Connect with us

Uzay

Kara Delik Ölçeğinde Zihin Bükme Videosu M87 Kara Delik Pic’i Daha Geniş ve Büyük Yapar

Yayınlandı

on

Bu hafta, bir kara deliğin olay ufkunun ilk doğrudan resmini çektik .

Einstein’ın görelilik teorisini doğrulayan imge ile hayal kırıklığına uğramayan büyük, bilim değiştiren bir olaydı . 

Ve M87 kara deliğinin büyüklüğünü tam olarak perspektife soktuğunuzda daha da çılgınca . 

Aklını ezmek için yeterli değilse, o zaman YouTuber morn1415 bu video  hile yapabilir. 

Kara deliklerin  büyüklüğü ile ilgili yukarıdaki video biraz aşırı dramatik bir şekilde başlıyor, ancak görsel karşılaştırmalara başladığınızda, zavallı, küçük beyinlerimizden. Çok hazırlıksızdık.

Bilmeniz gereken ilk şey, Schwarzchild yarıçapı boyunca ezilirse , herhangi bir maddenin karadelik  olabileceğidir .

Güneşimiz için bu, kara delik haline gelmek için küçük bir kasabanın boyutuna kadar kırılması gerektiği anlamına gelir.

Ve Dünya’nın kabaca bir fıstık büyüklüğüne ezilmesi gerekirdi.

Düşünmesi oldukça inanılmaz. Ancak, bildiğimiz diğer kara delikleri yapan , Manhattan’ın büyüklüğündeki XTE J1650-500 gibi , ama Güneşlerimizin üç veya dördüncü kütlesini içeren, ne kadar büyük olduğunu düşünün  .

Orada, Mars büyüklüğüne indirgenmiş ve 1.000 Güneş kütlesini içeren M82 X-1 gibi, daha orta büyüklükteki kara delikler de var  .

Ve  henüz bildiğimiz her büyük galaksinin merkezinde bulunan süper kütleli kara deliklere henüz başlamadık  .

Phoenix galaksisinin ortasındaki bu kara deliklerden biri 20 milyar Güneş kütlesine sahip.

Perspektif açısından, görüntülemiş olduğumuz süper kütleli M87 kara deliği Güneş’in kütlesinin yaklaşık 6,5 milyar katıdır – yani bu Phoenix kara deliği kadar büyük değil, ama haritaya çıktığını gördüğünüzde gülünç derecede büyük.

Bildiğini düşünüyorsan bile, bilmiyorsun. Bize güven.

Bu makale ilk olarak Kasım 2016’da yayınlanan bir haberden güncellendi.

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Uzayda inek hücrelerinden 3 boyutlu yazıcıyla biftek üretildi

Yayınlandı

on

Yazar

Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki astronot ve kozmonotlar için inek hücrelerinin üç boyutlu yazıcıyla çoğaltılması yoluyla biftek üretildi.

Deney tüpü içinde Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilen et hücreleri, Rus kozmonotlar tarafından yazıcıdan çıkarılarak biftek haline getirildi.

Uzmanlar İsrailli bir şirketin geliştirdiği teknolojinin denendiği bu projenin, dünyanın her yerinde et üretimi yapılabileceğini kanıtladığını söylüyor.

Bu yöntemin özellikle tarıma elverişli olmayan bölgelerde et üretimi için bir çözüm olabileceği belirtiliyor.

Aralık 2018’den bu yana laboratuvar ortamında et üreten Aleph Farms adlı şirketin ineklerden aldığı hücreler, etin besin değerini artıran bir suyla birlikte bir deney tüpüne konularak 25 Eylül’de Soyuz MS-15 uzay aracıyla Kazakistan’dan, Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderildi.

400 kilometrelik yolculuktan sonra istasyona ulaşan hücreler, Rus kozmonotlar tarafından, 3D Bioprinting Solutions adlı Rus şirketinin ürettiği manyetik yazıcıyla kas dokusuna (et) dönüştürüldü.

KozmonotTelif hakkı3D BIOPRINTING SOLUTIONS
Image captionKozmonot Oleg Kononenko, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda üç boyutlu yazıcıyı kullanarak inek hücrelerini bifteğe dönüştürdü.

Ay ve Mars’taki ilk kolonilere protein

Rus kozmonotların denemediği et, 3 Ekim’de Dünya’ya gönderildi. Eti deneyenler, ortaya çıkan ürünün hoş bir tadı olduğunu, geleneksel biftekle aynı tat ve kıvama sahip olduğunu söylüyor.

3D Bioprinting Solutions’un proje müdürlerinden Grigoriy Şalunov, Business Insider dergisine “Bu deney konseptimizin geçerliliğini güçlü bir şekilde kanıtlıyor” dedi.

Şalunov, gelecekte uzayın derinliklerinde yapılacak yolculuklar ve Ay ile Mars’taki ilk kolonilere protein kaynağı sağlamayı umduklarını söyledi.

NASA’dan uzay bahçesi projesi

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 2015’te yapay ortamda marul üretilmişti.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Ay’ın yörüngesinde dolaşacak bir uzay istasyonunda marul, çilek, havuç ve patates üretilecek bir uzay bahçesi yaratma projesi üzerinde çalışıyor.

Okumaya devam et

Uzay

Uzay Boşluğunda Koruyucu Kıyafet Giymezseniz Ne Kadar Süre Hayatta Kalabileceğinizi Biliyor muydunuz?

Yayınlandı

on

Yazar

Koruyucu kıyafet olmadan uzay boşluğuna çıktığınızda filmlerde gösterildiği gibi korkunç olaylar gerçekleşmez, hatta kıyafetler olmadan hayatta kalabilirsiniz. Ama nasıl ve ne kadar?

Kaynaklar: 123

Uzayla ilgili yapılan tüm dizi ve filmlerde, izlediğimiz belgesellerde astronotlar koruyucu kıyafet giymekte.

Uzayla ilgili yapılan tüm dizi ve filmlerde, izlediğimiz belgesellerde astronotlar koruyucu kıyafet giymekte.

Ve filmlerde kıyafetsiz uzay boşluğuna düşen insanlara korkunç şeyler olduğu gösterilmekte.Peki filmlerde gösterilenler ne kadar doğru?

1. Koruyucu kıyafetle uzay boşluğunda bulunan bir insanın gözleri pörtlemez, yerinden çıkmaz.

Koruyucu kıyafetle uzay boşluğunda bulunan bir insanın gözleri pörtlemez, yerinden çıkmaz.

Dünya ile uzay boşluğu arasındaki basınç farkı gözlerin patlamasına neden olmaz. Basınç farkı kendini daha farklı şekilde gösterir.

2. Damarlarınız ve vücudunuz patlamaz.

Damarlarınız ve vücudunuz patlamaz.

Basınç farkının fazla olmadığı uzay boşluğunda deriniz ve kan damarlarınız vücudunuzun korunmasını sağlar.

3. Bilinç kaybı yaşamazsınız.

Bilinç kaybı yaşamazsınız.

Tabii vücudunuzda oksijen olduğu sürece.

4. Vücudunuz anında donmaz veya yanmaz.

Vücudunuz anında donmaz veya yanmaz.

Uzay boşluğundaki güneşten uzak bir yer ortalama -270 celsius derece ısıdadır. Güneşe yaklaştıkça yanma ihtimali artar, uzaklaştıkça donma ihtimali artsa da hava, su gibi herhangi bir şeye temas edilmediğinden bu durum zaman alır ve bir süre yaşarsınız.

5. Vücudunuzdaki sıvılar patlamaya neden olmaz, buharlaşır.

Vücudunuzdaki sıvılar patlamaya neden olmaz, buharlaşır.

Düşük basınçta vücudunuzdaki sıvılar buharlaşmaya başlar, yani sıvılar etrafındaki dokuların içine nüfuz eder. Kısa sürede basınç tedavisi uygulanırsa vücut eski haline geri dönebilir.

6. Nefesinizi hafifçe dışarı vererek hayatta kalabilirsiniz.

Nefesinizi hafifçe dışarı vererek hayatta kalabilirsiniz.

Oksijensiz ortamda daha fazla dayanabilmek için nefesinizi tutarsanız akciğerleriniz patlayabilir. Düşük basınçlı ortamda dışarı kaçmak isteyen hava içinizde genişlemeye neden olur. Nefesinizi hafifçe dışarı vererek 1-2 dakika hayatta kalabilirsiniz.

Astronotların koruyucu kıyafet giymeleri için tabii ki birçok neden var.

Astronotların koruyucu kıyafet giymeleri için tabii ki birçok neden var.

Oksijensiz ortamda 2 dakikadan fazla dayanabilmek, mutasyona neden olabilecek radyasyondan korunmak ve uzay boşluğundaki gök cisimleri ve diğer maddelerin çarpma etkisinden korunmak gibi nedenler bu kıyafetin uzaydaki yaşam için gerekli olduğunu gösterir.

Okumaya devam et

Uzay

Türkiye Vatikan Gizli Arşivlerinden Türkiye’nin tarihinin araştıracak

Yayınlandı

on

Yazar

Türkiye ilk kez, dünyanın en büyük tarihi veri bankalarından biri olan Vatikan Gizli Arşivleri’ndeki Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine dair belgelerin tespit edilip, kataloglanmasını kapsayan bir proje başlattı.

Türkiye, 1612 yılında kurulan ancak 1881’de Papa 13. Leo’nun izniyle araştırmacılara kapılarını açan Papalığın özel arşivinde araştırmalara başladı.  Ocak ayında başlayan projede, 12 yüzyılı kapsayan, yatay uzunluğu 85 kilometreyi bulan milyonlarca dokümanlar sayesinde Türkiye, Osmanlı Devleti’ nin ilk var oluşundan 1940’a kadar olan dönemi kapsayan yüz binlerce gizli belge, mektup, yazışma ve el yazması eserin gün yüzüne çıkmasını sağlayacak.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’ nün desteği ile gerçekleşmekte olan ve toplam bir yıl sürecek olan projenin ilk ayağı, 1800 ile 1939 tarihleri arasındaki belgelerin araştırılmasını ve kataloglanmasını kapsıyor.

‘ESKİ İTANYANCA VE LATİNCE BİLGİSİ GEREKİYOR’

Projeyi yürüten akademisyen Canan Parmaksızoğlu, yaklaşık iki yıl önce Vatikan Gizli Arşivleri’nin Paleografya, Diplomatika ve Arşivcilik Uzmanlık Okulu’ndan mezun olan ve Vatikan Şehir Devleti tarafından ‘arşiv uzmanı (archivista)’ unvanı alan Türkiye’deki ilk ve tek araştırmacı.

Proje bitiminde bir kitap hazırlayacaklarını anlatan Parmaksızoğlu, “Bu okulu bitirmiş olmam, bir akademisyen tarihçi olarak bu arşivlerde uzun süre tarihimiz üzerine yaptığım araştırmalardan dolayı buradaki belgeler hakkında bilgi sahibiyim ve eski İtalyanca ve Latince paleografya bilgisine sahip olmamdan dolayı bu belgeleri okuyabiliyorum” diye konuştu.

‘BİRÇOK DEVLETİN KATALOĞU VAR, TÜRKİYE’ NİN YOK’

Genç araştırmacı, projenin neden büyük önem taşıdığını şu sözlerle anlattı: “Çünkü Vatikan Gizli Arşivleri’nde tarihimiz ile ilgili belgeler ilk kez tespit ediliyor, kataloglanıyor ve sonrasında bu belgelerin bilgisi bir kitap halinde yayınlanarak ilk kez Türkiye’deki ve tüm dünyadaki tüm araştırmacıların dikkatine ve bilgisine sunulacak.

Vatikan Gizli Arşivleri’nde birçok devlete ait arşiv kataloğu bulunmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Devleti ile alakalı olarak bugüne dek hazırlanmış herhangi bir katalog yok.

Neden mevcut olmadığı konusunda bir bilgi verilmiyor ancak benim kanaatimce Hıristiyan bir devlet olmadığımız için, farklı bir dinin hâkim olduğu bir devlet olduğumuz için olabilir. Bununla birlikte şu ana dek Vatikan Gizli Arşivleri’ne Türkiye’den araştırmacılar ilgi göstermemiş ve Türkiye ile alakalı bir araştırma talebi olmamış, dolayısı ile bir katalog hazırlama ihtiyacı da duyulmamış.”

Canan Parmaksızoğlu

‘OSMALI DEVLETİ’ NİN KUVVETİNİ GÖRDÜM’

Türkiye’den araştırmacıların bu güne dek arşivlerden pek istifade etmemiş olmasının sebebinin, buraya girmenin zorluğunun yanı sıra, herhangi bir arşiv kataloğu bulunmadığı için belgelere ulaşmanın ve bunları doğru bir şekilde okuyabilmenin zorluğu olduğunu söyleyen Parmaksızoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu arşivlerdeki belgeler eski İtalyanca ve Latince dilinde kaleme alınmış ve yazıları bizdeki rik’a, divani gibi dönemlere ve yazan kurumlara göre farklılık gösteriyor.

Belgeyi kaleme alan ve belgenin kaleme alındığı şahıs ya da kurumu doğru olarak anlayabilmemiz için Papalık devlet hiyerarşisini, devlet kurumlarının isimlerini, kullandıkları hitabet şekillerini ve bunların kısaltmalarını bilmek gerekiyor.”

Bu arşivlere yaklaşık 5 sene önce, Papalık-Osmanlı siyasi ilişkileri konusundaki doktora tezine dair araştırma yapmak için geldiğini belirten Parmaksızoğlu, “Arşivdeki tarihimiz ile belgelerin büyük bir kısmı, Türkiye ve Osmanlı topraklarından Papalığa, o zamanki adı ile Papalık Kilise Devleti’ne gönderilen ve buradan da topraklarımızdaki Papalık temsilciliklerine gönderilen mektup ve raporlardan oluşuyor” dedi.

Sultanlar ile Papalar arasında yazışmalara ulaştığını aktaran Canan Parmaksızoğlu, “Türkiye ve Vatikan Devleti arasındaki resmi diplomatik ilişkiler 1960 senesinde kurulduğu için, bu tarihe dek İstanbul’da ‘vicariato apostolico’ veya ‘delegato apostolico’ olarak adlandırılan Papalık gayri resmi temsilciliği bulunuyor.

Bu temsilci çoğu zaman Sultan ile veya Osmanlı devlet adamları ile olan görüşmelerini, ya da Osmanlı Devleti’nde gelişen siyasi hadiseler hakkında Papalığa haber ve bilgi aktarıyor.

Bu bakımdan tarihimiz ile ilgili bu yazışmalarda en çok dikkatimi çeken, o dönemde Papalık istihbaratının ne denli kuvvetli olduğu ve bir tarihçi olarak baktığımda, önemli olayların genellikle doğru bilgilerle Papalığa aktarılmış olduğu.

Bununla birlikte, belgelerde gördüğüm en önemli konu, Osmanlı Devleti’nin ne denli kuvvetli olduğu, başarılı idaresi, başarılı dış siyaseti, din farkı gözetmeksizin tüm vatandaşlarını refah içinde yönetmiş olması ve Osmanlı vatandaşı olan gayrimüslimlerin de Osmanlı hükümeti ile iyi ilişkiler içerisinde olma gayreti” diye konuştu.

SULTAN II. ABDÜLHAMİD: EN SADIK KATOLİKLER

Papalık İstanbul gayri resmî temsilcisinin, Papalık Dış işleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu ve Sultan II. Abdülhamid ile Yıldız Sarayı’nda yapmış olduğu görüşmesini aktardığı bir mektubunu örnek veren Parmaksızoğlu,  “Sultan’ın, gayrimüslim tebaaları arasında en sadık olanların Katolikler olduklarını aktarıyor” dedi.

Parmaksızoğlu, bu çalışmanın tarihe büyük katkıda bulunacağı kanısında olduğunu ifade ederek, “Amacım, bu çalışmalarımı devam ettirmek ve dönem dönem tarihimizle alakalı birçok yüzyılın kataloğunu yapmak. Üstelik bu projenin Türkiye-Vatikan ve Türkiye-İtalya diplomatik ve kültürel ilişkilerine de katkıda bulunacağını düşünüyorum.

Devlet temsilcilerimiz daha önceki yıllarda Osmanlı ve Vatikan arşivlerinin karşılıklı olarak açılması gerektiğini belirtmişlerdi” diye konuştu. Kaynak: (Sputnik)

Okumaya devam et

Uzay

NASA’da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anlattı!

Yayınlandı

on

Yazar

Nisan 2019, gelecekte önemle hatırlanacak bir olayla hafızalara kazındı, evrene dair bir sır daha çözüldü. Dünya’dan tam 500 bin katrilyon kilometre uzaklıktaki bir kara deliğin görüntüsüne ulaşıldı ama ortaya çıkan bilgiler öylesine yoğun ki bir anda çoğumuzun kafası karıştı.

NASA’da çalışan Türk bilim insanı Umut Yıldız kafası karışanlar için devreye girdi ve bize tane tane neler olduğunu anlattı.

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

NASA'da Çalışan Türk Bilim İnsanı Kara Delik Fotoğrafıyla İlgili Tüm Detayları Anneye Anlatır Gibi Anlatıyor!

Okumaya devam et

Uzay

Fizikçilerin Fizik Hakkında Nefret Ettiği 5 Şey

Yayınlandı

on

Yazar

Her şey iyi gitmektedir; teorinizi geliştirmek için harcadığınız onca yılın ardından, tüm ağır matematiksel işlemleri yapmışsınız, teori her şeyi mükemmel biçimde açıklamakta, fakat kimsenin istemediği şeyleri de öngörmekte. Örnek olarak, Einstein’ın genel göreliliğini verebiliriz. Elimizdeki en iyi kütle çekim teorisi olsa da; kütle çekim kuvveti çok güçlü olan ve yaklaşan her şeyi içine çeken kara delikleri öngörmesi, teorisyenlerin kalemlerini kemirmelerine yol açıyor. Ve bu fizikçilerin rahatsızlık içeren bir ilişki yürüttüğü tek teori değil.

Kuantum Çoklu Evrenleri

Gerçeklik oldukça belirli görünüyor, değil mi? Siz buradasınız, top orada, siz topu tekmelersiniz ve top başka bir yerde olur. Maddelere ait gerçekliğin nasıl çalıştığını açıklayan teorinin oldukça farklı bir resim çizmesi utanç verici olurdu.

Kuantum teorisinin kalbinde, maddenin biz onu ölçene kadar gölgeli ve kesin olmayan bir halde bulunduğu fikri yatar. Örneğin nesneler tek seferde pek çok yerde bulunabilir ve bu sadece onları izlemediğimiz sürece olur.

Einstein bu teoriyle kendisini bağdaştıramıyordu; özellikle bunun, biz aya bakmadığımız sürece ayın orada olmadığı anlamına mı geldiğini soruyordu. Çağdaşlarının ne hissettiğini özetlememiz gerekirse, fizikçi David Mermin’in akıllara kazınan o ünlü sözünü verebiliriz: “Çeneni kapa ve hesapla!”

Çeşitli tuhaf yorumlamalar, kuantum konsept boşluğunu doldurdu. Bunlardan en dikkat çekeni ise kuantum çoklu dünyalar hipotezi. Bu hipoteze göre, ölçüm yaptığımız her an, önceden var olan her kuantum durumu, göremediğimiz paralel evrenlerde varlığını devam ettiriyor.

Zaman

Zaman söz konusu olduğunda, yanlış olan fizik değil, sizsinizdir. Zamanın geçmişten geleceğe doğru aktığı ve sizi asla bitmeyen “şimdiler” dizisi boyunca taşıdığı fikrine inanıyor olabilirsiniz. Ama bu sadece beyninizde oluşan bir yanılsama. Bu gerçek, 20. yüzyılın başlarında Einstein’ın görelilik teorilerini ortaya koymasından beri apaçık bir gerçektir. Zaman akmaz ve objektif bir şekilde tanımlanmış geçmiş ve gelecek kavramları yoktur. Zaman sadece olduğu gibidir.

Fakat bu, görelilik ile kuantum teorisinin zamanı farklı şekillerde ele aldığı gerçeğini maskeliyor. Bundan fizikçilere bahsettiğinizde, yine bir “çeneni kapa ve hesaplamaya devam et” anı yaşarsınız.

Yine de, Lee Smolin’in de aralarında olduğu küçük bir gruba göre, bu fikir yeterince iyi değil. Geçmiş, şimdiki zaman ve geleceği oluşturacak daha iyi fiziksel tanımlamalara ihtiyacımız olduğunu söylüyorlar, bunlar başarılı olup olamayacaklarının belirsiz olmasına rağmen. Bunu zaman gösterecek.

Kozmolojik Sabit

İçeri, dışarı, içeri, dışarı ve çalkala! Kozmolojik sabitin tarihi adeta bir amigo dansı. Einstein bu sabiti genel görelilik denklemlerine, evreni sabitleştirmek için ve genişlemediği veya kendi kütle çekimi altında sıkışmadığından emin olmak için koydu. Daha sonra 1920’li yıllarda, Edwin Hubble ve diğerleri, evrenin gerçekte genişliyor olduğunu keşfetti ve bu da Einstein’ın keşfine “en büyük hata” şeklinde bir iğneleme yöneltti.

1990’lı yıllarda, süpernova gözlemleri, evrenin genişlemesinin hızlandığını ortaya koydu. Böylelikle kozmolojik sabite geri dönüldü, bu sefer “karanlık enerjiden” sorumlu olması nedeniyle. Karanlık enerji, evrenin genişlemesine yol açan ve kütle çekime karşı gelen bir tür güç.

Tek sorun şu ki, neredeyse 20 yıl geçti ve hala kozmolojik sabitin ve karanlık enerjinin kaynağı hakkında karanlıktayız. En iyi tahminimiz, boş uzayı doldurduğu düşünülen kısa ömürlü kuantum parçacıklarının enerjik titreşimlerinden kaynaklandığı. Fakat bunun ne kadar enerji sağlaması gerektiğine dair hesaplamalar, 10120’li sayılar verdi. Neyse ki fizikçiler muhasebeci değiller.

Sonsuzluk

Matematikçiler, sonsuzluğun var olduğuna ikna olmuş durumdalar. Gerçekte, ortada sadece tek bir sonsuzluk yok. Çeşitli boyutlarda sonsuz sayıda sonsuzluklar var. Ve matematikçilerin, konularındaki mantıksal boşlukları doldurabilmek için yeni sonsuzluk seviyeleri icat etmekten daha fazla sevdikleri bir şey yok. Fakat fizikçiler için, sonsuzluk herkesçe bilinen bir işkence. Sonsuzluklar, içerisinde yer aldıkları herhangi bir teoriyi havaya uçuran afacan niceliklerdir. Sonsuzluk onlarca yıl boyunca, atom çekirdeğinden büyük seviyelerdeki pek çok şeyi açıklayan birleşik “elektrozayıf” teoriyi onlarca yıl boyunca geciktirdi. Şimdi ise kara delikler ve Büyük Patlama gibi diğer hesaplanamaz tekillikler biçiminde, birleşik kuantum kütle çekim teorisinin yolunda dikiliyorlar.

Bazı fizikçiler bu kadarı yeterli diyor. Evren muhtemelen sonsuz değil, sadece çok, çok büyük. Ve sonlu fakat büyük bir evrende, sonsuzluğa ihtiyaç yok. Sorun şu ki, kimse sonsuzluk olmadan matematiksel denklemleri nasıl hesaplayacağı üzerine çalışmadı.

Evrendeki Isı Ölümü

Günlerimizi nasıl geçireceğimize dair bir seçme hakkı tanınsaydı, çoğumuz sıcak bir iklimde aşkı tercih ederdi. Tipik olarak, fizik termal giysiler içerisinde can sıkıntısı teklif eder.

Suç termodinamikte. Bu teori kullanılabilir enerjinin ve ilginç varyasyonun zaman içerisinde düzgün ve lezzetsiz bir çorbaya dönüştürüldüğünü söyler. Karanlık enerjinin, evrenin gittikçe daha hızlı genişlemesine neden olduğu gerçeğine kenarda tutarsak, bu soğumaya neden olacaktır ve gerçekte bu sevimsiz bir görüntüdür. Komşu galaksiler en sonunda gözlemlenebilir evrenin ufkundan kaybolacak ve bizi soğukta, karanlıkta ve yalnız başımıza bırakacak.

Elbette bunu görmek için buralarda olmayacağız, ölmekte olan güneş, gezegenimizi tüketiyor olacak.

Fakat evrenin dinamiklerini yanlış anlamış olma veya bu kaçınılmaz sonu daha az iç karartıcı yapacak beklenmedik değişiklikler olma ihtimali de var. Fizikçiler “büyük sökülme”, “büyük çökme” veya “büyük yeme” adı verilebilecek bir teoriye sahipler. Bu teoride kuantum dalgalanmaları evreni kararsız hale getirir ve evrenin içeriden dışarıya doğru, ışık hızından daha hızlı bir şekilde kendi kendisini yiyip bitirmesine neden olur. Büyük soğumanın aksine, biz bunun olduğunu görmeme avantajına sahip oluruz.


Kaynak:  < https://www.newscientist.com/article/2140261-five-things-physicists-hate-about-physics>

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar