Connect with us

Yayınlandı

on

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Motivasyon

Uzlaşamama Durumlarında Karşı Tarafın Beyninde Neler Olur?

Yayınlandı

on

Yazar

Düşünceleriniz kabul görmediğinde, dikkate dahi alınmadığında ya da reddedildiğinde, karşı tarafta konumlanmış o kişinin beyninde tam olarak neler olduğunu merak ediyor musunuz?

Düşüncesini ve pratiğini onaylamadığınız bir politik görüşle karşı karşıya kaldığınızda, kendinizi ateşli bir anlaşmazlığın ortasında bulursunuz. Konunun ne olduğunun çok da bir önemi yoktur. Nihayetinde, argümanlarınızın takdir edilmediğini, hatta dikkate dahi alınmadığını hissedersiniz. Hepimiz yaşadık ve yaşıyoruz…

Peki tam bu sırada; düşünceleriniz kabul görmediğinde, dikkate dahi alınmadığında ya da reddedildiğinde, karşı tarafta konumlanmış o kişinin beyninde tam olarak neler olduğunu merak ediyor musunuz?

16 Aralık 2019’da Nature Neuroscience‘da yayımlanan bir araştırmada, anlaşmazlıklar sırasında insanların beyin aktiviteleri kaydedildi.

Yapılan deneylerde, çift halindeki 42 katılımcıdan bazı finansal kararlar almaları istendi. Deney kapsamında, her bir katılımcı, gayrimenkullere değer biçmek ve bu değerlendirmelere ilişkin bahse girmek durumunda bırakıldı. Katılımcılar, değerlendirmelerindeki kendine güven hisleri arttıkça, bahis olunan para miktarını da artırabildiler.

Uzlaşamama Anının Beyin Taramaları

Her bir katılımcı, bu görevi gerçekleştirirken; bir yandan da beyin taraması uygulandı. Taramalar sırasında aradaki cam bariyerler sayesinde, beyin görüntülemesi yapılan çift, birbirlerinin değerlendirmelerini ve bahis ettikleri para miktarını görebildi.

Katılımcılar, gayrimenkulün fiyatında uzlaşı yaşadıklarında; her birinin kendi biçtiği değer konusunda kendisine daha fazla güvendiği ve daha fazla parayı bahis ettikleri görüldü. Bu durum son derece anlaşılırdır; çünkü, eğer sizinle uzlaşırsam; haklı olduğunuza dair inancınız daha da artar. Yani aslında, her katılımcının beyin aktivitesi aynı zamanda da partnerinin kendine olan güveninin kodlamasını yansıtıyordu. Daha da özelde, beynin bilişsel uyumsuzluk durumunda görev aldığı bilinen posterior medial frontal korteksteki beyin aktivitesi, partnerin kendine olan güveninin de izini taşıdı. Tarama sonuçları; bir katılımcı kendine daha çok güvendikçe, partnerinin de kendine daha çok güvenir hale geldiğini gösterdi.

Ancak, ilginç bir biçimde, insanlar uzlaşamadıklarında, beyinleri, diğer kişinin düşüncelerinin güçlülüğüne dair daha az hassas hale geliyor. Uzlaşamama durumunda ise, beynin posterior medial frontal korteksinde, partnerin güveninin izlerini taşımadığı görüldü. Sonuç olarak, fikirsel olarak uzlaşılamayan partnerin sahip olduğu düşüncenin (düşüncesine güvensin ya da güvenmesin); insanların haklı oldukları kanısı üzerinde pek bir etkisi bulunmuyor.

Araştırmacılar; bu durumun, katılımcıların uzlaşamadıkları partneri gözardı ettikleri anlamına gelmediğini; çünkü katılımcıların, partnerlerinin değer ve bahislerine yönelik hafızalarını test ettiklerini söylüyorlar. Bundan ziyade, uzlaşılamayan düşünceler, yanlış olarak kategorize ediliyor ve dolayısıyla da düşüncelerin bütün güçlülüğü önemsiz görülüyor.

Kutuplaşmış Bir Toplum

Araştırma ekibi, anlaşmazlıkların siyasi konular gibi daha ateşli meseleler hakkında olduğunda, insanların, muhalif görüşlerin gücünü dikkate alma olasılıklarının daha düşük olduğundan şüpheleniyor.

Araştırma sonuçları, toplumdaki bazı güncel meselelere dair uzlaşmazlıklara da ışık tutabilir. Örneğin, son 10 yıldır, iklim bilimciler iklim değişiminin insan kaynaklı olduğu konusunda daha güçlü bir güven sahibi olduklarını ileri sürdü. Ancak ABD’de Pew araştırma merkezi tarafından yapılan bir anket çalışması, aynı zaman diliminde Trump yanlısı Cumhuriyetçilerin bu görüşün doğru olduğu hakkındaki inançlarının düştüğünü gösterdi. Burada daha kompleks, birden fazla temele sahip nedenler olsa da; aynı zamanda diğer insanların görüşlerinin gücünün beynimizde nasıl kodlandığına dair bir önyargı ile ilişkili olabilir.

Araştırma bulgularını, ülkemizdeki güncel politik meseleler özeline de yansıtabiliriz. Örneğin, Kanal İstanbul konusunda ileri sürülen aksi görüşlerin, ne kadar “kendinden emin ve güvenilir” veya “tutarsız ve belirsiz” olsa da; kanalı inşa etmeye taraf olanların fikirleri üzerinde çok az bir etkisi olacaktır. Fakat, hali hazırda bu “çılgın projeye” karşı olanların sahip olduğu düşünceleri daha da güçlendirecektir.

Peki karşı tarafın üyeleri tarafından duyulma şansınızı nasıl arttırabilirsiniz? 

Araştırma, denenmiş ve test edilmiş bir yönteme (Brexit konusunda ikiye bölünen İngiltere’de Kraliçe II. Elizabeth’in yaptığı gibi) yeni bir destek sunuyor: Ortak zemin arayışı.

Karşı tarafın neden yanlış, bizim ise neden haklı olduğumuzu gösteren bir yığın kanıtın sunulduğu uzlaşmazlıklarda, çok dikkatlice gerekçelendirilmiş bir düşünceyle başlamak pek işe yarar bir yöntem değildir. Fakat, ortak bir zeminden çıkış yapmak –bu da problemde uzlaşılan bir yer olabilir–; yani en başından “yıkıcı” olarak kategorize edilmenin önüne geçerek argümanların gücünün önem kazanması olasılığını artıracaktır. Kabul edelim ya da etmeyelim, yaşadığımız gerçeklik –ne yazık ki– bunu gerektiriyor.

Aşıların, otizme sebep olduğu gibi yanlış bir kavrayışa sahip olduğundan çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden ebeveynleri ikna etme girişimlerini ele alalım. İnsanları gerçeklere ikna etmenin zorluğunun ardında da aynı neden yatar. Hali hazırda yerleşik bir kabulü doğrudan hedef alan güçlü kanıtların, zihinleri değiştirme etkisinin düşük olduğu, psikoloji araştırmaları tarafından defalarca ortaya konuldu. Bunun yerine, aşıların çocukları potansiyel olarak ölümcül hastalıktan koruduğu gerçeğine odaklanmak -ebeveynlerin daha kolay uzlaşabileceği bir ifade-; çocuklarını aşılama niyetlerini üç kat artırabilir.

Ateşli bir anlaşmazlığın ortasında, değişimin anahtarının genellikle ortak bir inanç veya güdü bulmak olduğunu hatırlamaya çalışın.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Kendinizi Kaybolmuş ve Yalnız Hissettiğinizde Hatırlamanız Gereken 12 Şey

Yayınlandı

on

Yazar

Tanıdığınız en karizmatik, en güçlü insanlar bile, hayatta kaybolduklarını ve diğerlerinden izole olduklarını hissettikleri anlar yaşarlar. Bu duyguda yalnız olmadığımızı bilmek güzel olsa da, soru hala orada duruyor: kaybolmuş ve yalnız hissettiğimizde ne yapmalıyız? İşte böyle anlarda hatırlamanız gereken 12 şey:


1) Bu şekilde hissetmenin yanlış olmadığını kabul edin.

Herkes zaman zaman yalnız kalmalıdır. Açıkçası, buna ihtiyacımız var. Ancak tabii ki her zaman insanlarla temas halinde olmaya alışkınsanız, bu zamanlar sizin için zor zamanlar olabilir. Ancak tüm bunlarla birlikte, kendi kendinize nasıl yalnız ve rahat olunacağını öğrenmek, özgüveninizin artmasını sağlar. Vakit geçirmek, bir şeyler yapabilmek ve paylaşabilmek için arkadaş bulmaya çalıştığımız her seferde, kendimize güvenme fırsatından vazgeçiyoruz. Kendi kendinize zaman ayırma alışkanlığını kucaklama zamanı!


2) Yalnızlığı kendiniz için bir rehber olarak kullanın.

Şu sözü mutlaka duymuşsunuzdur: “Nereye gittiğini bilmek için nerede olduğunu bilmen gerekir.” Yalnızlık, bir şeylerin arayışında olduğunuzu işaret etmek için bir yaşam sinyali görevi görür. Issızlığın ortasındayken kendinize verdiğiniz cevaplar, ruhunuzun derinliklerinden gelen yalansız ve saf cevaplardır. Unutmayın, hayatta hissettiklerinizden çok daha fazlası vardır.


3) Yalnızlığın, kendinizle yüzleşmeniz için bir fırsat olduğunu bilin.

Her ne kadar rahatlatıcı da olsa, başkaları sizin için ya da siz başkaları için vazgeçilmez bir sığınak olduğunuzda bu, bazı durumların gerçekleriyle karşılaşmamız gerektiğinde dikkat dağıtıcı bir ortam yaratabilir. Yalnızlık, üzerinde durmak istediğimiz durumlarla aramızdaki kovalamacayı kesip atar ve sizi elinizdeki gerçek sorunla uğraşmaya zorlar. Yalnızlığı, her şeyi düzeltmek için katalizör görevi görebilecek bir nimet olarak görebilirsiniz!


4) Düşündüğünüzden daha fazla kontrole sahip olduğunuzu unutmayın.

Tipik olarak, kendimizi kayıp ya da yalnız hissettiğimiz anlar bize her şeye olumsuz açıdan yaklaşmamız için oldukça geçerli bir bahane sunar. Böyle anlar, istemsiz olarak üzerinde durduğunuz her konuda kendinizi kurban psikolojisine sokmanıza ve durumları bu şekilde değerlendirmenize neden olabilir. İşin aslına bakarsanız, kimse sizin ne hissedeceğinize karar veremez ve bu aslında sadece sizinle ilgili bir durumdur. Seçebileceğiniz şey, karşılaştığınız durumlara nasıl tepkiler vereceğinizdir; bu sizin yegane gücünüzdür.


5) Yalnız olma hissinin sunabileceği özgürlüğü benimseyin.

Birçokları, yalnız olmak ile kendine acımayı aynı kefeye koyar ve bu iki durumun birbirini beslediğini düşünür hatta ve hatta bu besleme durumuna bizzat katkıda bulunur. Ancak siz, yalnızlığı kendine acıma duygusuyla eşleştireceğinize, yalnızlığın getirdiği özgürlük duygusunu benimseyebilirsiniz. Hayatınızdaki çoğu insan, bazen de bizzat kendiniz, yaşama devam edebilmek için başkalarının onaylarına ihtiyaç duyar. Ancak yalnız olduğunuzda, kimsenin onayı ya da görüşü sizin için bir şey ifade etmeyecek, böylece tatlı bir özgürlüğün keyfini çıkaracaksınız. Ancak unutmayın, yalnız olun ya da olmayın, birilerinin onayına asla ihtiyacınız yok! 🤗


6) Olduğunuz kişiyi, olduğu şekilde kabul edin.

Yalnızlık ve kafa karışıklığı, aslı benlik ve kişiliğinizden uzaklaştığınızda sizi bulabilir. Aslında bu durumlar, birbirini tetikleyen durumlar bile olabilir. Belki de olduğunuz yeni kişi, eski benliğinizden çok farklı isteklere, hayat gayelerine sahip olabilir. Değişim kaçınılmazdır. Olduğunuz ya da olacağınız kişi yolunda kendinizi kaybolmuş hissetmeniz oldukça normal. Bunu bilin ve şu an oldunuz kişiyi, olduğu şekilde kabul edin. Aynı şekilde geçmişte olduğunuz ve gelecekte olacağınız kişiyi kucaklamayı, ona da minnetinizi sunmayı, arkadaşça karşılamayı unutmayın.


7) Elinizden geleni yapmak için çaba gösterin.

Genelde kaybolmuş ve yalnız hisseden insanlar, kendilerini mutlak bir yenilgi içinde hissederler. Standartların çok altında işler yapacaklarına kendilerini inandırmışlardır çünkü içinde bulundukları durum nedeniyle kendilerine olan özsaygıları oldukça düşmüştür. Hissettiklerinizin asla kendinize duyduğunuz değeri azaltmasına izin vermeyin. Her zaman elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın. Özellikle hissettiğiniz bu duygular içerisindeyken gösterdiğiniz çaba, sizi hem kendi gözünüzde hem de başkalarının gözünde oldukça değerli kılacaktır.


8) Unutmayın ki, mücadele ettiğiniz bu zamanlar oldukça değerlidir.

Yalnızlık ve kaybolmuşluk denizinde mücadele etmeye başladığınızda sürekli geçmişteki hatalarınızı düşünüp verdiğiniz kararlar konusunda kendinizi suçlamak oldukça kolaydır. Bu hareket, sizi dibe çekmekten ve olumsuzluk hissini sürdürmenize neden olmaktan başka bir işe yaramayacaktır, emin olun. Kendinizi pişmanlıklarla derine çekmek yerine, bir ayağınızı diğerinin önüne koyun ve zaman boyunca verdiğiniz tüm olumlu kararları düşünün. Böylece, üstesinden geldiğiniz tüm olumsuzlukları atlattığınız için kendinizi kutlayabilirsiniz.


9) Yaşadıklarınızın bir nedeni olduğunu unutmayın.

Hayatta karşılaştığımız olumlu ya da olumsuz her durum, bize bir şeyler öğretmek için oldu ve olacak. Şanslıysak, bazen bize sunulmaya çalışılan dersi başarıyla alabiliriz. Tam aksi durumda ise başettiğimiz duruma karşı olan yaklaşımımız mutlaka birilerine ilham olacaktır, özellikle de kendimize. Yalnızlık ve kaybolmuşluk hissi bize bir şeyler öğretmediği zamanlarda bile bizim aracılığımızla başkalarına bir şey öğretiyor ya da bizi karşılaşacağımız başka durumlara hazırlıyor olabilir.


10) Bu süreçte günlük tutmayı alışkanlık haline getirin.

Yalnızlık ve kaybolmuşluk hissi sizi sardığında günlük tutmak oldukça faydalıdır. Böylece süreç sonunda yaşadıklarınıza, yaşadıklarınızı nasıl aştığınıza dair kayıtlarınıza dönüp bakabilir ve kendinizle gurur duyabilirsiniz. Nasıl hissettiğiniz, bu hislerle nasıl başa çıktığınız konusunda bir yol haritanız bile olabilir artık!


11) Bu şekilde hisseden ilk kişi siz değilsiniz, merak etmeyin.

Daha önce bu şekilde hisseden ilk kişinin biz olduğumuzu düşünmek oldukça yaygın bir durumdur. Böyle düşünürüz çünkü yalnızlık ve kaybolmuşlukla baş ederken etrafımızda hayatı oldukça yolundaymış gibi görünen kişilere odaklanır, onlara imreniriz. Gerçek şu ki, etrafımızdakilerin, paylaşmayı seçmedikleri sürece nelerle mücadele ettiklerini bilemeyiz. Güvendiğiniz birisine bu duyguları yaşadıklarında bununla nasıl başa çıktıklarını sorun. Öğrendiklerinize şaşırabilirsiniz.


12) Bu duygularınız sürekli bir şekilde devam ediyorsa, yardım almayı ertelemeyin.

Kaybolmuş ve yalnız hissetme durumlarını herkes yaşar, ancak çoğu insan kısa bir süre sonra bu duyguların üstesinden gelir. Sıkıntılarınız düşündüğünüzden daha uzun bir süre devam ediyorsa, yardım istemek için beklemeyin. Yaşadığınız durumları rasyonel bir şekilde analiz etme yeteneğinizin kaybolmaya başladığını ve üstesinden gelemeyeceğiniz duyguların sizi sardığını hissettiğinizde tıbbi yardıma başvurmanın en doğru hareket olduğunu ve bu hareketin asla yanlış olmadığını bilin.

Kaynak.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Milli Eğitim Bakanlığı, Devamsızlık Yapan Öğrencinin Velisine Para Cezası Kesecek

Yayınlandı

on

Yazar

Milli Eğitim Bakanlığı bir süredir yaşanan devamsızlık sorununa farklı çözümler getirmeye çalışıyordu. Fakat hala net bir çözüm bulunamadı. Şimdi de il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin bilgilendirilmesiyle yeni bir proje hayata geçirildi. Yeni sisteme göre devamsızlığı olan öğrencinin ailesine para cezası kesilecek.


MEB, 2018’de ‘Devamsızlık yapmayan öğrencilere başarı belgesi’ uygulamasını başlatmıştı. Fakat proje istenildiği kadar başarılı olmadı.

Devamsızlığı önlemek adına tasarlanan ödül mekanizmaları da devamsızlık problemine çözüm olmadı. MEB öğrenci devamsızlığının en önemli nedenlerini ekonomik, sosyal ve kültürel olarak sıraladı ancak çözüme ulaşmak için bu da yeterli olmadı.


Yeni tasarıya göre, devamsızlık yapan öğrenci velisi mektupla uyarılacak. Eğer sorun devam ederse de veliye para cezası kesilecek.


En çok devamsızlık meslek liselerinde ve imam hatiplerde.

En çok devamsızlık yapılan okullara bakıldığında ortaöğretimde imam hatip liselerinin ile mesleki ve teknik liselerin olduğu açıklandı. Anadolu İmam Hatip liselerinde 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrencilerin oranı 2018-2019 eğitim öğretim yılında %36’yken mesleki ve teknik liselerde ise %44 olarak açıklandı.


Bakanlık tarafından il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine, sekiz maddelik, “Sürekli Devamsız Öğrenciler ile İlgili Yapılacak İşlemler” listesi gönderildi.

Okullara gönderilen “Yapılacak İşlemler Listesi”nde şu adımlar yer alıyor:

● Öğrencilere ve velilere, devamsızlık konusunda toplantı yapılarak yazılı ve sözlü bilgi verilmesi, öğrenci bir gün bile gelmez ise velinin telefonla aranması,

● Devamsızlığın yedinci ve 12’nci günlerinde veliye devamsızlık mektubu gönderilmesi, sorun halen devam ediyorsa muhtarlık ile tebligat yoluna geçilmesi,

● Halen öğrenci okula gelmiyor ise kaymakamlık tebligatı yapılıp para cezası kesilmesinin sağlanması gerekmektedir.

kaynak: https://ceotudent.com/milli-egitim-bakanligi-devamsizlik-yapan-ogrencinin-velisine-para-cezasi-kesecek

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Birçoğumuz Hayattan Geri Kalıyor: Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Yayınlandı

on

Yazar

Yeni biriyle tanışırken veya tanıdığımız biriyle diyalog halindeyken, kalabalık bir ortama girdiğimizde, topluluk önünde konuşma yapacağımızda ve hatta minibüste ineceğimiz yeri söylerken bile kendimizi gergin hissedebiliriz. Sosyal anksiyete bozukluğuna sahip kişiler için bu tarz basit durumlar kabus haline gelebilir ve kendilerini sosyal beceri gerektiren ortamlardan ve koşullardan uzak tutmak için çaba gösterirler.

Bu kaçış hali aile, okul, kariyer, özel hayat gibi sosyal performans gerektiren önemli alanları olumsuz etkilemeye başlar. Kaygı ve depresyon kaçınılmaz olur.

Peki birçoğumuzun hayatının önemli ölçüde etkileyen sosyal anksiyete (sosyal fobi) nedir?

Sosyal anksiyeteye sahip olan bir kişi, başkaları tarafından yargılanmaktan, eleştirilmekten, başkalarının önünde rezil olmaktan ve küçük düşmekten çok korkar. Bu nedenle sosyal ortamlardan kaçınır veya kendisini güvende hissedebilmek adına bu ortamlarda kendisi gibi davranamaz. Sosyal anksiyete bozukluğu tanısı koyulan kişilerin kaygı seviyeleri o kadar yüksektir ki bu kaygı seviyesi kişiyi günlük hayatını, ilişkilerini ve sosyal aktiviteleri sağlıklı bir şekilde yürütemez hale getirir.

Kaygıyı arttıran sebepler kişiden kişiye göre farklılık gösterse de sosyal anksiyete sahibi kişilerin korkularını tetikleyen bazı durumlar vardır:

● Toplum içerisinde yemek yeme

● Kalabalık bir ortama girme

● Yabancı biri ile ilk kez telefonda konuşma

● Bir ortamda ilgi odağı olma

● Yetkili biri ile konuşma

● Başkaları tarafından izlenirken çalışma

● Yeni insanlarla tanışma

● Biri ile aynı fikirde olmadığını ifade etme

● Topluluk önünde hata yapma


Sosyal anksiyete bozukluğunun altında yatan sebepler nelerdir?

Sosyal anksiyeteye sahip kişiler kendilerini yetersiz, sıkıcı ve değersiz hissederler. Ayrıca sosyal bir ortamda nasıl davranmaları ile ilgili yüksek standartlı kuralları bulunur. “Herkes beni sevmeli, her zaman harika görünmeliyim, daima hatasız ve etkileyici konuşabilmeliyim.” şeklinde düşünceleri vardır. Bu kurallar nedeniyle herhangi bir ortama girdiklerinde ortam hakkında negatif varsayımlarda bulunabilirler ve sosyal herhangi bir etkileşimi güvensiz olarak algılarlar.

Kişinin kendisi ve başkaları hakkında negatif ve çarpıtılmış düşünceleri olması ve kendisine koyduğu sert kurallar nedeniyle sosyal ortamlarda yüksek seviyede kaygı ile baş başa kalırlar.


Sosyal anksiyete bozukluğu bazı fobileri de beraberinde getirir.

Scopophobia: İzlenilmekten hatta bir anlık bakılmaktan korkma durumudur. Genelde bu fobi bakılma ve olumsuz olarak yargılanma korkusuyla ortaya çıkar. Fiziksel görünümünüzle ilgili bir güvensizlik nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu güvensizlik, bir yabancının veya sevdiklerinin kişiye doğrudan baktıklarında çirkin olacağını düşünmesinden korkmasına neden olur.

Glossophobia: Araştırmalar, insanların %75’inin bu fobiye sahip olduğunu gösteriyor. Glossophobia, topluluk önünde konuşmaktan korkma durumudur. Bu fobiye sahip kişiler, böyle durumlarda bir dizi fiziksel semptom yaşarlar. Bu semptomlar, bir grup insanla konuşmak zorunda kaldıklarında ortaya çıkar. Ağız kuruluğu, terleme ve kızarma gibi tepkiler gösterirler. Böyle bir fobiye sahip olmak, sunum yapmanın sıklıkla gerekli olduğu iş veya okuldan kaçınılmasına neden olabilir. Eğer korku şiddetliyse, kişi kendi arkadaşlarından oluşan küçük bir grubun önünde konuşmaktan bile çekinebilir.

Toplum içinde yemek yeme fobisi: Resmi bir ismi olmamasına rağmen diğer fobiler kadar ciddi bir fobidir. Bu fobiye sahip kişiler, yedikleri yemeğin çok yağlı veya sağlıksız olması yüzünden yargılanmaktan dahi korkarlar. Bunun günlük yaşam üzerinde ciddi bir etkisi olabilir. Bu fobiden muzdarip kişiler, yemek yeme içeren sosyal olaylardan kaçınabilir. Aynı zamanda kişinin yetersiz ve sağlıksız beslenmesine neden olabilir.


Sosyal anksiyete ile nasıl baş edilir?

Sosyal anksiyetesi olan kişi kaygısını azaltmak ve kendisini güvende hissedebilmek için rahat hissedemediği ortamlarda kendisi gibi davranmamaya başlar veya ortamdan kaçar ve bu iki davranış da onun savunma mekanizması haline gelir.

Bu iki davranış, kaygısını yönetebileceği gerçeğini görmesini engeller. Örneğin sunum yapmaktan kaçınan bir kişiyi düşünelim. Sürekli bundan kaçındığı için aslında topluluk önünde konuşma konusunda ne kadar yetenekli olduğunu fark edemez veya sunum sırasında yaptığı bir hatayı kapatma yeteneğini göz ardı eder.

Sosyal anksiyetenin çözümlerinden biri bilişsel davranışçı terapidir. Bu terapinin en önemli amacı, kişinin inançları ve varsayımları ile ilgili daha gerçekçi bir bakış açısı elde etmesine yardımcı olmaktır. Diğer bir amacı ise bireyin kaygı ile baş etme stratejilerini değiştirmesini sağlamaktır.

Kişinin çarpıtılmış düşünceleri azaldığında sosyal ortamlarda bulunmaktan çekinmez. Ve sosyal ortamlarda aktifleştikçe kafasında yarattığı fikirler ile ilgili daha sağlıklı bilgi toplama şansı elde eder.


Kaynaklar: 12

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Nesin Sen?

Yayınlandı

on

Yazar

Nesin Sen? [What are you?] [[ar yu kola?? hehe :D]]

Sen kendi vücudun musun? Eğer öyle isen, bu nasıl işliyor?

Hadi bir sürü kafa karıştırıcı soruyu inceleyelim.

Okumaya devam et

En Çok Okunan Yazılar