah mutlaka kahvesi ve protein barını tüketiyor ve bu ikili eşliğinde yaratıcılığını tetikleyecek haberleri okumayı seviyor. Modunu düşüreceğinden endişelendiği için sabahları politik haberleri okumaktan kaçınıyor.

 

3) Kat Cole, Focus Brands’te Grup Yöneticisi

Afrika’da gerçekleşen insanlara yardım etme amacı taşıyan gönüllü çalışmasından beri temiz suya erişebilmenin büyük bir şans olduğuna inanan Cole, uyanır uyanmaz yaklaşık 709 ml su içmeyi alışkanlık haline getirmiş. Bu esnada ise dünyada neler olup bittiğini ve yatırım yaptığı startupların durumunu kontrol ediyor. Kahvesini evde hazırlamaktansa kahve dükkanında içmeyi tercih ediyor. Hava güzelse yürüyüşün ardından bir kahve dükkanında kahve içerken diğer insanların güne nasıl başladığını gözlemleyi seviyor.

 

4) Howard Schultz, Starbucks Kurucusu

Schultz, sabahları 04.30’da uyanıyor ve üç köpeğini yürüyüşe çıkarıyor. Eve döndükten sonra ise kendine koyu kavrulmuş Aged Sumatra kahvesini hazırlıyor. Starbucks CEO’sunun sabah rutininde kahvenin rol oynaması şaşırtıcı olmasa gerek.

 

5) Jack Dorsey, Twitter’ın Kurucusu

Enerjisi ile üretkenliğinin sabah rutinleştirdiği adımlara bağlı olduğunu düşünen Dorsey, 05.00’te uyandıktan sonra 30 dakika meditasyon ve 7 dakikadan üçer set egzersiz yapıyor. Ardından kafein ihtiyacını giderirken kahvaltı olarak soya sosunda kızartılmış iki adet yumurta yemeyi tercih ediyor.

 

6) Kara Goldin, Hint Water’ın CEO’su

05.30’da güne başlayan Goldin, maillerini kontrol edip aciliyeti olanları belirliyor. Zaman yönetimine önem verdiği için gün içindeki 12 saate dair yapılacakları ajanda üzerinden öncelik sırasına göre belirliyor. Daha sonra içtiği double lattesinin ardından zihnen dengelenmiş ve temizlenmiş hissedebilmek için tercihen bol oksijenli alanlarda daha çok kır kesimlerinde yürüyüşe çıkıyor.

 

7) Obie Mckenzie, BlackRock’ta Genel Müdür

Mckenzie, her sabah tam 84 dakikasını eşiyle sohbet ederek geçiriyor ve bunun onları tüm gün bağlı tuttuğunu söylüyor.

 

8) Arianna Huffington, The Huffington Post’un Kurucu Ortağı ve Baş Editörü

Alarmsız doğal bir şekilde uyanmanın güne en etkili başlama yolu olduğunu savunan Huffington, kendiliğinden güzelce uyanabilmek için vücudun yeterli miktarda uykuyu mutlaka alması gerektiğini söylüyor. Uyandıktan hemen sonra telefonunu kontrol etmiyor bunun yerine derin bir nefes almayı tercih ediyor. Kahvaltı insanı olmadığı için kahveyle güne başlayıp kahvaltılık öğünleri öğle yemeği olarak tercih ediyor.

 

9) Anna Wintour, Vogue’un Genel Yayın Yönetmeni

Vücüdunun adrenalin pompalamasını aktifleştirmek için 05.45’te tenis oynayarak güne başlıyor. Yaklaşık bir saat tenis oynadıktan sonra toplantılarını organize ediyor ve en geç 09.00’da ofisinde oluyor.

 

10) Steve Jobs, Apple Inc. Kurucu Ortağı

Jobs, ayna karşısında kendisine yönelik bir motivasyon konuşması yaparak güne başlıyor. Ardından kendisine şu soruyu yöneltiyor: “Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapacaklarımdan dolayı kendimi mutlu hisseder miydim?” Bu soruya çok nadiren hayır cevabını verdiğini de belirtiyor.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar