Connect with us

Gerçek mi?

Kuzey Kore’de birlikte hapisten kaçıp ülkeyi terk eden mahkûm ile gardiyanın hikâyesi

Yayınlandı

on

Jeon kamera kablolarını kesmiş, uzun gece nöbeti için gönüllü olmuş, Kim için de dışarıya ayakkabı bırakmıştı.

Gece yarısı Kim’i uyandırıp planladığı şekilde kaçtılar. Önceki gece kendileri için yemek ve yedek giysi, bir bıçak ve zehir içeren sırt çantalarını hazırlamış, yanına bir de silah almıştı. Yakalanması halinde hayatta kalma şansı olmayacağını düşünüyordu. Göstermelik bir mahkeme kurulur, sonra da idam edilirdi.

Yanında bir mahkûmla kaçmaya hazırlanan 26 yaşındaki gardiyan Jeon Gwang-jin, durdurulması halinde onlara ateş edip kaçmayı, kaçamazsa kendisini vurmayı planlıyordu.

Kim ile birlikte gözetim merkezinin avlusundan geçmeleri, köpekleri uyandırmadan yüksek çiti aşmaları, sonra da sınırdaki Tumen Nehri’nden Çin’e geçmeleri gerekiyordu.

Kim yakında cezaevine nakledilecekti ve oradan bir daha canlı çıkmayabilirdi.

Kuzey Kore’nin kuzeyindeki Onsong Gözetim Merkezi’nde gardiyanlık yapan Jeon ile orada duruşmasını bekleyen tutuklu olan Kim’in arkadaşlığı olağan dışıydı zaten. Mayıs 2019’da, kaçmadan iki ay önce tanışmışlardı.

Kim, Kuzey Kore’den kaçan bazı kişilere yardım etmekten dolayı yargılanacaktı. Ülkeden kaçanlar ile geride bıraktıkları aileleri arasında telefon görüşmelerine ve para transferlerine yardımcı oluyordu. Bu onun için iyi bir geçim kaynağıydı da.

Jeon Gwang-jin
Image captionJeon Gwang-jin

Kuzey Kore’ye ortalama para transferi 2,8 milyon won (2300 dolar) civarında oluyor ve Kim’in aldığı komisyon bunun yüzde 30’u.

Jeon ise son 10 yıldır askerdi. Ama ortak yanlarının çok olduğunu gördüler. İkisi de diktatörlükle yönetilen Kuzey Kore’de artık yollarının tıkandığını görmüş, yaşamlarından büyük hoşnutsuzluk duymaya başlamıştı.

Kim ikinci kez ceza alacaktı ve hapisten sağlam çıksa bile eskiden yaptığı işi yapamayacaktı. Altı yıldır yaptığı iş için ordudaki bağlantılarını kullanıyor, onlara rüşvet veriyordu. Yardım ettiği kişi başına 1500-2000 dolar komisyon alıyordu. Bu, ortalama bir Kuzey Koreli için bir yıllık gelir demekti.

Ama askerlerden biri onu ihbar etmiş, beş yıl hapis cezası almıştı. Çıktığında bu işi bir daha yapmayı düşünmüyordu. Ama o hapisteyken kocası başkasıyla evlenmiş, iki kızını yanına almıştı.

Geçinmek için daha az riskli bir aracılık yapma yolu buldu. Güney Kore’ye kaçanlardan para transferine ve telefon görüşmelerine aracılık edecekti.

Jeon and Kim at the fence guarding the detention centre - illustration

Kuzey Kore’deki cep telefonları uluslararası aramalara kapalıydı. Kim ise belli bir ücret karşılığında Çin’den getirttiği telefonu kullanarak görüşmeleri sağlıyordu.

Ama bu işlemi yaptığı bir gün, kendisini takip eden gizli polisler tarafından yakalanmıştı.

Düşman ülke olarak görülen Güney Kore, Japonya ve ABD ile bağlantılı bir iş yapanlar, cinayet sanıklarından daha ağır ceza alıyordu.

Kim, bunun farkındaydı ve Jeon ile ilk tanıştığında davasının sonuçlanmasını bekliyordu.

Short presentational grey line

Jeon ise hayati tehlikesi olmasa da ülkesinde olup bitenlere karşı öfkeliydi. Askerliğini yaptıktan sonra polis olmak istiyordu. Dedeleri gibi çiftçi olan babası, bunun bir hayal olduğunu söylüyordu.

“Kuzey Kore’de mevki sahibi olmak için para gerekir. Her şey giderek kötüleşiyor… Üniversiteden mezun olmak için gireceğiniz sınavda bile iyi sonuç almak için rüşvet vermeniz gerekiyor” diyor Jeon.

Ama mezun olmak da geleceğin garantisi anlamına gelmiyor. “Çok prestijli Kim Il-sung Üniversitesi’nden mezun olan birini tanıyorum, şimdi pazarda sahte et satıyor” diyor.

Günlük yaşamı idame ettirmek belki Jeon’un doğduğu dönemlere kıyasla şimdi daha kolay. O zamanlar ülke dört yıl boyunca açlık çekmişti. Ama yaşam şartları hala çok zor.

Polis olmaktan ümidini kesince Jeon hala ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu ki, Kim ile tanıştı ve kafasında bazı fikirler yeşermeye başladı.

Aslında gardiyanlarla mahkumların birbirine bakması bile yasak, ama Jeon, Kim’in hücresindeki parmaklıklardan ona fısıldayarak konuşurdu. “Onunla özel bir bağımız vardı sanki” diyor Kim için.

İlk tanışmalarından iki ay sonra Kim duruşmasında, Chongori cezaevinde dört yıl üç ay hapis cezası aldı. Oradan sağ çıkamayacağından korkuyordu Kim.

Kuzey Koreli bir çiftçiTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionKuzey Kore’de çoğu kişi geçimini çiftçilikten sağlamaya çalışıyor

“Çaresiz bir şekilde ağlayıp duruyordum, onlarca kez intiharı düşündüm” diye anlatıyor.

“Hapse düşünce vatandaşlık haklarınız alınıyor, hayvandan bir farkınız kalmıyor” diyor Jeon.

Bir gün Kim’e “Sana yardım etmek istiyorum. Seni kurtarmanın tek yolu buradan kaçmak” diye sesleniyor.

Kim önce bunun bir tuzak olabileceğini düşünerek ona güvenmiyor. “Ajan mısın sen? Beni mahvetmek mi istiyorsun?” diye soruyor.

Ama Jeon, ona Güney Kore’ye birlikte kaçmayı teklif ediyor.

Jeon’un Güney Kore’de akrabaları olduğu için mesleğinde ilerlemesi şüpheli görülüyordu. Kore Savaşı sırasında ülke ikiye ayrılınca, birçok Koreli gibi bazı akrabaları sınırın diğer tarafında kalmıştı.

Ama bu akrabaları ona aynı zamanda geleceğe dair umut veriyordu.

Bir gün babası evde yokken akrabalarının fotoğraflarını yanına almıştı. Arkalarında adresleri yazılıydı.

Kim ona inanmaya başlamıştı. Ama yine de çok korkuyordu.

“Kalbim delicesine çarpıyordu” diyor. “Kuzey Kore tarihinde daha önce bir gardiyanla mahkum birlikte kaçmamıştı” diyor.

Short presentational grey line

12 Temmuz’da Jeon artık o anın geldiğini biliyordu. Gözetim merkezinin müdürü o gece evine gitmişti.

Gecenin karanlığında pencereden atlayıp, çitleri aştılar, pirinç tarlalarından geçip nehre ulaştılar.

Aylardır cezaevinde olduğu için Kim’in vücudu zayıflamıştı, sık sık düşüp yeniden kalkıyordu. Ama nehir kenarına ulaşmayı başardılar.

Nehirde su seviyesi genellikle düşüktü. Ama Jeon sırtında çantası, elinde silahıyla giderek derinleşen sudan karşıya geçmeye çalışıyordu. Kim ise yüzme bilmiyordu. Jeon onu da çekmek zorunda kaldı.

Orta yere geldiklerinde su artık Kim’in boyunu aşıyordu. Jeon’a geri dönmesini söyledi.

Jeon ise “Artık geriye dönüş yok, öleceksek burada ölürüz” demişti.

Sonunda ayakları yere değmeye başlamıştı. Dikenli telleri de aşıp Çin tarafına geçtiler.

Chongori cezaeviTelif hakkıDİGİTALGLOBE/SCAPEWARE3D
Image captionChongori cezaevi

Ama orada da henüz güvende değillerdi. Üç gün dağlarda saklandıktan sonra, bir köylüye rastlayıp onun telefonuyla Kim’in tanıdığı bir aracıya ulaştılar. Aracı, Kuzey Kore yetkililerinin onları yakalamak için Çin polisiyle ortak çalıştıklarını söyledi.

Ama sonunda onun aracılığıyla güvenli bir ev değiştire değiştire sonunda Çin’den çıkıp üçüncü bir ülkeye geçtiler.

Yolculuklarının son ayağına geçmeden önce, kaçış hikayelerini anlatmak üzere bizimle gizli bir yerde buluştular.

Kuzey Kore

Onların kaçışı nedeniyle ailelerinin Kuzey Kore’deki kast sistemindeki yeri biraz daha aşağıya düşecek, muhtemelen akrabaları da gözetlenip sorguya çekilecek.

İkisi de bundan suçluluk duyuyor. Jeon ayrıca başta planladığı gibi Kim ile Güney Kore’ye değil, ABD’ye gitme kararı aldığı için de üzülüyor.

Kim’den kendisiyle gelmesini istemiş. Ama o İngilizce bilmediği için korkuyor, gitmek istemiyor.

“Nereye gidersen git, ama beni unutma” diyor.

Jeon and Kim at the Tumen river - illustration

İkisi de Kuzey Kore’nin baskıcı rejiminden kurtulduğu için mutlu.

“Dönüp baktığımızda aslında hepimiz bir cezaevinde yaşamışız. İstediğimiz yere gidemedik, istediğimiz şeyleri yapamadık” diyor Kim.

“Kuzey Korelilerin gözleri henüz görmüyor, kulakları henüz duymuyor, dudakları henüz konuşmuyor” diye ekliyor Jeon.

Jeon'un İngilizce çalışırken yazdığı kağıtlardan biri
Image captionJeon’un
İngilizce çalışırken yazdığı kağıtlardan biri

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gerçek mi?

Marshmallow Testi ile Çocuğunuzun Gelecekteki Başarısını Tahmin Edin

Yayınlandı

on

Yazar

 

Her pazartesi diyete başlayıp salı günü bozuyor musunuz? Tatlı yemeyeceğim dediğiniz halde koca bir dilim pasta görünce dayanamayıp yiyorsanız tebrikler Marshmallow Testi’ni büyük ihtimalle geçemeyeceksiniz. Aynı zamanda “zevki erteleme testi” olarak da bilinen bu deney, çocuklarla yapılan çok basit bir deney olma özelliği taşıyor ancak basit olmasının yanında ileriye dair birçok sonuç da veriyor.

İşte Tüm Mesele: Şekerlemeyi Yemek ya da Yememek

Çocuk psikolojisinin ünlü deneylerinden olan Marshmellow Testi, ilk olarak 1960’da Stanford Üniversitesi’nde yapıldı. Deneyde, yaşları 3-5 arasında değişen çocuklar tek başlarına bir masada oturuyor ve önlerine 1 tane marshmallow koyuluyor.
Araştırmacı çocuğa, eğer o şekerlemeyi 15 dakika boyunca yemezse ikinci bir şekerleme daha vereceğini söylüyor ve odadan çıkıyor. Testte, çocukların hazzı erteleyip erteleyemediği ölçülürken hazzı erteleyebilen çocukların daha iradeli, oto-kontrol sahibi ve öz denetim mekanizmasının gelişmiş olduğu sonucuna ulaşıldı.
Bu çocuklar 15 yaşına geldiklerinde akademik başarılarının ve bilişsel kapasitelerinin yaşıtlarına göre daha fazla olduğu iddia edildi ve küçük yaşta önünde duran şekerlemeyi yememe ve akademik başarı arasında istatiksel bir bağlantıya rastlandı.
Bu deney zaman içinde eğitim alanıyla beraber ebeveynlikte çok önemli bir konuma ulaştı. Kısmen bu deneyin de etkisiyle; çocuk gelişimi, pedagoji, ebeveynlik eğitimi gibi eksenlerde öz denetim becerilerin gelişmesi ve oto-kontrol üzerine pek çok eğitim düzenlendi. Günümüzde, birçok gelişmiş ülkede okula giden 3-7 yaş arası çocuklara bu alanlarda temel beceriler kazandırmak hedefleniyor ve sosyal-duygusal gelişime çok önem veriliyor.
Deneyin sonucuna dayanarak “çocukların gelecekte daha başarılı olmaları için iradelerini kuvvetlendirin, otokontrollerini geliştirin” mesajı özellikle orta ve üst sınıf ailelerde temel tavsiye niteliğine büründü.

Yeni Nesille, Bir Daha Tekrarlandı

Bu kadar ses getiren deney geçtiğimiz yıllarda 1000 çocukla New York Üniversitesi’nde tekrarlandı. Bu sefer sonuçlar, irade ve akademik başarının çok da ilişkili olmadığı yönündeydi. İrade göstermeyip şekerlemeyi yiyen çocuklar, 15 yaşına geldiğinde akademik olarak da bilişsel kapasite olarak da çoğu zaman yaşıtlarından çok farklı bir seviyede görülmedi.
Yani hazzı erteleme ve oto kontrol hayatımızın her evresinde aynı ölçüde değildi, durumlara ve yaşantımıza göre değişkenlik gösterebiliyordu. Çocuğun asıl zekâsının oto-kontrolden ziyade annenin eğitim seviyesiyle ilişkili olduğu bulgusuna ulaşıldı.
Çocuğunuzun iradesi ve öz denetim becerilerini geliştirmesi önemli bir durum ancak ilerideki başarısını çok etkilediğini söyleyemeyiz. Onun yerine çocuğun içinde yaşadığı çevreyi düzenleyerek ve ebeveyn olarak kendinizi geliştirerek çocuğunuza çok daha büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

Farklı Ülkeler Farklı Sonuçlar

Daha önce Batı ülkelerinde yapılan Marshmellow Deneyi, Kamerun’un bir köyünde 4 yaşındaki çocuklarla tekrar yapıldı. Ve Batılı çocukların test sonuçlarını istatistiksel olarak alt üst edecek yeni rakamlara ulaşıldı.
Orada yapılan testte, bir çocuğun önüne 4 marshmallow koyuluyor ve çocuğun şekerlemeleri 20 dakika boyunca yememesi halinde bir şekerleme ödülü daha alabileceğini söyleniyor. Daha sonra araştırmacı odadan çıkıyor.
Hazzı erteleme konusunda irade oranı Alman çocuklarda %30 oranındayken Kamerunlu çocuklarda sonuçların %70 oranında çıktığı görüldü. Bu sonuçlarda özdenetimin yanı sıra tabii ki sosyo-ekonomik faktörler ve şekerlemelerin ülke içinde ulaşılabilirlik durumu da etkili olmuştur.

Deneyle ilgili, çocukların sevimli hallerini ve şekerleme karşısında kendilerini tutamayışlarını aşağıdaki videolardan izleyebilirsiniz:

Okumaya devam et

Bilim

Elon Musk’ın Çılgın Planı6 Madde : Dünyaya Yenilenebilir Enerji ile Güç Sağlamak

Yayınlandı

on

Yazar

elon musk

Elon Musk dünyaca herkesin yakından takip ettiği ve yaptıkları ile her zaman gündemde olmayı başaran bir girişimci. Paypal, Tesla ve SpaceX, aslında Musk’ın son 20 yıldır ne kadar başarılı ve çevresini değiştirdiğinin bir kanıtı.

Kendi roketini üreterek bir Tesla’yı uzaya fırlatmak ya da dünyanın en sık kullanılan çevrimiçi ödeme sistemini yaratmak dışında Musk’ın şu anki hedefi, gezegenin enerji üretim problemine yeni bir soluk getirmek.

Teknoloji girişimcisi kimliği dışında Musk, aynı zamanda geleceğin yenilenebilir enerji ile mümkün olduğuna inanlardan. Peki milyarder bir girişimci nasıl olur da bütün gezegene yetecek enerjiyi üretebilir?


1) Elektrikli araçlar için güç istasyonlarının sayısını ikiye katlamak

Musk’ın ilk öngörülerinden biri 2019’un sonuna kadar Supercharger’ların sayısını iki katına çıkartmaktı(Normal elektrikli araç şarj istasyonları gibi saatler süren şarj süresinin aksine, ücretsiz olan bu sistem dakikalar içerisinde aracınızı şarj etmenizi sağlıyor). Bu hedefinin endüstriye etkisi ile birlikte 2017 sonunda dünya genelinde üç milyondan fazla elektrikli araç satışı gerçekleşti. Bu hedefini bu kadar çabuk gerçekleştirmesini sağlayan etmenlerden biri de endüstrideki bu arz talep dengesindeki artıştı.


2) Gigafactories ve bataryaları geleceğin enerji üretim biçimine yön verecek

Girişimcinin ikinci öngörüsü ise Tesla’nın vizyonunu dünya çapındaki enerji dönüşümü ile birleştirerek sürdürülebilir enerjinin elektrikli araçlar ve diğer enerji ürünleri ile birlikte, gün geçtikçe artan enerji talebine yetebilecek duruma gelmesi.


3) 100 Adet Tesla Gigafactory bütün dünyanın enerji ihtiyacını yenilenebilir enerji ile karşılayabilir

Bu öngörü Gigafactories’in ve bataryalarının gelecekte enerji ihtiyacına cevap vereceğini ileri sürüyor. Gündelik hayatta enerji ihtiyacımızı karşılamak için kullandığımız doğal gaz yerine, 25000 evin enerji ihtiyacını karşılayabilecek Lithium-ion piller kullanılabilir. Tesla’nın yaptığı hesaplamalara göre tüm dünyanın yenilenebilir enerjiye geçmesi için gerekli olan tek şey tamı tamına 100 adet Gigafactory.

4) Musk, dünyanın en büyük sanal enerji üretim tesisini kurmayı planlıyor

2022 yılına doğru baktığımızda ise Musk’ın diğer hedefinin dünyanın en büyük sanal enerji tesisini inşa etmek olduğunu görüyoruz. Nasıl mümkün olacak diye sorduğunuzu fark ediyorum. Günay Avustralya’daki 50000 eve dört yıl içerisinde ücretsiz güneş paneli dağıtmak planın sadece ufak bir kısmı. Elde edilen enerjinin kullanılmayan kısmı ise ülkenin ana hattına geri beslenerek ülkenin günlük enerji tüketiminin %20’sinin yenilenebilir enerji ile elde edilmiş olacak.

5) Tüm dünyanın enerji ihtiyacını güneş enerjisi ile karşılamak için ufak bir kara parçası yeterli

Güneş’ten Dünya’ya yalnızca bir saatte gelen enerji miktarı, insanlığın tüm bir yılda harcadığından fazla olmasına rağmen sadece %0.39’u Amerika’da üretilip kullanılmakta. Musk’ın dediğine göre yalnızca İspanya büyüklüğünde bir kara parçası 2030 yılında tüm dünyaya yenilenebilir enerji ile güç sağlayabilir.

“Elimizde enerji üretmek için yalnızca güneş enerjisine muhtaç olduğumuzu düşünelim. İspanya’nın ufak bir bölgesini kullanarak tüm Avrupa’ya yetecek kadar enerji sağlayabilirsiniz. Amerika’ya bakarak konuşursak da Nevada’nın ufak bir köşesi ya da Utah, tüm ülkenin enerji ihtiyacını karşılayabilir.”


6) 15 yıl içerisinde çatıların büyük bir çoğunluğu güneş enerjisi üretebilen kiremitler ile yapılacak

Son öngörüsü ise şu an hepimizin alışık olduğu düz çatılar. Bu çatılar 2032 yılına gelindiğinde hepimizin garipseyeceği geçmişe ait bir parça olacak. Çünkü Tesla’nın güneş panelleri (Tesla Solar Roofs), ev sahiplerinin ömür boyu elektrik ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir sisteme sahip olmalarını sağlıyor. Metrekaresi yaklaşık 220 dolar olan bu kiremitlerin ileride tüm evlerin çatılarında olacağı öngörülüyor.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

En Zor Kararları Bile Kolayca Vermenizi Sağlayacak Yöntem: 10+10+10 Kuralı

Yayınlandı

on

Yazar

Hayat, hangi yiyeceği satın alacağınızı seçmek gibi gündelik kararlardan evleneceğiniz insanı seçmek gibi hayati seçimlere kadar karar verme mecburiyetiyle doludur.
Kararsız kişiliğe sahip insanlar ise bu süreçleri diğer insanlardan daha fazla zorlanarak yürütmeye çalışırlar ve çoğu kez verdikleri yanlış kararlardan, iki seçenek arasında kalınca seçim yapmayı başaramamaktan veya kendileri için en doğru seçimimi anlayamamaktan yakınırlar. İşte bu karar verme sancısını yenmek ve doğru kararlar almak için 10-10-10 kuralı ve bu kuralı hayatınızda uygulama yöntemleri.

10-10-10 Kuralı Nasıl Ortaya Çıktı?

Ünlü gazeteci Suzy Welch, beynimizin karar vermeye çalıştığı sırada sergilediği aktiviteyi inceleyerek beyninde ‘hiperbolik azaltma’ denen negatif bir faktörün devreye girdiğini gözlemledi.
Bu faktör bizim gelecek yaşanmayacakmış gibi davranmamıza, örnek olarak hiç yaşlanmayacakmışız gibi sağlıksız beslenmemize neden oluyor. Welch bu etkiden yola çıkıp insanların mantıklı, sağlıklı ve uzun vadede faydalı kararlar almaları için bir soru mekanizması oluşturdu.
Buna göre insanların, zor kararlar almadan önce kendilerine bu kararları aldıkları takdirde hayatlarının ne yönde evrileceği sorusunu açıkça sormaları gerekiyor: “Çocuk sahibi olma zamanım geldi mi?”, “Yeni bir eve taşınmak benim için iyi olacak mı?” gibi soruların odak noktası, taşınmak veya taşınmamak, çocuk sahibi olmak veya olmamak gibi kararın değişkenlerini göz önünde bulundurmak.

10-10-10 Kuralı Nasıl Uygulanır?

10 – 10 – 10 kuralı ise, bu değişikliği yaşadıktan veya bir kararı verdikten sonra yaşanacaklarla ilgili.
“Bu seçeneklerden her birinin 10 dakika sonraki ,10 ay içindeki ve 10 yıl sonraki sonuçları neler olacak?” Burada amaç, vereceğiniz kararın uzun ve kısa vadede ne gibi sonuçlar doğuracağını henüz kararı uygulamadan net bir şekilde görmektir.
İlk 10 dakika, kararın alındığı anı, yakın tarihi ifade eder (örneğin çocuk sahibi olmaya karar verdiğiniz an hayatınızda yaşanacak değişimler).
10 ay, aldığınız kararın ilk gerçek sonuçlarını ortaya koyar (Çocuğunuzun dünyaya gelmesiyle beraber hayatınızda yaşanacak değişimler).
10 yıl ise kararınızın uzun zaman sonraki etkilerini gösterir (Çocuğunuz ve sizin hayatınız, yıllar önce verdiğiniz karardan nasıl etkilendi?).
Bütün bu soru mekanizmasının sonunda ise, kendinize sormanız gereken son bir soru kalıyor:

Hayatımı kontrol etmeme yardım edecek seçenek hangisi?

Welch bu soruyu cevaplarken, hedeflerinizin,hayallerinizin ve ihtiyaçlarınızın örtüşmesi ve uyum içinde olması gerektiğinin söylüyor.Verdiğiniz karar hedef ve hayallerinizi doyuruyorsa, ihtiyaçlarınızı tamamlıyorsa ve istediğiniz geleceği size vaat ediyorsa, kararınız doğru karardır.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Dünyanın En İyi 10 Üniversitesinden Alabileceğiniz Ücretsiz Online Dersler

Yayınlandı

on

Yazar

Dünyanın En İyi 10 Üniversitesinden Alabileceğiniz Ücretsiz Online Dersler

Dünyanın köklü ve prestijli üniversitelerinde okumak oldukça zor. Bu okullarda okumak için gereken kriterleri karşılamak hiç de kolay değil. Karşılamış olsak bile ücretler bir hayli yüksek. İlk aşamada her şey yolunda gidiyor olsa bile zor bir süreç sizi bekliyor. Karmaşık başvuru süreçleri, mülakatlar derken birçok adayın başvurusu olumsuz sonuçlanıyor.

Fakat internetiniz varsa bir kuruş para harcamadan Oxford’dan Harvard’a kadar pek çok seçkin üniversitenin online derslerine ulaşabilirsiniz. *

İşte o üniversiteler ve derslerden bazıları:

Online derslerin isimlerine tıklayarak ilgili internet sitelerine ulaşabilirsiniz.


1) Oxford Üniversitesi

İngiltere’deki yüksek öğrenim kurumlarını derecelendiren Times Higher Education (THE) dergisinin 2017 için paylaştığı listede, Oxford Üniversitesi en iyi kurum seçildi.

Oxford Üniversitesi’nin metin, video ve podcast (internetten dinlenen yayın) formatında sunduğu derslerden bazıları şunlar:

► Shakespeare’i anlamak (edebiyat)

► Çizim teknikleri (sanat)

► Biyoetik’e giriş (felsefe)

► Şirket kurmak (işletme)

► Modern dünyanın demografik eğilimleri ve sorunları (sosyoloji)


2) Cambridge Üniversitesi

Times Higher Education’ın 2017 listesinde ikinci sırada yer alan Cambridge’in ücretsiz online dersleri de oldukça çeşitli:

► Çince’ye giriş (diller)

► Almanca’ya giriş (diller)

► Arapça’nın temel bilgileri (diller)

► Marksizm (felsefe)

► İklim değişikliğine uyum sağlamak (çevre bilimleri)


3) California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)

ABD’de ‘Caltech’ ismiyle anılan California Teknoloji Enstitüsü (California Institute of Technology), özel bir kurum, bir bilim ve teknoloji merkezi.

Okulun internet sitesinde “bu eğitim programlarının amacı, gelecek nesillerin bilim insanlarına ve mühendislerine nasıl fark yaratabileceklerini öğretmek” şeklinde bir ifade bulunuyor.

Teknoloji eğitim platformlarından Coursera ve edX üzerinden paylaşıma açılan ücretsiz derslerden bazıları şöyle:

► Elektron kriyo-mikroskop’a hazırlık (biyoloji)

► Evrenin evrimi (uzay bilimi)

► Güneş sisteminin bilimi (uzay bilimi)

► Beyin ve ilaçlar (biyoloji)

► Makineleri öğrenmek (bilgisayar bilimleri)


4) Stanford Üniversitesi

Apple’ın yaratıcısı Steve Jobs’ın 2011 yılında mezun olamadan ayrıldığı Stanford Üniversitesi’ndeki meşhur konuşmasını yaparak okulun popülaritesini daha da arttırdı.

Online derslerden bazıları:

► Kriptografi’ye giriş (bilgisayar bilimleri)

► Cinsel kimlikler ve sağlık (tıp)

► Bir psikolog gibi düşünmek (tıp)

► Dijital fotoğrafçılık (sanat ve toplumlar)

► Algoritmalar (bilgisayar bilimleri)


5) Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)

Teknoloji eğitimi alanında her yıl adından daha da sık söz ettiren Massachussetts Institute of Technology (MIT), siyaset bilimlerinden sanata birçok alanda bedava dersleri internet sitesinden paylaşıyor.

► Elektromanyetik etkileşimler (nükleer bilimler)

► Hukuk ve toplum (siyaset bilimleri)

► İş hayatında karar vericiler için ekonomik analizler (ekonomi)

► Planlama, iletişim ve dijital medya (kent çalışmaları)

► Müzik yapılarını geliştirmek (müzik ve tiyatro)


6) Harvard Üniversitesi

ABD’de yine Cambridge şehrinde yer alan Harvard Üniversitesi’nden şu dersleri alabilirsiniz:

► Dünya edebiyatında antik eserler (edebiyat)

► Çatışma ve felakete insanlığın yanıtı (sosyoloji)

► Bilim ve aşçılık (bilim)

► Japonya’yı hayal etmek (1850-1930): Batılılaşma, başkaldırı, modernlik (tarih)

► Mimaride hayal gücü (mimarlık)


7) Princeton Üniversitesi

New Jersey, Princeton’da yer alan üniversite, ABD’nin en eski dördüncü üniversitesi. Times sıralamasına göre de dünyanın en iyi yedinci yüksek öğretim kurumu.

► Zorlu bölgelerde hükümet nasıl çalışır? (siyaset bilimleri)

► İnşaat mühendisliği: Köprüler (mühendislik)

► Dünya tarihi laboratuarı (tarih)


8) Imperial College London

Londra’daki üniversitenin bedava online derslerinin çoğu işletme üzerine:

► Başarılı bir MBA için muhasebenin temelleri (işletme)

► Başarılı bir MBA için veri analizinin temelleri (ekonomi)

► Başarılı bir MBA için finansın temelleri (ekonomi)

► Başarılı bir MBA için matematiğin temelleri (ekonomi)


9) Chicago Üniversitesi

En iyi yüksek öğretim kurumları arasında dokuzuncu sırada yer alan Chicago Üniversitesi’ndeki bedava online derslere birkaç örnek:

► Beyni anlamak: Günlük hayatın nörobiyolojisi (biyoloji)

► Kentsel çalışmalarda eleştirel konular (sosyal bilimler)

► Küresel ısınma: İklim değişikliğinin modellenmesi (çevre bilimleri)

► Varlık fiyatlamaya giriş (ekonomi)

► Satış stratejileri (işletme)


10) Pensilvanya Üniversitesi

► Çağdaş Amerikan şiiri (sanat ve toplumlar)

► Pazarlamaya giriş (ekonomi/işletme)

► Bedenin bize ne dediğini anlamak (biyoloji)

► Yunan ve Roma mitolojisi (tarih ve felsefe)

► Tasarım: Toplumlarda eserlerin yaratımı (sanat)

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Kolayca Kandırılmanızı Sağlayabilecek Fenomen: Barnum Etkisi

Yayınlandı

on

Yazar

Barnum Etkisi; 19. yüzyılda yaşamış sirk kurucusu, insanları sirkinde ‘ucubeler’ olarak başka insanları eğlendirmek için onlara sunan P. T. Barnum’un, şov dünyasında attığı etkileyici adımlardan esinlenerek tanımlanmış psikolojik bir fenomendir. Kişiye has karakteristik özellikler gibi görünen ama aslında çok genel, tüm insanlara indirgenebilecek kişilik özellikleri yaratmak anlamına gelir.

Barnum yarattığı illüzyonlarla aslında bariz olan yalanlarını çok büyük çaptaki seyirciye sunarak onların kandırılmak için kendisine para vermelerini sağlamış ve bu başarısıyla da usta bir eğlence adamı olarak nam salmıştır. Barnum’un 19. yüzyılda yarattığı kandırma mekanizmasından günümüzde falcılar, hipnozcular, burç yorumcuları gibi mistik kişilik okuyucuları faydalanmaktadır. Bu tarz insanların başvurduğu en klasik hile, bir insanı tanımlarken var olan tüm kişilik özelliklerini kullanmaktır. Falcıya gittiğinizde size şunları söyleyecektir:

“Aslında içine kapanık bir insansın, ama yeri geldiğinde açık sözlüsün de.”
“Espri anlayışın çok kuvvetli ama ne zaman ciddi olacağını da bilirsin.”
“Çok güvendiğin birkaç kişi var.”
“Sezgilerine güvenirsin ama mantığı da elden bırakmazsın.”

Burada falcı kişilik özelliklerinizle ilgili mümkün bir sürü farklı tez ileri sürer, siz de sizin için doğru olan kısımlarını dikkate alarak falcının bilgeliği karşısında şaşırırsınız.

Psikolog Bertram Forer, öğrencilerine bir kişilik testi yaptığını ve kendilerini tanımlayan ifadeleri 1-5 arasında toplayarak bir skora ulaşacaklarını söylemiştir. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bu testte de hemen hemen herkesin kendine fazlaca uyarlayabileceği, genel, sık rastalanan kişilik özellikleri belirtilmiştir ve öğrencilerin çoğu testin kişiliklerine neredeyse yüzde yüz uygun düştüğünü söylemiştir. Forer bu testle Barnum etkisini bir kez daha kanıtlamıştır.


Neden Bu Kadar Kolay Kanıyoruz?

Kişisel Geçerlilik Etkisi’ne göre bizim için kişisel veya önemli olan ifadeler içeren tanımlamaları kabulleniyoruz. Yani bizimle ilgili bir tahmin, gerçekçi veya geçerli olmasa bile bizim kendimizle ilgili beklenti veya tanımlamalarımıza uyuyorsa onu kabul etme eğilimi sergiliyoruz. Bu durumda falcıların bize söylediği bütün gerçek dışı tahminlerin arasında tek bir doğru tahmin varsa, bu o falı ciddiye almamız ve üzerine düşünmemiz için yeterli oluyor.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar