Connect with us

Motivasyon

Neden İstediğim Hiçbir Şey Olmuyor ?

blank

Yayınlandı

on

*Dikkat bu yazı aşırı gerçeklik içerir. Baştan uyarmadı demeyin.

Kariyerinizi, hayatınızı değiştirmek çaba ve emek ister. Zaman ister. Akıllı ve sorumluluk sahibi bir insan gibi disiplinle çalışmayı gerektirir. Pes etmeyi değil. Sızlanmayı hiç değil. Planlı ve düzenli olarak bir kaç senede yapabileceklerinize inanın şaşırabilirsiniz. İşim gereği yüzlerce insanla çalıştım ve danışmanlık yaptım. Başta koydukları hedefleri gerekleştirdiler ve işin asıl ilginci o yoldayken hedefler de yükseldi ve değişti.

Önemli olan bir hedefle başlamak, sonrası zaten geliyor. Tabii ki bu hedeflere ulaşmak için kendi düzeninizi oluşturmanız şart.

Hayatımızdaki adil olmayan şeyler bizim suçumuz değil ama bunlardan kurtulmak bizim sorumluluğumuzda. “Ne yaparsam yapayım nasılsa baştan kaybettim” düşüncesini kabul etmiyorum, bundan çıkış yolları aramak da bizim sorumluluğumuzda.

3 maddemizle başlayalım:)

1) Rutinler İyidir (?)

blank

Her bir birey, yaratıcı fedakarlığın ışığında mı yoksa yıkıcı bencilliğin karanlığında mı yürüyeceğine karar vermelidir. -Martin Luther King

Şimdi itiraf ediyorum ben de eskiden rutinlerden kolayca sıkılırım sanıyordum. Rutin yaratıcılığı öldürür vs gibi klişe cümleler de kurmuşluğum vardır üniversitedeyken. Oysa yaptığım araştırmalar ve bilimsel sonuçlar bunun tam tersini söylüyor. Hayatlarında yeterince düzen olmayan insanlar, hayatın getirdiği belirsizlikler altında strese ve kaygıya girmeye daha yatkındırlar.

Tabii ki hayatımızda sürprizlere ve spontanlığa ihtiyacımız var ama düzen (pattern) aslında bizi çok daha sağlıklı ve odaklı yapar. “Overthinking” den uzaklaştırır, kafamızı rahatlatır.

Eğer hayatınızda yeterince düzen yoksa, biyolojik ritmimiz sapıtabilir çünkü artık akşam belli bir saatte yatmak ve sabah belli bir saatte kalkmak için bir nedeniniz yoktur. (bkz: ikigai) Çoğu insanın hergün aynı saatte uyanmamaları, günlük ritimlerinin (circadian rythm) çalışmasını takip ettiklerinden, yataktan kalkar kalkmaz depresyona girmeleri için tek başına yeterlidir. (Belki de evlilik ve kurumsal hayat bu yüzden vardır, kimbilir:)

Şaka bir yana, ilgi duyduğunuz birşey yapıyorsanız ve buna konsantre olmuşsanız, işte o zaman kendinizi canlı hisedersiniz. İşte o zaman hayat yaşamaya değerdir ve anlamlıdır. “Neden yaşıyorum? Bu hayattaki rolüm ne? Benim varoluş amacım ne?” gibi sorular ortadan kaybolur çünkü birleştiğiniz “anlam” o kadar güçlüdür ki, başka zamanlarda hayatı tanımlayan tüm sıkıntıları kenara iter.

Bir “nedeni” olan kişi, tüm “nasılların” üstesinden gelebilir. – Nietzche

Aslında bunun nasıl çalıştığını biliyoruz. Hayatınız boyunca hissedeceğiniz hemen hemen tüm pozitif duygular, bir şeyi elde etmenin sonucu olmayacak. Bu duygular, değer verdiğiniz bir hedefe yürürken işlerin yolunda gittiğini görmenizin sonucu olacaklar. Bu ikisi tamamen farklı şeyler ve farkı bilmelisiniz.

Zira insanlar genelde (amaçlarına ulaştıklarında) dona kalırlar. Örneğin üniversiteye giriş sınavını kazandıktan sonra istediğimiz bölümü kazanınca bir ay boyunca mutlu olmadık mı? (Benim hayalim Genetik Mühendisliği olup da yanlışlıkla ilk tercihim olan İTÜ İşletme Mühendisliğini kazandığımda pek olmamıştım itiraf edeyim) Ya da mezun olduktan sonra?

Tamam kabul, çoğunlukla tam tersi olur ve depresifleşiriz. İstediğimiz sınavları geçtikten sonra, istediğimizi elde ettikten sonra sürekli mutlu olacağımızı sanırız, ama öyle olmaz. “Şimdi ne yapacağım?” diye sorarız. Bu bizi depresifleştiren şeydir. Ama sınava çalışırken, elde etmeye çalışırken gayet iyiyizdir, eğer işler istediğimiz gibi gidiyorsa bu süreçten zevk bile alabiliriz. O yoğun çalışmalardan. Çünkü azim ve heyecanla doluyuzdur ki bu bizim sinir sistemimizin çalışma şeklidir.

Yapılan araştırmalara göre pozitif duygularımız “git-peşinden koş” duygularıdır. O güzel beynimizin ödüle ihtiyacı var. Başarı hissine de. Siz hiç farkında olmasanız bile beynimiz başarı ve ödül ister. Başarılı hissetmek ister. Ufak da olsa o checklistteki maddelerin üzerini çizmek ister.

“Dopamin beynin ödül devresi (reward circuit) ismi verilen bir kısmını ateşleyen bir kimyasal. Bu devre sizin arzu ve zevk hissettiğiniz ve aynı zamanda bir şeye bağımlı olduğunuz bölge. Dopamin’in evrimsel görevi sizi genleriniz için iyi olan şeyi yapmaya itmek. Ne kadar çok dopamin salgılarsanız isteğiniz de o kadar şiddetli oluyor. Hiç dopamin yoksa, karşınızdaki şeyi / kişiyi tamamen es geçiyorsunuz.”

Yani eğer bir işiniz yoksa, bir düzeniniz yoksa, bu iyi bir şey değil. Her ne kadar az çalışıp çok kazanmak isteyen bir nesile doğru evrilsek de, kendi işlerimizi kurduğumuzda oh ne rahat kendi işimin patronu olacağım istediğim saatte yatıp kalkacağım dediğimizde o işler pek de öyle olmuyor.

Diyelim ki iş değiştirmek istiyorsunuz ama çocuklarınız var, eşiniz var, kredi borcunuz var. Var da var. Bunlar sorumluluklarınız. Siz aldınız. Kimse size silah zoruyla yaptırmadı. O zaman bu sorumlulukları yerine getirmek için daha özveriyle yaklaşacağız. Strateji ile. “istifa edip kendi işimi kurayım kolay yoldan zengin olayım” bir strateji değil, sürdürülebilir hiç değil. İngilizceni geliştirmeye ihtiyacın var belki, Cv ni güncellemeye, mülakat yetkinliğini geliştirmeye, iletişimini arttırmaya, kendini doğru ifade etmeye, özgüvene. Bak bunlar strateji ile geliştirilebilir. Çalışmayla da.

Düzensizliği önceleri ben de sevdiğimi sansam da aslında düzensizliğin kaotik yapısı altında ezilirsiniz ve herhangi bir pozitif duygu da hissetmezsiniz. Kaygı duymaya başlarsınız ama bu da bir dereceye kadar size itici güç oluşturuyorsa harika, fazla kaygı ise paralize eden bir durum. Yani dikkatli seçmek şart:)

Mesela sabahları yatağını toplayarak başla, ufak bir şeyi düzelt. Ama düzelt.

2) Bir Anlam Bul

blank

Yaşam, tüm ızdırabına değecek kadar anlamlı olabilir.

Anlam nedir? Sizin için anlamlı bir şey yapmak nedir? Sürekli bu “anlam” peşinde koşuyoruz ama çoğumuz ne olduğundan bihaber. Çünkü öyle “norm” sayılan “normal” bir anlam yok. Herkesin anlamı kendine.

Kendinizi bir şeyler yapmaya zorlayabilirsiniz, kendinize kızabilir veya ulaşılması imkansız hedefler koyabilirsiniz. Çoğu danışanım ilk başlarken ne yapmak istiyorsun listeler misin dediğimde. Haftada 1 kitap okumak, her gün spor yapmak, 1 milyon dolar kazanmak gibi gibi gibi hedefler koyuyorlar. Benim tepkim ise: “Gerçekten mi? Bunu hemen bu hafta yapabileceğine inanıyor musun?” oluyor. Çünkü biliyorum ki koydukları bu zorlayıcı hedeflere ulaşamayınca canları sıkılıp, tamamen vazgeçiyorlar, kendilerini cezalandırıyorlar.​​​​​​​​​​​​​​​​​​​

Ama bunu yapmanızı tavsiye etmem. Bunun yerine kendinize “ne yapmak istediğinizi” sorun lütfen. Ve ayda 1 kitapla başlayın, ya da haftada 1 saat sporla. En kolay adımdan başlayın ve başardığınızı gördükçe giderek arttırın. Bu gerçekten de çok etkili bir teknik.

Zaman akıp gidiyor. Anlamlı olanın peşinden koşmak bir lüks değildir. Mutluluğun peşinden koşun demiyorum bu gerçekçi olmaz ama anlam iyidir. Eğer bugün işinizde acı çekiyorsanız ve bir şey yapmazsanız, 10 sene içinde daha fazla acı çekeceksiniz ve çok daha yaşlı olacaksınız. (bu yazı fazla gerçeklik içerir demiştim kusura bakmayın)

Hayat sadece mutluluk – mutsuzluk gibi tek bir boyuta indirgenemez. Hayat o kadar basit değil. Hayat karmaşık, trajik ve zor. Ve artık bugünkü sosyal medya ve trendler insanları kendi acılarına yabancılaştırıyor. Sanki mutlu değilsen zavallısın ve kaybedensin gibi lanse ediliyor. Acı içinde olduğunda, anlamsız işler yaptığında sanki kendilerinde bir sorun varmış gibi hissediyorlar. Bir tek sen mutsuzsun ve diğer herkes mutlu öyle mi? Instagrama göre öyle olabilir ama inan bana insanlarla çalışan biri olarak hayat hiç de sandığın gibi değil. Yalnız değilsin, diğerleri de acı içinde. Sadece tek fark onlar bu konuda bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Bunu sen de yapabilirsin.

Arkadaşlar hayat anlamınızı bulmanız o kadar da kolay değil, 100 metreyi 10 sn de koşmaya benzemiyor. Ne yapman gerektiğini hala bulamadıysan kendine eziyet etmeyi bırak. Bloke etme potansiyelini. Yaşadığın duygu yelpazesi hayatını derinleştiriyor, acı olmasa, ızdırap olmasa, korku ve kaygı olmasa hayatın sığ olurdu ve sen bunun farkına vardığında iş işten geçmiş olurdu ama şu an bunu okuyorsan henüz geçmedi. Pes etme lütfen.

3) Bir Amacın Olsun

blank

Seni harekete geçiren şey nedir? Seni harekete geçiren bir şey bulabilirsin. Şimdi şuna karar ver lütfen. Amacın olmasına ihtiyacın var mı? Yani herkesin bu hayatta bir amacı var mı? Olmalı mı?

Evet olmalı diyorsan eğer, önce amaçların ne onu bulalım. Amaçların olmalı.

Sabah yataktan daha kalkmadan, gözlerini açtığında yatakta şunu düşünebilirsin :

“Bugün güzel bir gün geçirmek istiyorum ve akşam yatağa (yapacağımı söylediğim) ama yapmadığım şeylerin suçluluk hissi ile girmek istemiyorum. İlginç bir gün yaşamak istiyorum ve sorumluluklarımı yerine getirmek istiyorum. Aynı zamanda da bugünden de zevk almak istiyorum”.

Sonra kendine şunu sorabilirsin :“Bugünün böyle geçmesi için yapabileceğim neler var?”

Bunu 3 – 4 gün her sabah yaptığında o güzel beynin sana cevap vermeye başlayacak ve senin için anlamlı olup da ertelediğin şeyleri yapman kolaylaşacaktır.

1) Benim için anlamlı olan şeyler neler?
2) Etrafımda bana doğru gelmeyen neler var?
3) Şu an yaptığım ve yapmamam gereken şeyler neler?
4) Şu an yapmadığım ama yapmam gereken şeyler neler?

Bu listeleri yazarak başlayabilirsiniz. Ve eğer bu kadar anlamlı ve önemliyse senin için neden onlar için bir şey yapmıyorsun?

Kendinize biraz saygınız olsun lütfen. Ben inanıyorum ki yapabileceğiniz bir sürü şey var. Sen gereklisin. Ve evet belki de düşündüğünden daha gereklisin.

Hadi ufacık da olsa bugün onlar için bir şey yap! Küçük olsa bile bu adım, artarak çoğalan ve tekrar edilen kazanımlara dönüşsün. Disiplin ve sabır önemli, çok önemli. Kendine kızarak değil, kendinle anlaşarak değişebilirsin. Bakalım neler başarabiliriz birlikte, diğerlerini bilmem ama ben sana güveniyorum, başarabilirsin!

Girişimcilik

Fakir Bir Ailede Doğup Ülkenin En Zengin Adamı Olmak: Baidu’nun Kurucusu Robin Li

blank

Yayınlandı

on

Yazar

blank

Robin Li (Li Yanhong), 17 Kasım 1968 doğumlu internet girişimcisi ve Çin’in en popüler arama motoru “Baidu”‘nun kurucularından. Ayrıca da dudak uçuklatan servetiyle Çin’in en zengin insanlarından biri. Peki kısa zamanda edinilmiş bu başarının altında nasıl bir hayat hikayesi yatıyor? Gelin hep beraber bu başarılı adamın bizlere ilham veren yaşamına ve karşılaştığı zorluklara bir göz atalım.


Robin Li, Çin’in Şançi kentinde işçi anne-babanın beş çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Annesi ona daima okuması ve kendisini kurtarması gerektiğini, ailelerinin bir geleceği olmadığını söylüyordu. Robin Li annesinin sözlerini asla kulak ardı etmedi, onun kendisine öğütlediği şeylere sıkı sıkıya tutundu.

blank

Şançi kentinde okula başlayan küçük Li, özellikle annesinin yönlendirmesi sayesinde okulda başarılı bir öğrenci olmuştu. Çocukluğu ve öğretim yılları zorluklar içinde geçen Li Yanhong, liseyi bitirdikten sonra başkent Pekin’de üniversiteye başladı.

Lisede başarılı bir öğrenci olan Li Yanhong, üniversitede bölüm tercihini yaparken o dönemde geleceğin meslekleri arasında gösterilen bilişimi tercih etti. Pekin Üniversitesi’nde dört yıllık bir öğrencilik hayatının ardından genç Li Yanhong, hayallerini gerçekleştirmek için tek yolun ABD’ye gitmek olduğuna karar vermişti.

Genç adam ABD’de Buffalo Üniversitesi’nde bilgisayar eğitimi almaya başladı. Buffalo Üniversitesi’nden 1994 yılında master derecesiyle ayrılan Li Yanhong, ülkesine dönmek yerine, ABD’de iş hayatına atıldı. Burada arama motoru algoritmaları üzerinde çalışmaya başlayan Li, hayatının daha sonraki dönemini arama motoru geliştirmeye adadı.

IDD Bilişim Hizmetleri’nde çalışmaya başlayan Li Yanhong,  burada arama motorları için site sıralamasını ölçen RankDex adlı bir algoritma geliştirdi. Genç Li, RankDex algoritmasını geliştirdiği sırada, ilerde rakip olacağı Google’ın sahipleri Larry Page ve Sergey Brin de “PageRank” adlı benzer bir algoritma üzerinde çalışıyorlardı. ABD’de iş hayatına atıldıktan sonra Robin Li ismini alan Li Yanhong, geliştirdiği “RankDex” algoritması için Amerikan Patent Enstitüsü’nden patent aldı.

blank

Patenti de aldıktan sonra Robin Li artık yeni fırsatlar peşinde koşmaya başladı. Ona bu fırsatı sağlayan ise Çin Hükümeti oldu. Ülkesinin de desteğiyle biyokimyacı arkadaşı Eric Xu’la birlikte arama motoru Baidu’yu kurdu. ABD yatırım bankaları Integrity Partners ve Peninsula Capital’dan 1.2 milyon dolar kredi alarak Baidu’yu kuran Robin Li ve ortağının önü bundan sonra açıktı.

Robin Li kurduğu arama motorunun adını koyarken çok titiz davrandı. Baidu ismi 800 yıl önce Song Hanedanlığı döneminde yazılmış bir şiirden alındı. “Baidu” ideal için kalıcı arayış anlamına geliyordu. Robin Li’ye göre, 1.3 milyar nüfusuyla dünyanın en hızlı gelişen internet piyasası olan Çin’de arama motorunun ismi de yerli olmalıydı.

Fabrika işçisi bir anne-babanın oğlu olarak dünyaya gözlerini açan Robin Li, 10 yıl gibi kısa bir süre içinde dünyanın en büyük şirketlerinden birini yarattı. 2010 verilerine göre Baidu’da 11 bin kişi istihdam ediyordu. Çin 500 milyon internet kullanıcısıyla, ABD’deki internet kullanıcısı pazarının iki katına ulaştı. Kısa bir süre içinde bu rakamın 750 milyona çıkması beklendi. Bu kadar hızlı büyüyen bir pazarda Baidu’nun sahibi Robin Li de her gün servetine servet katmaya devam ediyor.

Azimli olmanın, sıkı çalışmanın ve idealleri uğruna durmadan çabalamanın başarıyı nasıl getirdiğine dair somut bir örneği daha gördük hep beraber! Şartlar ilk başta istediğiniz gibi olmayabilir, Robin Li’de olduğu gibi zorluklar altında yetişmiş olabilirsiniz ama gerçek başarıyı elde etmek için hiçbir şey bahane değildir. Azmetmekten, istekleriniz uğruna savaşmak asla vazgeçmemeniz dileğiyle!

Eğer gideceğin yoIdan eminsen, engeIIer ‘dinIenme noktan’ oImaktan öteye gidemez.

Kaynak 

Okumaya devam et

Motivasyon

‘Okuduğum Kitap Aklımda Kalmıyor’ Diyenlere 5 Etkili Yöntem

blank

Yayınlandı

on

Yazar

Kitap okumak farklı dünyalara açılan bir kapıdır derler. Sayfaların sayısıyla sınırlı olmayan, kapaklara göre seçilemeyen bu dünyaları anlamak sandığımızdan daha zor olabiliyor. Hatta anlamaktan da zor olanı var; okuduklarımız aklımızdan uçup gidiyor. Peki bunun için ne yapabiliriz?

1) Söz Uçar Yazı Kalır

blank
Ünlü düşünürlerden tutun da Politikacılara kadar çoğu isim kitapların üstüne notlar alarak kalıcılığını sağlıyor yazılanların. “Altına çizmek” deyimi size pek de yabancı gelmemiş olabilir. Romanlar ders kitabı değil ki altını üstünü çizelim diyorsanız; Romeo’nun Juliet’e ilanı aşkı renklendirilecek kadar güzel olsa gerek değil mi?


2) Kitaptan Defterlere

Üstüne yazı yazmak istemeyen, kitabım kirlenmesin diyenlere uygun bir yöntem. Kitap okurken yanınızda bulundurabileceğiniz bir defter ile beğendiğiniz sözleri not edebilir, karakterleri Cin Ali de olsa şekillendirebilirsiniz.

Bunu tek bir kitap için değil bir defter de çokça kitabı bir arada tutabilirsiniz. Açıp okuduğunuz da sizi kitapların büyülü anına götüren bir tren bileti olacaktır defterler.

 

 


3) Satırların Değil Sayfaların Yeri Bir Başka

blank
Tek bir kelime ya da bir cümle değil de bütün bir sayfa sizi derinden etkilediyse, küçük post-itler ile sayfaları belirli hale getirebilirsiniz. Birden fazla sayfa olması sizi korkutmasın, bir kitabı anlamak ve yaşamak birkaç post-it ile yarışamaz bile.

 

 


4) Gezerek Anlaşılır

Hatırlamamızı kolaylaştıran diğer bir unsur ise nerede bulunduğunuzdur. Zihnimiz hatırlamaya yardımcı unsurlar belirler bunlardan biri de “Mekan” algısıdır.

Kitabınızı alıp okuyabileceğiniz bir Cafe olduğu gibi, sessiz bir kütüphane ya da odanızın cam kenarı olabilir. Okuduğunuz yer ile kitaplar farklı bir ambiyans yaratarak özdeşleşir.

 

 


5) Biraz da Notalar Eşlik Etsin

blank
Müzik çoğu insan için kaçış yolu olabilir. Ruhumuzun en sade şeklinde arındığı ve kolayca hatırlamamıza yardımcı olacak diğer bir faktör ise “müzik”. Müzik kitaba farklı bir anlam yüklemenizi sağlar. Bakış açınızı genişletir.
Zevkler tartışılmaz diyoruz ancak bilimsel araştırmaları da atlamamak gerekiyor. Klasik Müzik yeri geldiğinde uykunuzu getirebilirken, sıkıcı bir kitabı renklendirebilir.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

‘Akıllı Yaşama Sanatı’ Kitabından Ders Niteliğinde 15 Alıntı

blank

Yayınlandı

on

Yazar

 

blank

Baltasar Gracian tarafından 1647’de yazılmış özdeyişler kitabı “Akıllı Yaşama Sanatı” devrinin çok ilerisinde fikirler barındırıyordu. Öyle ki içindeki tavsiyeler günümüzün mantık yapısına göre kabul edilebilir ve uygulanabilir konumda.

17. yüzyılda yazılmış bu eserin içindeki fikirlere biraz daha yakından bakalım.


1) Birçok insan kendilerini akıllı sanmasa, aslında gerçekten akıllı olabilirdi.

2) En güçlü yanınızı bilin. Bu size doğuştan bahşedilen en önemli yetenektir; onu geliştirirseniz gerisi gelecektir. Güçlü yanını bilen kişinin mükemmelliğe ulaşması kaçınılmazdır. Hangi niteliğinizin üstün olduğunu fark edin ve bu konuda sorumluluk üstlenin.

3) İnsanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesi, daha da önemlisi ise kendini bazı işlerden ve insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmesidir.

4) Kimsenin işine yaramamak büyük bir talihsizlik herkesin işine yaramaksa bir başka talihsizliktir.

5) Sadece az tanınan insanların kusurları az bilinir.

6) Hayatın zevkini çıkarırken yavaş, ama çalışırken hızlı olun. Çünkü insan işi bitince sevinir, zevkler bitince üzülür.

7) Yarına iş bırakmayan kişi, her zaman daha fazla yol kat eder.

8) Sıra dışı bir mükemmelliğe erişseniz bile, bunu sergilerken sıradan tutumlar benimseyin. Bir kandil ne kadar fazla ışık verirse, o kadar hızlı erir ve enerjisi tükenir.

9) Zihnin olgunluğu her şeye anında inanmamaktan geçer.

10) Bilgisiz insan ışıksız bir dünyadır.

11) Akıllı insanlar genellikle sabırsızdır çünkü insanın bilgisi arttıkça ahmaklara karşı sabırsızlığı da çoğalır.

12) Dünya gösterilen çabaları umursamaz, sadece başarıp başaramadığınızla ilgilenir.

13) İnsana her şeyin eskisi en iyisiymiş gibi gelir ve ulaşılamayan her şey daha değerlidir.

14) Kendinizi Tanıyın. Yeteneklerinizi, kapasitenizi, kararlarınızı ve eğilimlerinizi doğru değerlendirin. Kendinizi tanımazsanız kontrol de edemezsiniz. Aynalar size yüzünüzü gösterse de, zihninizin içindekileri gösteremez. İzin verin, kendiniz hakkındaki derin düşünceleriniz size ayna olsun. Dış görüntünüz unutulduğu zaman, onu geliştirmek ve mükemmelleştirmek üzere içsel olana sarılın. Zekanızın gücünü ve işlerin üstesinden gelme kapasitenizi öğrenin. Gerektiğinde göstetebilmek için cesaretinizin gücünü sınayın. Her şeye karşı, temellerinizi sağlam atın, zihninizi ferah tutun.

15) Yeteneğinizi herkesin önünde sergilemenize gerek yok. Gereğinden fazla güç harcamayın. Fazladan güç ya da bilgi harcanmasına izin vermeyin. Becerikli bir şahinci sadece o anki sürek avına yetecek kadar kuş uçurur. Eğer bugün fazla gösteriş yaparsanız, yarına sergileyecek hiçbir şey kalmaz. Bir köşede, her zaman herkesin gözünü kamaştırabilecek bir yeniliğiniz olsun. Her gün yeni bir şeyler sunmak beklentileri canlı tutar ve kapasitenin sınırlarını gizlemeye yardımcı olur.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Sınavlarda Yardımınıza Koşacak 12 Kolay Ezberleme Yöntemi

blank

Yayınlandı

on

Yazar

blank

Hayatımız boyunca sürekli bir şeyler öğrensek de çoğunu zaman içinde unutuyoruz. Ancak özellikle sınav dönemlerinde, derslerde öğrendiğimiz her şeyi hatırlamamız bekleniyor. Ezberci eğitim sistemi ile baş edebilmenizi kolaylaştıracak 12 ipucuna bakmadan önce “Neden unutuyoruz?” onu bir öğrenelim.

Neden Unutuyoruz?

Unutmak aslında bir savunma mekanizması olarak düşünülebilir. Aslında, beyniniz unutarak sizi gereksiz bilgi ile fazla yükleme yapmaktan korumaya çalışıyor. Her şeyi hatırladığınızı bir düşünsenize… Ne çekilmez bir hayat olurdu.

Yani, beyniniz, bir savunma mekanizması olarak öğrendiğiniz her şeyi kısa süreli hafızaya atıyor ve siz tekrar yapmadıkça bu bilgileri uzun süreli hafızaya aktarmayarak unutmanızı sağlıyor.

Öğrendiklerinizi kolayca akılda tutabilmek için Hermann Ebbinghaus tarafından geliştirilmiş evrensel bir formül var:

Ebbinghaus Unutma Eğrisi öğrendikten sadece bir saat sonra, edindiğimiz bilgilerin yarısından fazlasını unuttuğumuzu, bir hafta sonrasında ise sadece %20’sini hatırladığımızı gösteriyor. Ebbinghaus’a göre, zorla ezberlemeye çalışmak etkili bir şey değil. Çünkü beyniniz, zorlayarak ezberlemeye çalıştığınız şeyleri hızlı bir şekilde kavrayamıyor ve aralarında güçlü çağrışımlar kuramıyor. Uzun süreli hafızaya atmak istediğiniz şeyler için belirli sürelerde tekrarlar yapmanız gerekiyor.

blank

Daha açık olmak gerekirse, ezber gerektiren bir sınav için bir gün öncesinden değil de birkaç gün öncesinden çalışmaya başlasak daha iyi olur. Daha verimli çalışabilmek için ise deneyebileceğimiz birçok yöntem var.

1) Ne öğrendiğinizi anlamaya çalışın: Anladığınız şeyleri ezberlemek, beyninizin çağrışım bulmasını kolaylaştırıyor. Böylece, bu bilgiler dokuz kat daha hızlı bir şekilde uzun süreli hafızaya atılabiliyor.

2) Sizin için optimal olan çalışma zamanını öğrenin: En iyi öğrenme zamanı, bölünmediğiniz ve enerjik olduğunuz zamandır. Kimileri sabah erkenden kimileri ise gece geç saatlerde ders çalışmayı daha verimli bulur. Siz de sizin için en verimli zamanı bulun ve o zamanlarda çalışın.

3) En gerekli bilgiyi öğrenin: Önceliklerinizi doğru bir şekilde kurmalı ve ona göre çalışmalısınız. Unutmayın, en başta ve en sonda öğrenilen bilgiler daha fazla akılda kalıyor.

4) Sadece en iyi materyalleri seçin: Eski tarihli kitapları ve eski öğrenme tekniklerini kullanmayın. Sürekli değişen ve gelişen bir dünyanın içerisindeyiz ve eski kitapların yayınlanmasından sonra çok şey değişmiş olabilir. Şuan yanlış olabilecek bir şeyle zamanınızı boşa harcamayın.

5) Öğrenmeniz gerekenleri birine anlatın: Birlikte çalışmak herkes için ideal bir yöntem değildir. Yalnız çalışmayı sevenlerdenseniz, öğrenmeniz gerekenleri yüksek sesle okuyup aynada kendinize anlatarak daha akılda kalmasını sağlayabilirsiniz. Eğer başkalarıyla çalışmakta sorun yaşamıyorsanız karşınızdakine anlatarak karşılıklı fayda elde edebilirsiniz.

6) Öğrendiklerinizi belirli mekanlarla bağdaştırın: Başka bir deyişle, kendi zihin sarayınızı oluşturun. Örneğin, odanızda çalışıyorsanız öğrendiğiniz bir şeyi odanızda bulunan bir eşya ile bağdaştırıp birkaç kez tekrarlayın. Sonrasında, odanın hafızanızda nasıl göründüğünü hatırlayın.

7) Karşıt şeyleri öğrenin: Bir şeyi zıttıyla beraber öğrenerek hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Örneğin, yabancı bir dil öğrenirken gelmek/gitmek, gece/gündüz şeklinde ikili öğrenmeye çalışın.

8) Bağlantılı kelimeler kullanın: “Nail Words” olarak geçen bu tekniğin ana noktası farklı şeyler arasında bağlantı kurarak çalışmak. Böylece birini hatırladığınızda bağlantı kurduğunuz diğer tüm bilgileri hatırlayabileceksiniz.

9) Yeni öğrendikleriniz ile önceden bildikleriniz arasında bağlantı kurun: Bu, yeni öğrendiklerinizi anlamanızı kolaylaştırır. Böylece bilgilerin akılda kalıcılığı artar.

10) Hikayeler uydurun: Bir çok şeyi belirli bir sırayla öğrenmeniz gerekiyorsa, bir hikaye oluşturun ve öğrenmeniz gerekenleri hikayeye doğru sırayla serpiştirin. Dikkat etmeniz gereken nokta, serpiştirdiğiniz bilgilerin hikayenin akışında birbiri ile bağlantılı olmasını sağlamak.

11) Kayıt cihazı kullanın: Özellikle duyarak öğrenen biri iseniz bu teknik tam size göre. Öğrenmekte olduğunuz bilgiyi ses kayıt cihazı ile kaydedin. Sonrasında birkaç kez daha dinleyin.

12) Görselleştirin: Bir şeyi öğrenirken vücut dilinizi kullanın böylece kas hafızanızı da harekete geçirebilirsiniz.

Kaynak.

Okumaya devam et

İnsanlar

Zuckerberg ve Musk’un da Kullandığı Bi Öğrenme Tekniği: 20 Saat Kuralı

blank

Yayınlandı

on

Yazar

Günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak oldukça kolay fakat bilgiyi tam anlamıyla öğrenip uzmanlık alanı haline getirmek hepimiz için zor bir süreç. Fakat başarıya ulaşmış insanlar, Zuckerberg ve Elon Musk gibi kişiler kendilerini genç yaşlarında nasıl bu kadar donanımlı hale getirebildiler?

Cevabı olağan dışı bir zeka değil, ya da insanlık dışı bir çalışma süreci de değil… Aslında cevap, herkesin hayatında uygulayabileceği kolay bir yöntemi disiplinli bir şekilde kendi yaşamlarına entegre etmelerinde saklı.

Şimdi bunu nasıl yaptıklarını aşağıdaki videodan izleyelim,

20 Saat Kuralı’nın diğer tüm detayları ise Josh Kauffman’ın yaptığı TED konuşmasında:

Okumaya devam et
reklam

Facebook

En Çok Okunan Yazılar