Connect with us

Motivasyon

İhtiyacınız Olduğu Anda Size Hızır Gibi Yetişecek 7 Motivasyon Videosu

Yayınlandı

on

Günlük hayatta olsun iş yaşamımızda olsun zaman zaman pes ettiğimiz anlar oluyor ve herkeste olduğu gibi motivasyon kaynağı olan şeylere açlık duyuyoruz. İşte tam bu zamanlarda arzu ettiğiniz ateşlemeyi sağlayacak birçok videolar mevcut. İşte size, kişisel gelişim üzerine eğitimler veren insanların konuşmalardan derlenen o videoları ulaştırmak istedik.

 

Not: Altyazıları göremiyorsanız oynatıcının ayarlar sekmesinden altyazılar sekmesini açık konuma getirip Türkçe’yi seçiniz.

1. Mücadeleci ► “Hayatında şu an sahip olamadığın şeyler varsa bunun nedeni kim olduğun ve nasıl düşündüğün.”

2. Tembel Olmayı Bırak ►”Sürekli aynı şeyleri yapıyorsun, aynı iştesin. Hayatında sürekli aynı şeyleri deneyimliyorsun. Hiçbir şeyi değiştirmedin.”

3. Kazanacağım ► “Asla her şeyin mükemmel olmasını bekleme. Asla bekleme o şeyin ideal olmasını, o şey asla ideal olmayacak.”

4. Tüm Yolları Dene ►”Senin hayatın, senin hayatındır. Lanet teslimiyete indirgenmesine izin verme. Çıkış yolları var, bir yerlerde ışık var, fazla ışık olmayabilir ama karanlığı yenecek kadar var.”

5.Geçmişini Bırak Gitsin ►”Geçmişini değiştiremezsin. Yine de yapabileceğin şey şu anda geleceğin için elinden gelen en iyisini yapmaktır.”

6.İnsanlar Nasıl Düşünür ► “Nereye gittiğinizi, hedefinizi bilmiyorsanız asla oraya varamayacaksınız. Nokta!”

7.Zamanını Boşa Harcamayı Bırak ►”Kendin için zaman bul. Okumak, keşfetmek, araştırmak, hayatı daha önce hiç düşünmediğin şeyler yaparak yaşa.”

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gerçek mi?

Disiplin ve Adanmışlık: Amazon’un Kurucusu Jeff Bezos’un İlham Veren Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

Dünyanın en zengin insanı, dijital bir devin kurucusu ve inek bir öğrenci. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un hayatı hiçbir şeyin kolay gerçekleşmeyeceğini, hayatta hedeflere ulaşmak için çok çalışmak ve risk almak gerektiğini anlatıyor. Düzenli bir hayat yaşarken, bir anda bu düzeni elinin tersiyle itip fırsatları kovalayan bir girişimcinin, dijital dünyanın efsanesinin hikayesine yakından bakalım.

Merak dolu bir çocukluk geçirdi. Öyle ki başka gezegenlere gitmenin hayalini kuruyordu.


Biyolojik babasını hiç tanımadı.

Annesi ve üvey babası Mike Bezos tarafından büyütüldü.


Annesi ve üvey babası Jeff’in dünyaya karşı çok büyük bir merak beslediğini ve onun özel olduğunu fark etti.

3 yaşındayken, normal bir yatakta yatmak istediği için beşiğini bir tornavidayla ayırdı.


Jeff lisedeyken kendisini “inek öğrenci” olarak tanımlıyordu.

Star Trek’i herhangi bir spor branşına tercih ediyordu.


Princeton’dan mühendislik ve bilgisayar bilimi bölümlerinden mezun oldu.


Wall Street’te çalışmaya başladı ve kariyer basamaklarını hızla tırmandı.

2 sene içerisinde kıdemli asbaşkan oldu.


Jeff bir gün, internet teknolojilerinin bir yılda %2300 büyüdüğü haberini okudu.

Ve aniden yükselen bu yeni teknoloji konusunda çalışma kararı aldı.

“İş hayatında en tehlikeli şey evrimleşmemektir. Yapmamız gereken her zaman geleceğe bakıp geleceğe evrilmek.”


Başarma şansının %30 olduğunu bile bile kendi rahat işinden ayrıldı ve yakın çevresinden borç aldı.

Çevresindeki insanlar Jeff’in kendisine inanıyordu, başarma ihtimali düşük olan iş planına değil. Bu yüzden kendisine yatırım yaptılar.

“Başarısız olsam dahi pişman olmayacağımı biliyordum. Denemeseydim, bu en büyük pişmanlığım olacaktı.”


Eşiyle Seattle’a taşındı ve garajında Amazon.com adlı internet sitesini kurdu.


Bir kitap kurdu olduğu için, öncelikle kitap satma kararı aldı.

Kitap satmayı kendisi için başarı ihtimali en yüksek olan seçenek olarak gördü.

“Zor şeyleri başararak itibarınızı arttırırsınız.”


Düşük beklentilere rağmen Amazon henüz ilk ayında dünyanın dört bir yanında siparişler almaya başladı.


Birkaç yıl içinde ise Amazon dünyanın en büyük online kitap satıcısı oldu.


“Dot-com Balonu Krizi” ortaya çıktığında, analistler Amazon’un piyasadan silineceğini öngörmüştü.


Jeff’in Amazon’a inancı tamdı, risk alarak verdiği hizmeti ve ürünleri ikiye katlamayı tercih etti.

E-kitap okuyucu, video yayını ve bulut hizmeti vermeye başladı. Büyük riskti, ama işe yaradı.


Ve Amazon dünyanın en büyük internet şirketine dönüştü.

Her yıl, yüzlerce milyarlık ürün satışı yapmaya devam etti.


Gerektiğinde risk alışı, fikirlerine bağlılığı ve disiplini Jeff Bezos’u birçok sektörde devleştirdi ve efsaneleştirdi. 2017 Yılında ise 150 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanı oldu.

“Sonuçta biz, yaptığımız seçimleriz. Kendi harika hikâyenizi oluşturun.”

Okumaya devam et

Gerçek mi?

50 Dolarla Nike’ı Kuran Adam Phil Knight’ın Etkileyici Serüveni

Yayınlandı

on

Yazar

Phil Knight, bugün spor ayakkabı denilince ilk akla gelen markalardan birinin kurucusu. Nike’ı kurmak onun için hiç de kolay olmadı. Başlangıçta elinde sadece 50 doları ve hayalleri vardı.

1962 yılında Stanford Business School’da bir ödev hazırlarken birdenbire aklına Japonya’dan ayakkabı ithal etme fikri geldi.

Okulu bitirdiğinde işe, fikrinin çılgınca olmadığına dair babasını ikna etmekle başladı.

Japonya’ya gitmesiyle serüven başladı. Koşu ayakkabısı üreten Onitsuka Şirketi’ne gitti ve onlara tamamen kendisinin hayal ürünü olan “Blue Ribbon” şirketi adına çalıştığını söyledi ve istediğini aldı!

Zorlayıcı ve ikna edici bir konuşmanın ardından Onitsuka, Phil Knight’ın hayali şirketine ABD piyasası için distribütörlük hakkını verdi.

Fakat bunun karşılığında Knight’ın 50 dolara ihtiyacı vardı. İkna ettiği babasından 50 doları istedi. Nike artık doğmak için hazırdı.

1964 yılına geldiğinde Onitsuka’dan beklediği ilk ayakkabıları geldi. Knight, ayakkabıları koşu antrenörü olan Bill Bowerman’a gönderdi. Tek umudu Bowerman’ın takım için birkaç ayakkabı satın almasaydı. Çok daha iyisi oldu!

Bill Bowerman bu hayali şirkete ortak olmak olmuştu.

En nihayetinde hayali şirketi gerçek olmuştu.

Blue Ribbon Sports önce arabasının bagajında faaliyetteydi. 1966 yılında ise parekende satış yapabileceği bir dükkanı vardı.

Phil Knight, batı kıyısındaki tüm koşu takımlarına ulaşmak istiyordu. Satış stratejisi ise basit fakat etkiliydi. Ayakkabıları deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satıyordu.

Satışlar artıyordu, 1966 yılını 84 bin dolar satışla kapatmıştı. Tam bu süreçte ezeli rakibi olan Adidas’la tanışmış ve onu kafaya takmıştı. Rekabet başlıyordu.

1968’e gelindiğinde her şey yolundaydı. Fakat Onitsuka, yeni bir anlaşma için Blue Ribbon Sports’u görmek istedi.

Ofis onları pek tatmin etmemişti. Satışlar gördükleri manzaraya göre fazla iyiydi. Phil Knight 5 yıllık bir anlaşma için kolları sıvamıştı ama onlardan 3 yıllık anlaşma alabildi. Ve bu Knight için bir dönüm noktası olmuştu.

Phil Knight, Onitsuka’ya alternatif olması için Nike markasını yarattı. Sonunda Onitsuka ile yollarını ayırmaya ve kendi kanatları ile uçmaya karar verdi.

Nike markası adı altında da satışları gayet iyi gidiyordu fakat bir yandan da tedarikçisi Onitsuka ile sorunlar yaşamaya devam ediyordu ve kendi yolunu çizmeye karar verdi.

Birtakım zorluklar yaşadı. Ama asla pes etmedi. Markası için gerçek bir savaşçı gibi savaştı. 1974’te yıl sonunda satışlar 8 milyon dolara gelmişti.

1974 yılında Phil Knight başına gelen tüm maddi sıkıntılara rağmen ayakta kalmaya devam ediyordu. Aynı zamanda Onitsuka ile yolları ayırdığı için tedarikçi zorluğu da çekiyordu. Ama başarının kokusunu almaya başlamıştı.

Tüm maddi problemler aşıldıktan sonra Phil, nasıl bir marka yaratmak istediğine odaklanmıştı. Markanın kesinlikle büyük ve güçlü aynı zamanda da kârlı, yenilikçi ve verimli olsun istiyordu.

O zamanlar spor ayakkabı onun için sadece sporcuların giydiği bir ürün değil günlük hayatta da insanların kullanabileceği bir ürün olmalıydı. Markasını bu yönde hazırlamalıydı.

1976 yılına gelindiğinde Nike’ın ayakkabıları sadece sporcular tarafından değil herkes tarafından beğenildi. Satışlar inanılmazdı.

Nike, artık bir markadan daha fazlasıydı.

Knight’ın girişimcilere tavsiyesi ise şu:

“Birçok zorluğa ve beklenmedik gelişmelere karşı hazırlıklı olun.“

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Hindistan’da 2 Odalı Bir Evde Doğan Google CEO’su Sundar Pichai’nin Öyküsü

Yayınlandı

on

Yazar

Tam adı Pichai Sundararajan. 1972 yılında Hindistan’da doğdu ve 2015 yılından beri Google’ın CEO’su olarak görev yapıyor. Ana vatanı Hindistan’da bir kahraman olarak görülüyor. Delhi Üniversitesi öğrencileri ile yaptığı bir söyleşide kendisine “Sen bizim yapmayı hayal ettiğimiz şeyleri yaptın.” denilmesinden anlıyoruz bu hayranlığı. Evli ve iki çocuk babası olan Pichai çalışkanlığı ve yenilikçi fikirleriyle kendisine sıfırdan bir kariyer çizmiş.

Pichai, Hindistan’ın Chennai şehrinde büyüdü. Babası elektrik mühendisi ve annesi çocuk sahibi olmadan önce stenograflık yapıyordu.

Stenografi, alfabeyi, noktalama işaretlerini ve kelimeleri semboller ve kısaltmalarla yazma sistemi.

Ailesinin durumu çok iyi olmayan Pichai, doğduğu 2 odalı dairelerinin oturma odasında küçük kardeşiyle birlikte uyuyordu.

Durumları iyi olmadığından, küçüklüğünde hiç arabayla yolculuk yapmadı ve televizyon seyretmedi.

Pichai’nin her zaman sayıları hatırlamak konusunda yeteneği vardı. Ailesi bunu, telefonlarında çevirdiği her numarayı hatırladığını gördüğünde fark etti.

Kendisi, arada sırada da olsa hala bu ezber yeteneğini toplantılarda kullanarak meslektaşlarının ilgisini topluyor.

Bilgisayarlar ile ilgilenmeye başladıktan sonra Hindistan Kharagpur Teknoloji Enstitüsü’nde Metalürji Mühendisliği okumaya başladı. Burada gösterdiği başarı ise kendisine Stanford’dan burs kazandırdı.

Bu arada, yazdığı ilk program bir satranç oyunuydu.

Kaliforniya’ya taşınmak onun için büyük bir sıçrayıştı.

Kendisi bir röportajında şöyle diyor:

“Teknolojiyi her zaman çok sevdim. Her zaman Silikon Vadisi’nde olma hayalim vardı. Küçüklüğümde Silikon Vadisi hakkında şeyler okur, amcamdan hikayeler dinlerdim.”

Ancak Amerika’ya gittiğinde her şeyin çok pahalı olduğunu gördü. Aynı zamanda, kız arkadaşı Anjali’yi de çok özlüyordu.

Spoiler Alert: Anjali ve Pichai sonrasında evleniyorlar, biri kız biri erkek, iki çocukları oluyor.

Ailesinin tüm birikimini kullanarak Yüksek Lisans eğitimi almaya giden Pichai, Stanford’daki eğitimini tamamlayamadı ve Pensilvanya Üniversitesi’nin Wharton MBA programına dahil oldu.

MBA’inden sonra ise ünlü bir danışmanlık şirketi olan McKinsey’de görev aldı.

1 Nisan 2004’te Google’ın merkezi olarak bilinen Googleplex’e mülakata gitti ve Google’ın arama çubuğu üzerinde çalışmalar yapmaya başladı.

Aynı gün Google, Gmail’in tanıtımını yapmıştı. Pichai dahil herkes insanların birbirlerine ücretsiz e-postalar gönderilmesinin Google’ın yaptığı şakalardan biri olduğunu düşünmüştü.

2006 yılında Microsoft Internet Explorer için varsayılan arama motoru olarak Bing’i duyurduğunda kıyamet senaryoları yazılmaya başlanmıştı.

Pichai, bilgisayar üreticilerini bu değişimin etkilerini azaltması için Google Araç Çubuğu donanımlarını kurmaya ikna etti.

Microsoft’un yarattığı bu problem Pichai’nin ilk başarılarından birini elde etmesine yardımcı oldu.

Kurucu ortaklar Larry Page ve Sergey Brin’i Google’ın kendi tarayıcısını inşaa etmesi gerektiğine ikna etti. Ve sonuç, Chrome: Bugün en çok kullanılan ve benim şuan bu içeriği yazdığım tarayıcı…

Pichai, bir lider olarak her zaman sevilen ve karşı çıkmak yerine sonuçlara odaklanan biriydi. Bu tavrıyla dikkatleri üzerine çekti ve Google’da daha fazla sorumluluk almaya başladı.

Kendisi öncelikle başkan yardımcılığına terfi etti. Sonrasında Android İşletim Sistemi’ndeki çalışmaları, 2013 yılında kendisine Kıdemli Başkan Yardımcılığı görevinin yolunu açtı.

En çok çaba gösterdiği işlerden biri de “Android One” idi. 5 milyar insanı daha çevrimiçi yapabilmek için düşük maliyetli akıllı telefonlar…

Ayrıca, Google’ın pahalı olmayan Chromebook dizüstü bilgisayarlarına güç veren işletim sistemi Chrome OS’in arkasında da o vardı.

Pichai’nin yükselişindeki bir başka dönüm noktası ise 2014 yılında, Google’ın 3.2 milyar dolara Nest’i almasında çok etkili olmasıydı.

Twitter tarafından üst düzey iş teklifleri almasına rağmen sadık bir Google çalışanı olarak kaldı.

Chrome, Android ve uygulamalardaki başarısı ve ustalığı 2014’ün sonralarında önemli bir başka terfi almasını sağladı.

Artık Larry Page’in sol koluydu. Üretim alanındaki neredeyse tüm işlerin başındaydı; arama, haritalar, Google+, altyapı…

Google’ın şirket yapısı patlak verdiğinde Pichai’ye Google’ı yönetme görevinin verilmesi hiç de şaşırtıcı değildi. Zira kendisi zaten temel ürünlerin hepsinden sorumlu olduğu bir görevdeydi.

Pichai aynı zamanda inandığı konular hakkında konuşmaktan hiç çekinmeyen bir yapıya sahip.

Donald Trump’ın göç hakkındaki konuşmalarının birinden sonra şöyle yazdı:

“Korkunun değerlerimizi yok etmesine izin vermeyelim. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, ve hatta dünyadaki, müslümanlara ve diğer azınlıklara destek olmalıyız.”

Pichai, Instagram kullanmıyor ve nadiren Tweet atıyor. Ancak aktif olarak kullandığı Google+ hesabı bize kişiliği hakkında birçok bilgi veriyor.

Örneğin kendisi, Nelson Mandela, Anthony Shadid, John McCarthy ve Aaron Swartz gibi isimlere hayran ve kriket oynamayı çok seviyor. Bir de Flappy Bird oyununu… Hatta Flappy Bird’ün yaratıcısı Dong Nguyen ile tanışmış.

Google’daki bu hızlı yükselişine karşın olabildiğince mütevazi biri Sundar Pichai.

“Kendimiz hakkında düşünmeye iten ve güvensiz hissettiren insanlarla çalışmak her zaman güzeldir. Böylece, limitlerini zorlamaya devam edersin.”

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Alibaba’nın Kurucusu Jack Ma’nın Akıllara Durgunluk Veren Başarı Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

E-ticaret devi Alibaba’yı kurarak Çin’in en zengin adamı olan Jack Ma, bugünlere kolay gelmediği bir gerçek. Onun hikayesi belki de en ilham alınası…

Birçok kez başarısızlık yaşamasına rağmen denemeyi hiç bırakmayan, kolay pes etmeyen bu adamın hayat hikayesi, çabalarının karşılığını istediği gibi alamayan, başarısızlığını kabullenmeye hazır insanlar için muhteşem bir motivasyon kaynağı olabilir.

İşte asıl adı Ma Youn olan Jack Ma’nın günümüze uzanan başarı yolculuğu…

Ma Youn, İngilizce öğrenmeyi çok istediği için 9 yaşından itibaren her sabah 5’te kalkıp bisikletiyle şehir merkezinde turistlerin yoğun olduğu bir otele gidiyordu, onları para almadan gezdirerek İngilizce pratik yapıyordu.

İngilizcesini geliştirmek için 9 yıl ücretsiz olarak bu işi yapan Ma Youn’a, orada tanıştığı turistler isminin telaffuzu zor olduğu için “Jack” takma adını verdi.

Okula başlamaya karar verdi ancak ilkokulda sınavında da, ortaokulda da, üniversite sınavında da ilk seferde başarılı olamadı. Harvard Üniversitesi’ne de 10 kez başvurdu ve tam 10 kez reddedildi.

İlkokul sınavlarında iki kez, ortaokul sınavlarında 3 kez başarısız olan Jack Ma, üniversiteye de 3. denemesinde girmeyi başardı. Doğduğu yer olan Hangzhou’da bir yüksekokulda İngilizce Öğretmenliği bölümüne girmeyi başardı. Fakat kendisi kazandığı okulun Hangzhou’nun en kötü üniversitesi olduğunu söylüyor.

Okul hayatında bir sürü başarısızlık yaşayan Ma, başta iş hayatında da pek parlak deneyimler yaşamamıştı. Başvurduğu tam 30 işten ret cevabı aldı.

“Polis olmak için başvurdum, başvuran 5 kişiden 4’ü alındı ben kabul edilmedim. KFC Çin pazarına girdiğinde iş için 25 kişi başvurdu, 24 kişi alındı ve alınmayan tek kişi yine ben oldum.”

Üniversite’den sonra liseden tanıştığı kız arkadaşıyla evlendi ve öğretmen olarak çalışmaya başladı. 1995’te tercümanlık yapmak için ABD’ye gitti ve internetle tanıştı.

Onu internetle arkadaşı tanıştırdı. İnternetin ne olduğunu başta tam olarak anlamadı.

İlk olarak arama motoruna “bira” yazıp arattı, bir sürü sonuç çıktı ancak Çin birasıyla ile ilgili bir sonuç çıkmadığını fark etti.

Başta İngilizce çeviri üzerine bir web sitesi kurdu, başarılı olamadı ancak bu işte ilerlemeye karar verdi.

Çin’e döndü. 1999’da 17 arkadaşıyla birlikte Alibaba.com’u kurdu.

Tahmin edildiği üzere bu isim Alibaba ve Kırk Haramiler’den geliyor. Hikayesi ise şu şekilde:

Jack Ma sitenin ismini bir Amerika seyahati sayesinde buldu. San Francisco’da öğle yemeği yerken aklına Alibaba ismi geldi, garson kıza Alibaba’yı bilip bilmediğini sordu ve kız bildiğini söyledi. Yoldan geçen insanlara da sordu ve hepsinin “Alibaba ve Kırk Haramiler”i bildiğini gördü ve sitenin isminin bu olmasına karar verdi.

Başta birçok Amerikalı yatırımcı “Bu adam deli, bu iş tutmaz.” demişti ancak 100 bin dolarlık servetle kurduğu Alibaba, sonrasında SoftBank, Goldman Sachs gibi şirketlerden yatırım aldı.

Alibaba’da ilk önce ödeme sistemi yoktu. Yalnızca ürünler listelenebiliyordu. Bunun üzerine Jack Ma, “Ali Pay” elektronik ödeme sistemini oluşturdu.

Bu ödeme sistemi de başta çok aptalca bulunmuştu ancak şimdi 800 milyona yakın kullanıcısı bulunuyor.

Jack Ma asla durmak bilmiyordu. Yıllarca yaşadığı olumsuzlukların intikamını alıyordu sanki. 2003’te, eBay’e rakip olarak TaoBao adlı alışveriş sitesini kurdu.

Şirketin hızlı büyümesi eBay’in dikkatini çekti ve eBay Ma’ya satın alma teklifinde bulundu ancak Jack Ma kabul etmedi .

Alibaba’yı dünya genelinde 24 bin çalışan ve 10 binden fazla ortak şirketi olan bir e-ticaret devi haline getiren Jack Ma, 2013’te CEO’luk görevinden istifa etti ve yerini gençlere bıraktığını açıkladı.

Yönetim kurulu başkanı olarak çalışmaya devam eden Ma, çevreci kimliğiyle de dikkat çekiyor. Çevre kirliliğine karşı mücadele eden “Nature Conservancy” örgütünün Çin’deki yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.

Jack Ma, mücadeleyi bırakmayan örnek kişiliğiyle, girişimci olmak isteyenler için ideal bir rol model.

Hepimizin başına olumsuz şeyler gelebilir, çizdiğimiz yollardan sapmak zorunda kalabiliriz. Ancak her zaman yeni yollar çizebileceğimizi unutmamalıyız.

Yolunuzu çizerken, sizi üzen bazı olumsuzluklar aklınıza takılırsa, çok zor şartlardan, çok fazla olumsuzluktan yılmadan, yıllık cirosu 300 milyar dolardan fazla olan Alibaba’yı kurup bugünlere taşıyan Jack Ma’nın bu ilham dolu hikayesini aklınıza getirin. Eminim devam etmenize yardımcı olacaktır. ☺

“Asla pes etme. Bugün zor, yarın daha zor olacak ama yarından sonra güneşin doğuşunu göreceksin.” Jack Ma.

Okumaya devam et

Girişimcilik

Gerçek Bir Lider Olmanın Sırrı: Önce Kendinize Liderlik Edin

Yayınlandı

on

Yazar

Lider olmak, biraz ebeveyn olmak gibi, diyor TEDxUCLouvain Talk’ta eski bir şirket yöneticisi olan Lars Sudmann. Önceden, nasıl yapacağımıza, ne kadar inanılmaz olacağımıza ve diğer insanların yaptığı hataları nasıl kaldıracağımıza dair bütün o pembe görüşlere sahibiz.

Fakat rolü üstlenme sırası geldiğinde, gerçekliğin beklentilerimize veya hayal gücümüze uymadığını tespit ediyoruz. Mesela Sudmann ilk liderlik rolünü üstleneceğine inanıyordu. Daha sonra ilk büyük personel toplantısını yaptı, bir çalışan şirketin e-posta imzası hakkında bir soru sordu. Sorulan soruda çuvallayan Sudmann’ın tüm işlemleri tamamen düştü.

Birkaç ay sonra Sudmann, tüm liderlerin gelişmesini engelleyen sağlam yerleşik faktörlere karşı savaşmakta olduğunu fark etti. İş dünyasındaki birçok insan gibi, liderlerin yapacak çok fazla işi var ve bunları yapacak kadar vakti yok. Etkili görünmek için umutsuzlar, başsız tavuklar gibi yarışıyorlar. Önceliklerini ve stratejilerini net bir şekilde düşünmüyorlar; ve iktidar konumunda olmak, onların altındaki insanların bir çok problemle ilgileneceğini varsaymalarına neden oluyor.

Şu anda Belçika’da bir yönetim danışmanı olan Sudmann, Roma imparatoru ve Stoacı filozof olan Marcus Aurelius’ta “klasik liderlik problemlerine” potansiyel bir çözüm buldu. Zamanını toparlamak ve başkalarına rehberlik etmeyi öğrenmek için harcamak yerine, Marcus Aurelius şaşırtıcı derecede enerjisini kendi liderliğine hakim olmaya odaklanmasına odaklandı. Sudmann ayrıca Visa kredi kartının kurucusu olan Dee Hock’un öğretici bir teklifiyle karşılaştı:

“ Liderlik etmek istiyorsan, zamanının en az yüzde 40’ını kendin için yönet.”

Sudmann bu yönelimi muazzam derecede yararlı buldu. İlk önce bir lider olarak ve daha yakın zamanda, diğer liderlerin başarılı olmasına yardım eden biri olarak. Sudmann’ı büyük bir lider olmasına yardımcı olan, basit ama etkili o 3 eylem:


1) Eksikliklerini Farkında Ol

Liderlerin tüm önyargılarını, tercihlerini ve zayıf yönlerini bilmeleri gerekir. Bir patronun sahip olması gereken çok önemli bilgilerdir, ancak meslektaşlarından ve çalışanlarından bu tür bir geri bildirim almaları her zaman kolay değildir.

Bunun yerine, Sudmann’ın “karakter özellikleri kontrolü” dediği şeyi deneyin . Sizce ya da güvenilir meslektaşlarınızın görüşüne göre kötü bir lider ya da patron olan, çalıştığınız birini düşünün. Yaptıkları olumsuz yargılara neden olan şeyler nelerdi? Sonra kendinize sorun: Bu davranışlardan herhangi birini paylaşıyor musunuz? Eğer bu davranışlara sahipseniz olumsuzluk derecesine göre kendinize 1 ile 5 arasında bir puan verin.

Belki de çalışanlarından uzakta önemli bilgiler tutan bir lideriniz vardı, bu da onun altındaki herkesin işini yapmasını zorlaştırdı. Ya da belki bir mikro yöneticiniz oldu? Muhtemelen eylemleri daha az dramatik ya da alçak gönüllü fakat yine de zararlı olan liderler de deneyimlediniz. Belki de belirsiz bir iletişimci veya size her zaman “sonra” ve “sonra” geri döneceklerini söylediler.

Bazı davranışları sizinle birlikte eve gelirse şaşırmayın. Sudmann, “Başkalarında kötü bulduğumuz şey kendimizle sık sık yankılanıyor” diyor. Potansiyel iyileştirme alanlarınızı belirledikten sonra, onlar üzerinde nasıl çalışacağınıza dair bir plan yapın. Her ay bir karakter özelliğinizin kontrolünü yapmayı deneyin.


2) Günlük Yansımaya Katıl

 

Her gün, son zamanlarda karşılaştığınız zorlukları ve yakında karşılaşacağınız sorunları düşünmek için 5-10 dakikanızı ayırın. Marcus Aurelius akşamları yansıtmaya bayılırken, Sudmann bunu sabah kahvesinde yapmayı sever.

Sorulması gereken sorular şunlardır: “Liderlik dün nasıl geçti? Karşılaştığım lider, karşılaştığım zorluklarla nasıl yüzleşebilirdi? Bugünkü zorluklarımdan ne haber? Neyi farklı yapabilirdim? ” Düşüncelerinizi yazın, böylece onlara geri dönüp onlardan bilgi alabilirsiniz.


3) Duygularını Düzenle

 

Ne kadar hazırlık ve yansıma koyduğunuz önemli değil. Sizi kızdıran, sinirlendiren veya kızdıran çalışanlar, iş arkadaşları, müşteriler ve ortaklar olacak. Sudmann, “düşündüğünde lider olarak karşılaştığın tüm bu anlar” olacağını açıkça kabul ediyor.

Pratiği İşte bu noktada:  “yeniden biçimlendirme” de.  Duygunun ciddiyetine bağlı olarak, 1, 2, 3 veya 1 ile 10 arasındaki zihinsel sayım anlamına gelmektedir. Bir veya birkaç derin nefes almak da bunun bir parçası.

Hemen 9’lar ve 10’lar ile meşgul olmalısın, ama sakinliğini parçalayan birçok şeyin daha az önemli olacağını göreceksin. 6 ya da daha düşük bir şeyle ya fiziksel olarak “hızlıca bir mola vermeliyim; hemen geri dönmeliyim” ya da mecazi olarak “söylediklerinizin üzerinden geçmek için bir dakikanızı ayıralım”. Bu arada, kendinize şöyle düşünmek için bir dakika verin:

“Bu durumla başa çıkmayı isteyen lider nasıl olur?”

Cevap size gelecektir. Size küçük bir bakış açısı yaratması açısından TEDxUCLouvain konuşmasını bırakıyorum. Yaşamın büyük sırrı önce kendimizi kabul etmek ve kendimize kabul ettirmekle başlar. Bu yolculukta bol şans!

İllüstrasyon: 1. 2. 3. 4.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar