Connect with us

Gerçek mi?

Milli Eğitim Bakanlığı, Devamsızlık Yapan Öğrencinin Velisine Para Cezası Kesecek

Yayınlandı

on

Milli Eğitim Bakanlığı bir süredir yaşanan devamsızlık sorununa farklı çözümler getirmeye çalışıyordu. Fakat hala net bir çözüm bulunamadı. Şimdi de il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin bilgilendirilmesiyle yeni bir proje hayata geçirildi. Yeni sisteme göre devamsızlığı olan öğrencinin ailesine para cezası kesilecek.


MEB, 2018’de ‘Devamsızlık yapmayan öğrencilere başarı belgesi’ uygulamasını başlatmıştı. Fakat proje istenildiği kadar başarılı olmadı.

Devamsızlığı önlemek adına tasarlanan ödül mekanizmaları da devamsızlık problemine çözüm olmadı. MEB öğrenci devamsızlığının en önemli nedenlerini ekonomik, sosyal ve kültürel olarak sıraladı ancak çözüme ulaşmak için bu da yeterli olmadı.


Yeni tasarıya göre, devamsızlık yapan öğrenci velisi mektupla uyarılacak. Eğer sorun devam ederse de veliye para cezası kesilecek.


En çok devamsızlık meslek liselerinde ve imam hatiplerde.

En çok devamsızlık yapılan okullara bakıldığında ortaöğretimde imam hatip liselerinin ile mesleki ve teknik liselerin olduğu açıklandı. Anadolu İmam Hatip liselerinde 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrencilerin oranı 2018-2019 eğitim öğretim yılında %36’yken mesleki ve teknik liselerde ise %44 olarak açıklandı.


Bakanlık tarafından il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine, sekiz maddelik, “Sürekli Devamsız Öğrenciler ile İlgili Yapılacak İşlemler” listesi gönderildi.

Okullara gönderilen “Yapılacak İşlemler Listesi”nde şu adımlar yer alıyor:

● Öğrencilere ve velilere, devamsızlık konusunda toplantı yapılarak yazılı ve sözlü bilgi verilmesi, öğrenci bir gün bile gelmez ise velinin telefonla aranması,

● Devamsızlığın yedinci ve 12’nci günlerinde veliye devamsızlık mektubu gönderilmesi, sorun halen devam ediyorsa muhtarlık ile tebligat yoluna geçilmesi,

● Halen öğrenci okula gelmiyor ise kaymakamlık tebligatı yapılıp para cezası kesilmesinin sağlanması gerekmektedir.

kaynak: https://ceotudent.com/milli-egitim-bakanligi-devamsizlik-yapan-ogrencinin-velisine-para-cezasi-kesecek

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

En Güçlü Öğrenme Tekniği ile Tanışın (Üstelik En Ufak Bir Çalışma Gerektirmiyor)

Yayınlandı

on

Yazar

Öğrenmenizi geliştirecek en önemli şeylerden birinden bahsedeceğiz. Hafıza, dikkat ve enerji seviyeleri üzerindeki etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış bir teknikten. Yine de çok ihtiyacımız olmasına rağmen maalesef birçoğumuzun büyük sınavlara hazırlanırken önemsemediği bir şey.


En güçlü öğrenme tekniği

Bu teknik uykudur.

Geceleri 7-8 saat uyumak, öğrenebilme yeteneğinin üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir. Uykuyu kesmek (bir gece bile olsa) hem öncesi hem sonrasında öğrendikleriniz üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler yaratabilir.

Uyku pasif bir faaliyet değildir. Dinlenmek dışında hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünse de zihin, uykuda oldukça aktiftir.

Uyku, çoğunlukla REM (hızlı göz hareketi, rüyalar) ve NREM (derin uyku içeren, REM olmayan) olmak üzere iki kategoriye ayrılır.

Başınız yastığın üzerindeyken beyniniz önemli işlerle meşguldür. Örneğin, uykunun bellek için önemini gösteren ilk çalışmalardan biri John Jenkins ve Karl Dallenbach tarafından 1924 yılında yapılan çalışmadır. Çalışma, kişilerin aynı zaman zarfında uyanıkkenki ve uyurkenki unutkanlık oranlarını karşılaştırdılar. Sonuçlar ise oldukça çarpıcı:

Uyurken bir şeyleri unutmamız yavaşlarken uyanık olduğumuz zamanlarda bir şeyleri unutmaya devam ederiz.

Bu durumda NREM uykusu özellikle önemli bir rol oynar. Uyku araştırmacısı Matthew Walker bunu şöyle açıklıyor:

“Gerçekten de eğer böyle bir çalışmaya katılsanız ve elimdeki tek bilgi o geceki derin NREM uykusunun miktarı olsaydı, öğrendiklerinizin ne kadarını hatırlayacağınızı yüksek doğrulukla tahmin edebilirdim.”


Uyku hapları, alkol, kafein ve dahası

Eğer sağlıklı bir uyku çekmek istiyor ve gece uykusunun öğrenmeyi hızlandırıcı faydalarından yararlanmak istiyorsanız, tükettiğiniz maddelere karşı dikkatli olmanız gerekiyor.

Örneğin alkolün uykuya yardımcı olduğuna inanılmakta. Ancak alkolün yatıştırıcı etkileri, NREM uykusunun bellek birleştirme etkilerini inhibe eder. Bu nedenle, bir gece dışarıda içmek anılarınız üzerindeki etkileri açısından uyumadan geçirdiğiniz bir gece kadar kötü olabilir.

Uyku hapları, düzenli uykunun sağlıklı yararlarının çoğunu önler. Bu nedenle uykusuzluk sorunlarınızı arttırabilir ve daha da kötüleştirebilir. Bunun yerine uykusuzluk için bilişsel davranışçı terapiler daha faydalı olabilir, araştırmalar haplardan ziyade birinci basamak tedavinin bu terapiler olması gerektiğini gösteriyor.

Yüksek odak seviyesine ulaşmak için öğrenciler tarafından yaygın olarak kullanılan ilaçlar da özellikle öğleden sonra alındıklarında uykuyu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, içtiğiniz kafein veya daha iyi çalışmanıza yardımcı olacağını düşündüğünüz uyarıcılar öğrenmenizi daha az verimli hale getirebilir.

Yapay ışık, biyolojik saatinizi bozabilir ve uygun bir şekilde dinlenebilmeniz için yeterince erken bir saatte uykuya dalmanızı zorlaştırır.


Peki bunların yerine neler yapılabilir?

Sadece hafızayı sağlamlaştırmak için değil, aynı zamanda enerjinizi, dikkatinizi, duygusal istikrarınızı ve ruh halinizi iyileştirmek için uyumanın faydalarını elde etmek için iki yönlü bir yaklaşım uygulayabilirsiniz.

Birincisi, uykunun öğrenmenin aktif bir parçası olduğunu kabul etmektir. Çalışmaya daha fazla zaman ayırmak için uykudan fedakarlık yapmak verimsizdir. Öğrenmeye yönelik hiçbir yaklaşım, gecede 7-8 saatten daha az uyumayı planın bir parçası yapmamalıdır.

İkincisi, daha iyi uyumak için bir plan yapmaktır. Uykunun önemli olduğunu kabul etseniz bile, alışkanlıklarınızın idealin altına düşmesi kolaydır. Uygun uyku süresi ile öğrenme kalitenizi en üst düzeye çıkarmak için yapabileceğiniz birkaç adım vardır:

1. Alkol ve kafeini sınırlandırın.

2. Akşam 9’dan sonra ekranlardan ve parlak ışıklardan kaçının.

3. Tatil günleri de dahil olmak üzere aynı saatlerde uyuyun ve uyanın.

4. Daha fazla çalışmak için uykudan ödün vermeyin.

Uyku ile öğrenme arasındaki bağlantı, bir sporcu için egzersiz ve toparlanma arasındaki bağlantı gibidir. Güçlenebilmeleri için kaslara iyileşmeleri için zaman vermeniz gerekir.

Beyin kas olmasa da uyku ve öğrenme arasında benzer bir durum var. Uykusuz kaldıkça öğrendiklerinizi pekiştiremezsiniz. Kalıcı anılar oluşturmak yerine, daha önce öğrendiklerinizin üzerine yazma olasılığınız daha yüksektir.


Kaynak.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Anıtkabir’in Tasarım ve Yapım Sürecinin Ardındaki İlginç Gerçekler

Yayınlandı

on

Yazar

Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün anıt mezarı olan Anıtkabir, neredeyse 9 yıl süren yapımında birçok ilginç bilgiyi içinde barındırıyor. Anıtkabir’in tasarlanmasından yapımına kadarki süreçte neler olduğuna hep birlikte bakalım.

Dönemin milletvekillerinden Mithat Aydın, Atatürk’ün bir gezisinde Rasattape için “Bu tepe bir anıt için çok güzel olur.” demesine istinaden Anıtkabir’in yeri olarak Rasattepe’yi önerdi. Vekil Aydın’ın önerisi kabul edildikten sonra Anıtkabir’in tasarımı için uluslararası bir yarışma düzenlendi. Başlangıçta yalnızca yabancı mimarların katılması uygun bulunan yarışma özellikle basın ve aydınlar tarafından büyük tepki gördü.

Türk aydınlarının, “Yapılacak anıtın en büyük özelliği bizim olmasıdır. Böyle millî bir konuyu işlemekten Türk sanatçılarını mahrum etmek haksızlıktır!” diyerek hükümeti eleştirmesinin üzerine yarışmanın hem Türk hem yabancı mimarların katılımına açık olması kararlaştırıldı.

Böyle büyük bir kişilik için yapılacak olan anıt için hemen bir şartname hazırlanarak tüm dünyaya duyuruldu. Şartname’nin maddeleri ise şöyleydi;

1) Anıtkabir, her şeyden önce bir ziyaret yeri olacaktır. Milyonlarca kişinin hayran olduğu birisi için yapılan bir ziyaretgah olarak büyük bir girişe sahip olmalı ve binlerce

2) Yapılacak olan anıt, Mustafa Kemal’in asker olarak, devlet başkanı olarak, bilim insanı ve büyük düşünür olarak tüm vasıflarını simgeleyeceğinden, kişiliği ile oranlı olmalıdır.

3) Anıt, uzaktan görüldüğünde etkileyici bir silüete sahip olacak şekilde tasarlanmalıdır.

4) Atatürk’ün tabutunun konulması için yapılacak olan katafalk, Türk ulusuna saygısını göstermek isteyen insanların bu isteklerini gerçekleştirmelerine olanak tanıyacaktır.

5) Anıtta bir Atatürk Müzesi bir de şeref bölümü olmalıdır.

6) Atatürk’ün lahtinin konulacağı bir şeref holü yapılmalıdır. Yapılacak olan hol, anıtın en önemli bölümü olacağından Ata’ya saygılarını sunmak isteyen herkesin lahte yönelebileceği büyük bir giriş olmalıdır. Ancak, holün insanlar üzerinde bırakacağı tesire yarışmacılar kendileri karar verecektir.

7) Lahdin yeri, şeref holünün ruhunu teşkil edecek olup, lahdin nereye konacağı yarışmacıların kararına bırakılmıştır.

8) Ziyaretçilerin duygu ve düşüncelerini aktarabileceği altın bir kitap bulunacaktır.

9) Atatürk Müzesi, Atamızın fotoğrafları, kıyafetleri, imza ve el yazıları, eşyaları ve çeşitli kitaplarının sergilenmesine elverişli olmalıdır.


Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Kemal Atatürk’ün anıtının tasarımı için düzenlenen bu yarışmada tarafsızlığı koruyabilmek adına farklı milletlerden gelen profesörlerden oluşan bir jüri kuruldu.

“Alman profesör P. Bonatz, İsviçreli profesör Ivan Tenghom, Macar profesör Karoly Wickinger, Türk profesör Arif Hikmet Holtay, Bayındırlık Bakanı yüksek mimar Muammer Çavuşoğlu ve Ankara imar müdürü yüksek mimar Muhlis Sertel” jüri üyeliği yapıyordu.


Yarışmaya 47 sanatçı katıldı. Jüri, Alman, İtalyan ve Türk mimarlar tarafından sunulan 3 projeyi ödüllendirmeye karar verdi. Ancak bu üç proje içerisinden bir türlü seçim yapılamıyordu.

Birçok yetkin insanın görüşlerine danışan Meclis, özellikle araziye uygunluk açısından diğer projelere üstünlük sağladığı gerekçesiyle Türk mimarlar Emin Onay ve Orhan Arda’nın projesini seçti. Emin Onat projesini şöyle açıklıyor:

“Biz, Türk milletinin skolastikten uyanma, Ortaçağ’dan kurtulma yolunda yaptığı devrimin Büyük Önder için kurmak istediğimiz anıtın, onun getirdiği yeni ruhu ifade etmesini istedik. Ata’nın Anıtkabiri’ni, bir sultan veya veli türbesi ruhundan tamamen ayrı, yedibin yıllık bir medeniyetin, rasyonel çizgilerine dayanan klasik bir ruh içinde kurmak istedik.”


Tasarımı kararlaştırılan anıtın yapımı 9 Ekim 1944 tarihinde başlıyor ve Anıtkabir, neredeyse 9 yıl sonra 1 Eylül 1953 tarihinde tamamlanıyor. O zamanın parasıyla 20 Milyon TL’ye mal olan 150.000 ton ağırlığındaki anıt, içerisinde daha birçok anlam taşıyor.

Örneğin, aslanlı yolda bulunan aslanlar, 24 tane olmasıyla 24 Oğuz Boy’unu, çift olması ile birlik ve beraberliği, yatıyor olmaları ile ise barışseverliği temsil ediyor. Ayrıca, girişteki taşların aralarındaki çim boşluklar, insanların etraflarına bakarak veya birbirleriyle konuşarak yürümelerini engelleyerek ziyaretçilerin Atatürk’ün huzuruna başları öne eğik çıkmalarını sağlamak için bırakılmıştır.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Disiplin ve Adanmışlık: Amazon’un Kurucusu Jeff Bezos’un İlham Veren Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

Dünyanın en zengin insanı, dijital bir devin kurucusu ve inek bir öğrenci. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un hayatı hiçbir şeyin kolay gerçekleşmeyeceğini, hayatta hedeflere ulaşmak için çok çalışmak ve risk almak gerektiğini anlatıyor. Düzenli bir hayat yaşarken, bir anda bu düzeni elinin tersiyle itip fırsatları kovalayan bir girişimcinin, dijital dünyanın efsanesinin hikayesine yakından bakalım.

Merak dolu bir çocukluk geçirdi. Öyle ki başka gezegenlere gitmenin hayalini kuruyordu.


Biyolojik babasını hiç tanımadı.

Annesi ve üvey babası Mike Bezos tarafından büyütüldü.


Annesi ve üvey babası Jeff’in dünyaya karşı çok büyük bir merak beslediğini ve onun özel olduğunu fark etti.

3 yaşındayken, normal bir yatakta yatmak istediği için beşiğini bir tornavidayla ayırdı.


Jeff lisedeyken kendisini “inek öğrenci” olarak tanımlıyordu.

Star Trek’i herhangi bir spor branşına tercih ediyordu.


Princeton’dan mühendislik ve bilgisayar bilimi bölümlerinden mezun oldu.


Wall Street’te çalışmaya başladı ve kariyer basamaklarını hızla tırmandı.

2 sene içerisinde kıdemli asbaşkan oldu.


Jeff bir gün, internet teknolojilerinin bir yılda %2300 büyüdüğü haberini okudu.

Ve aniden yükselen bu yeni teknoloji konusunda çalışma kararı aldı.

“İş hayatında en tehlikeli şey evrimleşmemektir. Yapmamız gereken her zaman geleceğe bakıp geleceğe evrilmek.”


Başarma şansının %30 olduğunu bile bile kendi rahat işinden ayrıldı ve yakın çevresinden borç aldı.

Çevresindeki insanlar Jeff’in kendisine inanıyordu, başarma ihtimali düşük olan iş planına değil. Bu yüzden kendisine yatırım yaptılar.

“Başarısız olsam dahi pişman olmayacağımı biliyordum. Denemeseydim, bu en büyük pişmanlığım olacaktı.”


Eşiyle Seattle’a taşındı ve garajında Amazon.com adlı internet sitesini kurdu.


Bir kitap kurdu olduğu için, öncelikle kitap satma kararı aldı.

Kitap satmayı kendisi için başarı ihtimali en yüksek olan seçenek olarak gördü.

“Zor şeyleri başararak itibarınızı arttırırsınız.”


Düşük beklentilere rağmen Amazon henüz ilk ayında dünyanın dört bir yanında siparişler almaya başladı.


Birkaç yıl içinde ise Amazon dünyanın en büyük online kitap satıcısı oldu.


“Dot-com Balonu Krizi” ortaya çıktığında, analistler Amazon’un piyasadan silineceğini öngörmüştü.


Jeff’in Amazon’a inancı tamdı, risk alarak verdiği hizmeti ve ürünleri ikiye katlamayı tercih etti.

E-kitap okuyucu, video yayını ve bulut hizmeti vermeye başladı. Büyük riskti, ama işe yaradı.


Ve Amazon dünyanın en büyük internet şirketine dönüştü.

Her yıl, yüzlerce milyarlık ürün satışı yapmaya devam etti.


Gerektiğinde risk alışı, fikirlerine bağlılığı ve disiplini Jeff Bezos’u birçok sektörde devleştirdi ve efsaneleştirdi. 2017 Yılında ise 150 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanı oldu.

“Sonuçta biz, yaptığımız seçimleriz. Kendi harika hikâyenizi oluşturun.”

Okumaya devam et

Gerçek mi?

50 Dolarla Nike’ı Kuran Adam Phil Knight’ın Etkileyici Serüveni

Yayınlandı

on

Yazar

Phil Knight, bugün spor ayakkabı denilince ilk akla gelen markalardan birinin kurucusu. Nike’ı kurmak onun için hiç de kolay olmadı. Başlangıçta elinde sadece 50 doları ve hayalleri vardı.

1962 yılında Stanford Business School’da bir ödev hazırlarken birdenbire aklına Japonya’dan ayakkabı ithal etme fikri geldi.

Okulu bitirdiğinde işe, fikrinin çılgınca olmadığına dair babasını ikna etmekle başladı.

Japonya’ya gitmesiyle serüven başladı. Koşu ayakkabısı üreten Onitsuka Şirketi’ne gitti ve onlara tamamen kendisinin hayal ürünü olan “Blue Ribbon” şirketi adına çalıştığını söyledi ve istediğini aldı!

Zorlayıcı ve ikna edici bir konuşmanın ardından Onitsuka, Phil Knight’ın hayali şirketine ABD piyasası için distribütörlük hakkını verdi.

Fakat bunun karşılığında Knight’ın 50 dolara ihtiyacı vardı. İkna ettiği babasından 50 doları istedi. Nike artık doğmak için hazırdı.

1964 yılına geldiğinde Onitsuka’dan beklediği ilk ayakkabıları geldi. Knight, ayakkabıları koşu antrenörü olan Bill Bowerman’a gönderdi. Tek umudu Bowerman’ın takım için birkaç ayakkabı satın almasaydı. Çok daha iyisi oldu!

Bill Bowerman bu hayali şirkete ortak olmak olmuştu.

En nihayetinde hayali şirketi gerçek olmuştu.

Blue Ribbon Sports önce arabasının bagajında faaliyetteydi. 1966 yılında ise parekende satış yapabileceği bir dükkanı vardı.

Phil Knight, batı kıyısındaki tüm koşu takımlarına ulaşmak istiyordu. Satış stratejisi ise basit fakat etkiliydi. Ayakkabıları deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satıyordu.

Satışlar artıyordu, 1966 yılını 84 bin dolar satışla kapatmıştı. Tam bu süreçte ezeli rakibi olan Adidas’la tanışmış ve onu kafaya takmıştı. Rekabet başlıyordu.

1968’e gelindiğinde her şey yolundaydı. Fakat Onitsuka, yeni bir anlaşma için Blue Ribbon Sports’u görmek istedi.

Ofis onları pek tatmin etmemişti. Satışlar gördükleri manzaraya göre fazla iyiydi. Phil Knight 5 yıllık bir anlaşma için kolları sıvamıştı ama onlardan 3 yıllık anlaşma alabildi. Ve bu Knight için bir dönüm noktası olmuştu.

Phil Knight, Onitsuka’ya alternatif olması için Nike markasını yarattı. Sonunda Onitsuka ile yollarını ayırmaya ve kendi kanatları ile uçmaya karar verdi.

Nike markası adı altında da satışları gayet iyi gidiyordu fakat bir yandan da tedarikçisi Onitsuka ile sorunlar yaşamaya devam ediyordu ve kendi yolunu çizmeye karar verdi.

Birtakım zorluklar yaşadı. Ama asla pes etmedi. Markası için gerçek bir savaşçı gibi savaştı. 1974’te yıl sonunda satışlar 8 milyon dolara gelmişti.

1974 yılında Phil Knight başına gelen tüm maddi sıkıntılara rağmen ayakta kalmaya devam ediyordu. Aynı zamanda Onitsuka ile yolları ayırdığı için tedarikçi zorluğu da çekiyordu. Ama başarının kokusunu almaya başlamıştı.

Tüm maddi problemler aşıldıktan sonra Phil, nasıl bir marka yaratmak istediğine odaklanmıştı. Markanın kesinlikle büyük ve güçlü aynı zamanda da kârlı, yenilikçi ve verimli olsun istiyordu.

O zamanlar spor ayakkabı onun için sadece sporcuların giydiği bir ürün değil günlük hayatta da insanların kullanabileceği bir ürün olmalıydı. Markasını bu yönde hazırlamalıydı.

1976 yılına gelindiğinde Nike’ın ayakkabıları sadece sporcular tarafından değil herkes tarafından beğenildi. Satışlar inanılmazdı.

Nike, artık bir markadan daha fazlasıydı.

Knight’ın girişimcilere tavsiyesi ise şu:

“Birçok zorluğa ve beklenmedik gelişmelere karşı hazırlıklı olun.“

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Hindistan’da 2 Odalı Bir Evde Doğan Google CEO’su Sundar Pichai’nin Öyküsü

Yayınlandı

on

Yazar

Tam adı Pichai Sundararajan. 1972 yılında Hindistan’da doğdu ve 2015 yılından beri Google’ın CEO’su olarak görev yapıyor. Ana vatanı Hindistan’da bir kahraman olarak görülüyor. Delhi Üniversitesi öğrencileri ile yaptığı bir söyleşide kendisine “Sen bizim yapmayı hayal ettiğimiz şeyleri yaptın.” denilmesinden anlıyoruz bu hayranlığı. Evli ve iki çocuk babası olan Pichai çalışkanlığı ve yenilikçi fikirleriyle kendisine sıfırdan bir kariyer çizmiş.

Pichai, Hindistan’ın Chennai şehrinde büyüdü. Babası elektrik mühendisi ve annesi çocuk sahibi olmadan önce stenograflık yapıyordu.

Stenografi, alfabeyi, noktalama işaretlerini ve kelimeleri semboller ve kısaltmalarla yazma sistemi.

Ailesinin durumu çok iyi olmayan Pichai, doğduğu 2 odalı dairelerinin oturma odasında küçük kardeşiyle birlikte uyuyordu.

Durumları iyi olmadığından, küçüklüğünde hiç arabayla yolculuk yapmadı ve televizyon seyretmedi.

Pichai’nin her zaman sayıları hatırlamak konusunda yeteneği vardı. Ailesi bunu, telefonlarında çevirdiği her numarayı hatırladığını gördüğünde fark etti.

Kendisi, arada sırada da olsa hala bu ezber yeteneğini toplantılarda kullanarak meslektaşlarının ilgisini topluyor.

Bilgisayarlar ile ilgilenmeye başladıktan sonra Hindistan Kharagpur Teknoloji Enstitüsü’nde Metalürji Mühendisliği okumaya başladı. Burada gösterdiği başarı ise kendisine Stanford’dan burs kazandırdı.

Bu arada, yazdığı ilk program bir satranç oyunuydu.

Kaliforniya’ya taşınmak onun için büyük bir sıçrayıştı.

Kendisi bir röportajında şöyle diyor:

“Teknolojiyi her zaman çok sevdim. Her zaman Silikon Vadisi’nde olma hayalim vardı. Küçüklüğümde Silikon Vadisi hakkında şeyler okur, amcamdan hikayeler dinlerdim.”

Ancak Amerika’ya gittiğinde her şeyin çok pahalı olduğunu gördü. Aynı zamanda, kız arkadaşı Anjali’yi de çok özlüyordu.

Spoiler Alert: Anjali ve Pichai sonrasında evleniyorlar, biri kız biri erkek, iki çocukları oluyor.

Ailesinin tüm birikimini kullanarak Yüksek Lisans eğitimi almaya giden Pichai, Stanford’daki eğitimini tamamlayamadı ve Pensilvanya Üniversitesi’nin Wharton MBA programına dahil oldu.

MBA’inden sonra ise ünlü bir danışmanlık şirketi olan McKinsey’de görev aldı.

1 Nisan 2004’te Google’ın merkezi olarak bilinen Googleplex’e mülakata gitti ve Google’ın arama çubuğu üzerinde çalışmalar yapmaya başladı.

Aynı gün Google, Gmail’in tanıtımını yapmıştı. Pichai dahil herkes insanların birbirlerine ücretsiz e-postalar gönderilmesinin Google’ın yaptığı şakalardan biri olduğunu düşünmüştü.

2006 yılında Microsoft Internet Explorer için varsayılan arama motoru olarak Bing’i duyurduğunda kıyamet senaryoları yazılmaya başlanmıştı.

Pichai, bilgisayar üreticilerini bu değişimin etkilerini azaltması için Google Araç Çubuğu donanımlarını kurmaya ikna etti.

Microsoft’un yarattığı bu problem Pichai’nin ilk başarılarından birini elde etmesine yardımcı oldu.

Kurucu ortaklar Larry Page ve Sergey Brin’i Google’ın kendi tarayıcısını inşaa etmesi gerektiğine ikna etti. Ve sonuç, Chrome: Bugün en çok kullanılan ve benim şuan bu içeriği yazdığım tarayıcı…

Pichai, bir lider olarak her zaman sevilen ve karşı çıkmak yerine sonuçlara odaklanan biriydi. Bu tavrıyla dikkatleri üzerine çekti ve Google’da daha fazla sorumluluk almaya başladı.

Kendisi öncelikle başkan yardımcılığına terfi etti. Sonrasında Android İşletim Sistemi’ndeki çalışmaları, 2013 yılında kendisine Kıdemli Başkan Yardımcılığı görevinin yolunu açtı.

En çok çaba gösterdiği işlerden biri de “Android One” idi. 5 milyar insanı daha çevrimiçi yapabilmek için düşük maliyetli akıllı telefonlar…

Ayrıca, Google’ın pahalı olmayan Chromebook dizüstü bilgisayarlarına güç veren işletim sistemi Chrome OS’in arkasında da o vardı.

Pichai’nin yükselişindeki bir başka dönüm noktası ise 2014 yılında, Google’ın 3.2 milyar dolara Nest’i almasında çok etkili olmasıydı.

Twitter tarafından üst düzey iş teklifleri almasına rağmen sadık bir Google çalışanı olarak kaldı.

Chrome, Android ve uygulamalardaki başarısı ve ustalığı 2014’ün sonralarında önemli bir başka terfi almasını sağladı.

Artık Larry Page’in sol koluydu. Üretim alanındaki neredeyse tüm işlerin başındaydı; arama, haritalar, Google+, altyapı…

Google’ın şirket yapısı patlak verdiğinde Pichai’ye Google’ı yönetme görevinin verilmesi hiç de şaşırtıcı değildi. Zira kendisi zaten temel ürünlerin hepsinden sorumlu olduğu bir görevdeydi.

Pichai aynı zamanda inandığı konular hakkında konuşmaktan hiç çekinmeyen bir yapıya sahip.

Donald Trump’ın göç hakkındaki konuşmalarının birinden sonra şöyle yazdı:

“Korkunun değerlerimizi yok etmesine izin vermeyelim. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, ve hatta dünyadaki, müslümanlara ve diğer azınlıklara destek olmalıyız.”

Pichai, Instagram kullanmıyor ve nadiren Tweet atıyor. Ancak aktif olarak kullandığı Google+ hesabı bize kişiliği hakkında birçok bilgi veriyor.

Örneğin kendisi, Nelson Mandela, Anthony Shadid, John McCarthy ve Aaron Swartz gibi isimlere hayran ve kriket oynamayı çok seviyor. Bir de Flappy Bird oyununu… Hatta Flappy Bird’ün yaratıcısı Dong Nguyen ile tanışmış.

Google’daki bu hızlı yükselişine karşın olabildiğince mütevazi biri Sundar Pichai.

“Kendimiz hakkında düşünmeye iten ve güvensiz hissettiren insanlarla çalışmak her zaman güzeldir. Böylece, limitlerini zorlamaya devam edersin.”

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar