Connect with us

Yayınlandı

on

Nesin Sen? [What are you?] [[ar yu kola?? hehe :D]]

Sen kendi vücudun musun? Eğer öyle isen, bu nasıl işliyor?

Hadi bir sürü kafa karıştırıcı soruyu inceleyelim.

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Galeriler

Kuyumcu Titizliliğiyle Oluşturulmuş Bir Kütüphanenin Olmazsa Olmazı Olan 33 Şahane Kitap

Yayınlandı

on

Yazar

Mükemmel bir kütüphanenin temeli olacak 33 kitap önerisi ile karşınızdayız!

Not: Sıralamanın kitapların değeri ile herhangi bir ilgisi yoktur.

1. “Anna Karenina”, (1877) Lev Nikolayeviç Tolstoy

Anna Karenina (Bantam Classics): Leo Tolstoy, Joel Carmichael ...

Aşkı yüzlerce yazar tarafından ele alınmış bir konudur ancak dünyaca ünlü Rus yazar Tolstoy’un “Anna Karenina”sı gibi destansı olanı pek yoktur. Anna Karenina, 19. yüzyıldaki Rus aristokrasisinde yaşanan bir yasak aşk hikayesi…

2. “Devlet”, (M. Ö. 380) Platon

"Devlet", (M. Ö. 380) Platon

Alfred North Whitehead, “Felsefe tarihi Platon’a düşülen dipnotlardan ibarettir”
diyor. Diyaloglarında hocası Sokrates’i konuşturan Platon’un meşhur kitabı “Devlet” yüzlerce yıldır siyaset ve devlet felsefesi üzerine kafa yoranların, “ideal devlet, toplum nasıl olmalı?”, diye soranların tekrar tekrar okuduğu bir kitap. “Devlet” okunmadan siyaset üzerine söylenen her şey eksik kalacaktır…

3. “Madame Bovary”, (1856) Gustave Flaubert

"Madame Bovary", (1856) Gustave Flaubert

“Madame Bovary”, Gustave Flaubert tarafından 19. yüzyılda yazılmış çok önemli bir romandır.Birçok edebiyat eleştirmeni tarafından ilk çağdaş realist roman sayılan “Madame Bovary” ilk kez 1857 yılında basılmıştır. Bu kitaptan sonra Bovarizm akımı oluşmuş ve psikolojide tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır.Tabii ki Madame Bovary’nin yaşadığı unutulmaz aşk da hafızalardaki yerini almıştır.

4. “Prens”, (1532) Niccolò Machiavelli

"Prens", (1532) Niccolò Machiavelli

Bugün Makyavelist sözcüğünü duyduğumuzda akla siyasî iktidar ve menfaat uğruna her şeyi yapabilecek, hiçbir etik değeri olmayan şeytanî bir tip gelmektedir. İşte bu sözcük İtalyan siyaset felsefecisi Niccolo Machiavelli’nin adından gelmektedir. Machiavelli, başka kitaplar da yazmış olsa da kötü şöhretini esas olarak “Prens” isimli kitabından kazanmıştır. Machiavelli, bu kitabında iktidar sahiplerine çeşitli öneriler getirmektedir. Ancak çoğunlukla kötücül diyebileceğimiz bu öneriler, aslında Machiavelli’nin ideal yönetim tasarımında yoktur. O “Prens”de olması gerekeni değil, olanı anlatmıştır. Machiavelli bu eseriyle kimilerince siyaset biliminin kurucusu kabul edilmiştir ve denilebilir ki Marx’tan sonra dünya siyasetini en çok etkileyen isim olmuştur.

5. “Böyle Buyurdu Zerdüşt”, (1883) Friedrich Wilhelm Nietzsche

"Böyle Buyurdu Zerdüşt", (1883) Friedrich Wilhelm Nietzsche

Tam adı “Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiç kimse için Bir Kitap” olan eser, dâhi Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin felsefesini anlattığı en önemli eserdir.Nietzsche’nin felsefî görüş ve kavramları açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. Eser aynı zamanda çokça eleştirilmiş ve yanlış anlaşılmıştır.

6. “Kırmızı ve Siyah”, (1830) Henri Stendhal

"Kırmızı ve Siyah", (1830) Henri Stendhal

Stendhal, dünya aşk edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olan “Kırmızı ve Siyah”ın konusunu gazetede çıkan bir yargılama haberinden almıştır. Kırmızı ve Siyah’ta, Julien Sorel ile Madame de Renal’in aşkı, tutkulu aşklara güzel bir örnektir. “Kırmızı ve Siyah”, bir aşkın, gittikçe büyüyen bir aşkın hikâyesidir. Korkuları, duraksamaları, ateşli tutkusuyla, usta elinden çıkmıştır.

7. “Genç Werther’in Acıları”, (1774) Johann Wolfgang von Goethe

"Genç Werther'in Acıları", (1774) Johann Wolfgang von Goethe

“Genç Werther’in Acıları”, Johann Wolfgang von Goethe  tarafından 1774 yılında ve iki haftada yazılmış mektup romandır.Goethe, bu romanı yazdığında 25 yaşındaydı. Romanın piyasaya çıkmasının ardından hem pek çok intihar vakası ile karşılaşılmış, hem de Almanya sokakları bir “Werther salgınına” uğrayarak, ortalığı mavi ceket, sarı pantolon giyen duygulu gençler istila etmiştir.Genç Werther’in Acıları, Werther adındaki genç bir hukuk stajyerinin, diğer taraftan nişanlı bir bayan olan Lotte ile intiharına kadar kurmuş olduğu ızdırap dolu münasebetini konu almaktadır.

8. “Kolera Günlerinde Aşk” (1985) Gabriel Garcia Marquez

"Kolera Günlerinde Aşk" (1985) Gabriel Garcia Marquez

“Kolera Günlerinde Aşk”,  Gabriel García Márquez’in en ünlü romanlarından biridir.19. yüzyılın sonları – 20. yüzyılın başları arasında Fermina Daza, Florentino Ariza ve Doktor Juvenal Urbino üçgeninde gelişen canlı bir karşılıksız aşkı konu alan kitap, acı çekmenin yüce bir davranış olduğu fikrini yoğun şekilde işler. Florentino Ariza sevdiği bir ömür boyu sevdiği Fermina Daza’ya kavuşabilmek için tam 53 yıl 7 ay 11 gün bekler.

9. “Toplum Sözleşmesi”, (1762) Jean-Jacques Rousseau

"Toplum Sözleşmesi", (1762) Jean-Jacques Rousseau

Ünlü Fransız Aydınlanma filozofu Jean-Jacques Rousseau tarafından yazılan “Toplum Sözleşmesi”nde siyasî bir sistemin kurulabilmesi için en iyi yöntemin toplumsal sözleşme olduğu açıklanmaktadır.

10. “Yabancı”, (1942), Albert Camus

"Yabancı", (1942), Albert Camus

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız felsefeci ve edebiyatçı Albert Camus’nün, Saçma (Absürd) felsefesini anlattığı eseridir.Kitabın olay örgüsünde her şey çok kısa bir zaman aralığında olup biter: Cezayir’de rastlantısal biçimde bir Arap’ı öldüren orta sınıftan bir Fransız olan Meursault, kendisini adım adım ölüme götüren süreci tamamen kayıtsız biçimde izler. Yapıtta Meursault kendine, topluma, hayata hatta ölüme dahi kayıtsız kalacak biçimde tüm varoluşa yabancılaşması yalın bir dille anlatılır.

11. “Düşlerin Yorumu”, (1899) Sigmund Freud

“Düşlerin Yorumu”, (1899) Sigmund Freud

Modern düşüncenin gelişiminde Viyanalı nörolog Sigmund Freud’un katkısı asla görmezden gelinemez. 1900 yılında yayımlanan “Rüyaların Yorumu”, onun sonraları daha da geliştireceği düşüncelerinin kaynağı niteliğindedir.Bugün günlük yaşamda da sıklıkla kullanılan başta bilinçaltı (bilinçdışı) olmak üzere birçok kavram ve ufuk açıcı görüş geliştiren Freud, özellikle cinsellik üzerine düşünceleri ile günümüzde dahi sıklıkla kendisine referans verilen ve çok tartışılan bir isim olmayı sürdürüyor.

12. “Karamazov Kardeşler”, (1880), Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

"Karamazov Kardeşler", (1880), Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Dünyadaki en büyük romancıların başında gelen, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin metafizik romanlarının belki de en büyüğü olan “Karamazov Kardeşler” hayata, ölüme, Tanrıya, insan ilişkilerine, özgürlüğe, ideolojilere dair muazzam sorgulamalarla dolu bir çok büyük bir yapıttır.

13. “Türlerin Kökeni”, (1859) Charles Darwin

"Türlerin Kökeni”, (1859) Charles Darwin

Ülkemizde “insanın atası maymun mudur?” gibi popüler ve gündelik tartışmalarca heba edilse de Darwin’in kitabı bugün bilim çevrelerince yasa olarak görülen biyolojik evrim kuramını ilk kez sitemli biçimde ortaya koymuştur. 1859 yılında yayımlanan kitap, Darwin’in özellikle Galapagos Adaları’nda yoğunlaşan 5 yıllık araştırma gezisinin ürünüdür. Kitap yayımlandığı dönemde büyük gürültü kopardı. Özellikle dinî çevrelerin tepkisini çekti.Bilim ve felsefe dünyasında ise büyük yankı ve heyecan uyandırdı. Marx, “Türlerin Kökeni” için Engels’e şöyle diyordu: “İşte bizim tarihsel düşüncemizin biyolojik temeli.”

14. “Dönüşüm”, (1915), Franz Kafka

"Dönüşüm", (1915), Franz Kafka

Kimilerince “uzun öykü” kimilerince ise roman olarak değerlendirilen “Dönüşüm” Gregor Samsa’nın böcekleşmesi ile başlar.Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşmesi, sistem içindeki çarkların bir dişlisi olan; eleştirmeyen, sorgulamayan, sadece boyun eğip, topluma uyan bir kişi olmaktan çıkıp, kendi bireyselliğini bulma ve dolayısıyla toplum dışına itilme anlamını taşır.

15. “Bulantı”, (1938), Jean Paul Sartre

"Bulantı", (1938), Jean Paul Sartre

Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddeden Jean Paul Sartre ilk romanı olan eser, varoluşçuluğun kült kitaplarından biridir.”Günlük” biçiminde yazılan kitapta güçlü bir bireyci ve toplum karşıtı görüş ortaya koymuş; kendi felsefesinin temel öğelerini bu kitapta anlatmış ve kitabın başarısıyla büyük bir şöhret sahibi olmuştur.

16. “Siddhartha”, (1922), Herman Hesse

"Siddhartha", (1922), Herman Hesse

Hermann Hesse’nin, Siddhartha Gautama’nın yani Buda’nın hayatını konu alan, Budizmi ve Budist felsefeyi, anlatan, yazarın en ünlü eserleridir.Roman kahramanı Siddhartha, tıpkı Buda gibi bir prenstir.Gerçek bilgiye ulaşmak için babasının uzun süreli direnişine aldırmayarak sarayını, gençliğini ve ailesini geride bırakarak ormanlara çekilir.Gezgin bir dilenci olarak yaşamını sürdürdüğü uzun bir dönemin ardından Buda ile karşılaşır ve aralarında uzunca bir sohbet geçer. Buda ona, Budizm’in yapısını ve felsefi derinliğini anlatır ve Siddhartha hayatında yeni bir yola girer…

17. “1984”, (1949), George Orwell

"1984", (1949), George Orwell

Romanın distopik dünyasında totaliter bir merkezi tek partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama faaliyetleri ile halkın sürekli yönlendirilmesi ve baskı altında tutulması anlatılmaktadır.Kitap komünizm ve faşizm gibi totaliter rejimlerin sağlam bir eleştirisidir. Roman daha sonra çok ünlenecek olan “Büyük Birader” gibi kavramları da içermektedir.Sadece distopya veya felsefî roman türünün en başarılı örneklerinden biri değil, genel anlamda en başarılı roman örneklerinden de biridir…

18. “Varolamanın Dayanılmaz Hafifliği”, (1984), Milan Kundera

"Varolamanın Dayanılmaz Hafifliği", (1984), Milan Kundera

“Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir… Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır… Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır.”Kundera’nın kendi sözleriyle insan hayatını araştıran bir yapıt “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”.

19. “Gülün Adı”, (1980), Umberto Eco

"Gülün Adı", (1980), Umberto Eco

Yüzey katmanda bir polisiye hikâyesi anlatılırken, derin katmanda Orta Çağ, Hristiyanlık ve bu bağlamda gelişen dinî/felsefi konuların irdelendiği bir yapıttır “Gülün Adı”.Çok konuşulmuş, çok satmış, filme uyarlanmış bir yapıt olmasına popüler olarak nitelendirilemeyecek nitelikli bir eserdir.

20. “Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatı”, (1974), Robert M. Pirsig

"Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatı", (1974), Robert M. Pirsig

ABD‘li felsefeci Robert M. Pirsig’in 1974 yılında yayımlanmış olan bir kitabı ve nitelik metafiziğini konu eden ilk metinlerden biridir. Kitabın ismi, 1953’te yayımlanan ve Eugen Herrigel imzalı Okçuluk Sanatında Zen isimli bir başka kitabın başlığı üzerinde bir kelime oyununa dayalıdır.

21. “Cesur Yeni Dünya”, (1932), Aldous Huxley

"Cesur Yeni Dünya", (1932), Aldous Huxley

Zamyatin’den bir hayli etkilenen Huxley’in romanı da 26. yüzyılda geçer. Genetik bilimve üreme yolları vasıtasıyla insanlar bir çok yönden değiştirilmiştir. İnsanlar hastalıkları yenmiş; ırklar arasında eşitlik sağlanmış, sağlıklı, zengin ve mutlu bir toplum oluşturulmuştur.İlk etapta ütopya gibi görülecek bu durum ancak bir çok insanî değerin yok edilmesiyle mümkün olmuştur…

22. “Sineklerin Tanrısı”, (1954), William Golding

"Sineklerin Tanrısı", (1954), William Golding

Nobel ödüllü İngiliz edebiyatçı Golding’in romanı 2. Dünya Savaşı‘nın hemen ardından bir nükleer savaş sırasında geçer. Bir adaya bırakılan çocuklar ve gençler arasındaki yaşam ve liderlik mücadelesi anlatılır. Çocukların masumiyeti ve iyilik potansiyeli yerine, “kötülük” olarak adlandırdığımız kimi davranışların insanın özüne ait olduğunu savunur…

23. “Anthony Burgess” (1962), Otomatik Portakal

"Anthony Burgess" (1962), Otomatik Portakal

Orijinal ismi “A Clockwork Orange” olan yapıt İngiliz edebiyatçı ve müzisyen Anthony Burgess tarafından kaleme alınmıştır. Kitap, esas olarak insanın makineleştirilmesine yönelik klasikleşmiş bir distopya ve kara mizah örneğidir. Yapıt, usta yönetmen Stanley Kubrick tarafından filme de alınmıştır ve en başarılı roman uyarlamalarından biri olarak kabul edilmektedir.“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…” Anthony Burgess.

24. “Hayvan Çiftliği”, (1945) George Orwell

"Hayvan Çiftliği", (1945) George Orwell

1940’lardaki “reel sos­yalizm”in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.Hayvan Çiftliği’nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır.Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.

25. “Aylak Adam”, (1959) Yusuf Atılgan

"Aylak Adam", (1959) Yusuf Atılgan

Her şeye “karşı” duran, “karşı” çıkan, “karşı” olan bir adam… Aylak Adam… Bir adı bile yok. “C.” diyor Yusuf Atılgan kısaca.İnsan her şeye bunca “karşı”yken kendine de “karşı” olmadan nasıl sürdürülebiler bir “karşı” yaşamı?C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik…

26. “Fahrenheit 451”, (1953) Ray Bradbury

"Fahrenheit 451", (1953) Ray Bradbury

Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı… Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek…Montag’ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra… İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri.

27. “Denemeler”, (1580) Montaigne

"Denemeler", (1580) Montaigne

Michel de Montaigne (1533-1592): “Kendini tanı” ve “Ne biliyorum?” gibi temel sorularla yola çıkarak bir insanda insanlığın bütün hallerini yoklayan “deneme” türünün insim babasıdır.1571’de kitaplarıyla birlikte çiftliğinin kulesine çekilmesiyle başlayan bu yaratıcı süreç, Montaigne’i önce okuduklarıyla ilgili notlar almaya itmiş, aynı notlar zamanla Denemeler’i (1580) oluşturmuş, ve bu kişisel yazılar ilk yayımlanıştan sonra da dallanıp budaklanmayı sürdürmüştür.

28. “Don Kişot”, (1605) Miguel de Cervantes

"Don Kişot", (1605) Miguel de Cervantes

Kahramanlık hikâyeleri okumayı çok seven Don Kişot bir gün şövalye olmaya karar verir. Ve yanına seyisi Sancho Panza’yı da alarak hem gerçek hem de hayalî düşmanlarla savaşıp, heyecanlı maceralara atılır. Dünya edebiyatındaki ilk modern roman olan bu başyapıt 400 yıldan uzun süredir okurlarla buluşmaktadır.

29. “Tutunamayanlar”, (1972) Oğuz Atay

"Tutunamayanlar", (1972) Oğuz Atay

‘Tutunamayanlar’, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atay’ın bu ilk romanını “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak niteler.Moran’a göre “Oğuz Atay’ın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar’ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.”Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, “saldırısı tutunanların anlamayacağı, rededeceği türden bir romanla yapar.”

30. “İlahî Komedya”, (14. yy.) Dante Alighieri

"İlahî Komedya", (14. yy.) Dante Alighieri

Dünya edebiyatının temel metinlerinden biri olan İlahi Komedya, yedi yüz yıllık geçmişiyle birçok edebî esere ilham kaynağı olagelmiştir. Dante’nin hem yazarı hem de başkahramanı olduğu bu destansı anlatıda ölümden sonraki hayata yapılan yedi günlük bir yolculuk anlatılır.Dante, sırasıyla Cehennem, Araf ve Cennet’ten geçerek buralardan edindiği izlenimlerini okuyucuya lirik bir dille aktarır. Böylece Orta Çağ Batılı insanının zihnindeki “ahiret” algısı gözler önüne serilirken, ortaya tarihin en uzun şiirlerinden biri çıkmış olur.

31. “İlyada”, (M.Ö 7- 8) Homeros

"İlyada", (M.Ö 7- 8) Homeros

Şair Homereos’un yazdığı varsayılan büyük bir destandır. Yine bir başka Homeros destanı olan Odeysseia ile birlikte, batı edebiyatının en eski örneği ve tüm zamanların en güzel şiirlerinden kabul edilir.Başta İlyada olmak üzere her iki destan da, Truva Savaşıve bu savaşta yer alan insanlarla ilgili söylenceleri dile getiren, koşukla yazılmıştır. Tarihçiler Yunanistan’da yaşayan Akhalar ile Batı Anadolu’da yaşamış Truvalılar arasındaki bu savaşın yaklaşık üç bin iki yüz yıl önce yaşandığı ve on yıl sürdüğü görüşündedir.Yunancada Truva’nın bir adının da İlios olmasından dolayı Homeros’un bu destanı İlyada adını almıştır.

32. “Kürk Mantolu Madonna”, (1943) Sabahattin Ali

"Kürk Mantolu Madonna", (1943) Sabahattin Ali

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

33. “Küçük Prens”, (1943) Antoine de Saint-Exupéry

"Küçük Prens", (1943) Antoine de Saint-Exupéry

“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: “Gerçeğin mayası gözle görülmez.”

Okumaya devam et

Bilim

Bilimin Onayladığı, Öğrendiğiniz Her Bilgiyi Büyük Oranda Hatırlamanızı Sağlayacak Zihin Hilesi

Yayınlandı

on

Yazar

Beynimiz her gün birçok uyarıcıyla karşı karşıya geliyor. Bu doğrultuda da öğrenmemiz gereken şeyler paralel olarak  artıyor.

Geçmişten günümüze öğrenilen bilginin akılda kalıcı olması için birçok yöntem üretilmiştir. Sık sık tekrar edip sinaps ağını güçlendirmek, benzer kelimeler ile çağrışımlar yapmak gibi tavsiyelerin artık sizde işe yaramadığını düşünüyorsanız bu  zihin hilesini deneyebilirsiniz.


Görsel hafızayı bilgiyi kalıcı hale getirmek için kullanmak

Eğer bir bilgiyi gerçek anlamda aklınızda tutmak istiyorsanız, bilime göre çizim yaparak o bilgiyi betimlemeniz gerekmektedir.

Görsel hafıza her zaman bilgiyi kelime kelime aklınızda tutmaktan çok daha pratik bir işleyiş sistemine sahiptir. Bu yüzden görselleştirme yöntemlerini kullanarak bilgiyi daha kalıcı bir hale getirebilirsiniz.

Bu konuyu araştıran bilim insanları ek bulgu olarak çizim yapmanın, ileri yaştaki yetişkinlerde Alzheimer ve demas gibi hastalıkların tehlikesine karşı hafızalarını güçlendirdiklerini ortaya çıkardı.

Şu durumun da altını çizmek gerekir ki, hafızanızı güçlendirmek ve bu faydalardan yararlanmak için mükemmel bir çizim yeteneğiniz olmasına gerek yok.


“İleri yaştaki yetişkinlerde, çizim yapmanın, bilinen diğer çalışma yöntemlerine göre hafızayı daha fazla güçlendirdiğini bulduk”

Araştırmacılardan Mellisa Meade yaptıkları araştırma sonucunda yukarıdaki kanıya vardıklarını söylüyor.

“Bu sonuçlar bize ciddi anlamda cesaret verdi ve şimdi bunun, hafıza ve dil işlevinde ani gerilemeler yaşayan demanslı insanlara yardım etmek için ne şekillerde kullanılabileceğini araştırıyoruz.”

Yarısı 20’li yarısı 80’li yaşlarda olan 48 farklı katılımcı toplanarak yapılan araştırmada, katılımcıların bir dizi egzersiz yapmaları istenmiş. Ardından katılımcılara sırayla kelime gösterildiğinde bu kelimeleri yazmaları ya da aklındaki izlenimleri kağıda çizmeleri istenmiş.

Ardından katılımcılardan olabildiğince fazla kelimeyi hatırlanmaları istenmiş. Bu doğrultuda genç yetişkinlerin yaşlılardan daha fazla kelime hatırladığı ortaya çıkarılmış.

Mellisa Meadei Huffington Post‘ta verdiği röportajda:

“Resim çizmek çok basit bir iştir ve günlük hayatta kolayca uygulanıp, hafıza geliştirilebilir.”


Bilim insanları, çizim yapmanın yazmaktan çok daha akılda kalıcı olduğunu söylüyor

Bilginin görsel, uzamsal, sözlü ve motorsal şekilde temsil edildiği için çizim yapmanın en etkili öğrenme biçimi olduğu ortaya çıkıyor.

Yani bilgi hafıza tutulurken daha fazla bölgeye yayılmış ve daha kapsamlı bir öğrenme süreci yaşatmış oluyor.,

Bu yüzden çalışma sisteminize çizim yaparak öğrenmeyi çekinmeden ekleyebilirsiniz. Sonuçlar tahmin ettiğinizden çok daha başarılı olacaktır.


Kaynak: 1234

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Charles Bukowski ve ‘Çabalama’ Felsefesi

Yayınlandı

on

Yazar

Charles Bukowski ismini biliyorsundur. Yeraltı ve Amerikan edebiyatının usta kalemleri arasında yer alan Bukowski’nin çok çalkantılı bir hayatı olduğunu da duymuşsundur. Bu çalkantalı hayatın sahibinin dünyaya son mesajı, mezar taşında yazıyor: Çabalama.

Charles Bukowski, birçok otorite tarafından edebiyatın efsaneleri arasında gösterilen bir yazar ve şair. Kumar, içki, seks üçlemesiyle hayatını sürdüren Bukowski’nin çok derin bir hikayesi bulunuyor. Hayır, yazdığı hikayelerden birisi değil; bizzat kendisinin hikayesi.

Çocuk yaştan beri çok zor zamanlar yaşayan Bukowski, hayatı boyunca mutsuz birisi oldu. Bunu bir yara veya olumsuzluk olarak algılamıyordu. Bu, onun durumuydu ve tüm hayatını bu şekilde geçiriyordu. Tüm bu zorlukların ardında, bir tutkusu vardı: yazmak.

Şiirler, öyküler yazdı senelerce. Her genç yazar gibi, yazılarının dergilerde yayınlanması için girişimlerde bulunuyordu o da. İki yazısı dergide yayınlandı fakat geri kalan yazılarına hakaret dolu red mektupları geldi. Yazılarının; ahlaksız, iğrenç olduğu belirtildi. Yazmaya küsen Bukowski, ülser yüzünden ölümden döndükten sonra tekrar yazmaya başlar ve işte o büyük fırsat ayağına gelir. Bir yayınevi, Bukowski’ye ömür boyu çok düşük maaş ödeyerek kitaplarını basmayı teklif etti. Bunun hayatındaki ilk ve tek fırsat olduğunun farkında olan Bukowski, teklifi kabul ettiği mektupta şunları yazar:

“İki şansım var, ya bu postanede kalacağım ve delireceğim… ya da istifa edeceğim, yazarı oynayacağım ve açlıktan öleceğim. Açlıktan ölmeye karar verdim.”

Kitapları basılan, milyonlar satan ve ününün sınırları aştığı Bukowski, hayallerdeki isimdi artık. Yaşarken, adı edebiyat efsaneleri arasına girmişti bile. Sonuçta, hayal etmişti, çok çalışmıştı, bir hiç uğruna bu hayalini kovaladı ve başardı değil mi? Peki Bukowski’nin mezar taşında ne yazıyordu biliyor musun:

“ÇABALAMA” (“Don’t Try”)

Neden ki? Amerikan rüyasını tam anlamıyla yaşayan, hiçlikten yıldızlığa ulaşan ve bu yolda hayatı boyunca mücadele eden birisi neden bana çabalama desin? Bukowski, yazar oldu, milyonlar sattı, efsane oldu ama bir şey olamadı: mutlu. Yazdıklarını okuduğunda yaşadığı bunalımı, mutsuzluğu iliklerine kadar hissediyorsun.

Onun başarısı hırsından kaynaklanmıyordu, mutsuzluğundan besleniyordu. Kendisini bu şekilde tanımıştı ve kendisini değiştirmeye çalışmadı. Bu yaşam tarzına uyum sağladı ve ünlü olduktan sonra da bu halini yaşamaya devam etti. O, değişim için çabalamadı. Ünlü olmak onu değiştirmedi. O sadece mutsuzluğunu yazıya döktü. Mutlu olmak için uğraşmadı. Başarının mutluluk getirdiğine inanmadı ve ona getirmedi de zaten. Bu yüzden o sadece yazdı. Çabalamadı.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Ünlü Filozof Halil Cibran’dan Farklı Açılardan Düşünmenizi Sağlayacak 9 Alıntı

Yayınlandı

on

Yazar

Lübnan asıllı Amerikalı ressam, şair ve filozof olan Halil Cibran, 1883 yılında Lübnan’da doğdu ve 1931 yılında New York’da öldü. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilen Cibran, eserleri ve düşünceleriyle büyük beğeni topladı. Hindistanlı mistik guru Osho’nun bile izinden gittiği Halil Cibran’ın çok yönlü, farkındalık ve kabullenme üzerine kurulu düşünce yapısı hakkında fikir sahibi olmak ve yararlanmak için bazı sözlerine birlikte bakalım:


“Kalbiniz volkansa eğer orada nasıl çiçek açmasını beklersiniz?”

“Mantığınız ve tutkunuz ruhunuzun kürekleri ve yelkenleridir. İkisinden biri kırılırsa geminiz yalpalayıp sürüklenir. Tek başına akıl sınırlayıcıdır, tutku ise kendi kendini yakan bir alevdir.”

“Boş ellerimi uzatırsam birine ve yine boş dönerlerse bana, bu hayal kırıklığıdır. Ancak dolu uzatırsam ellerimi ve kimse bulamazsam elimdekileri paylaşacak, bu çaresizliktir.”

“Hayatın tüm sırlarını çözdüğünüzde ölümü arzularsınız. Ancak ölüm de başlı başına bir sırdır.”

“Ne olduğumuzu bilmezken nasıl olmamız gerektiğini tartışmamız çok anlamsız.”

“Ruhum ve bedenim birbirini sevip evlendiklerinde yeniden doğdum.”

“Güneş her şeye, ışığa özlem duymayı öğretiyor. Oysa gecenin karanlığıdır onlara yıldızları gösteren.”

“Doğruyu buldum demeyin, doğrulardan birini buldum deyin.”


Bir zamanların vazgeçilmez msn durumu olan o ünlü alıntı ile içeriği sonlandırıyoruz 😊:

“Birini seviyorsanız gitmesine izin verin. Dönerse sizindir, dönmezse zaten hiç size ait olmamıştır.”

Okumaya devam et

Girişimcilik

Robert Downey Jr’ın Asla Pes Etmemeniz Gerektiğini Gösteren İlham Dolu Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

 

“Iron Man”, “The Avengers” ve “Sherlock Holmes” gibi filmlerden bildiğimiz Hollywood’un en ünlü ve başarılı aktörlerinden biri olan Robert Downey Jr.’ın bu uğurda yürüdüğü yol oldukça engebeliymiş. Downey, bize çabalamadan hiçbir şeyi başaramayacağımızı hayatı ile gösteriyor.Robert “John” Downey Jr, 1965 Manhattan doğumlu. Babası yönetmen ve oyuncuydu, böylece Robert daha 5 yaşındayken küçük roller almaya başladı….

Uyuşturucu ile tanıştığında 6 yaşındaydı.

Babası uyuşturu bağımlısı olduğu için küçük yaştan beri uyuşturucular içinde büyüdü. Downey 6 yaşındayken esrar kullanmasına izin veriliyordu. Ve henüz 9 yaşındayken Robert Downey Jr. bir bağımlı olmuştu.

“Babamla birlikte uyuşturucu kullandığımda, bunun bana olan sevgisini anlatmak için bildiği tek yol olduğunu düşünüyordum.”

1984 yılında tanıştığı Sarah Jessica Parker ile olan birliktelikleri 7 yıl sonunda uyuşturucu nedeniyle sona erdi.

1991 yılında Downey’nin uyuşturucu bağımlılığı son derece kötüye gidiyordu ve bu, ilişkisinin bitmesine sebep oldu. Sonrasında hayatı tamamiyle kontrolden çıktı. 1996 yılına gelindiğinde, çok kez tutuklandı, rehabilitasyona katıldı, defalarca mahkemeye çıktı ve hapse girdi. İlk tutuklanmasının ardından aşırı madde kullanımı nedeniyle bir komşusunun evine girip uyuyakaldı ve bu nedenle 3 yıl boyunca uyuşturucu testine girerek rehabilitasyon tedavisi gördü. 1997 yılında ise uyuşturucu testi talimatlarından birisini kaçırdığı için 6 ay hapse
mahkum edildi.

2001 yılında hapisten çıktığında ne parası ne de bir ailesi vardı.

Hapiste çok kötü şeyler yaşadığını anlatan Robert Downey Jr., iki kez kendi kanından oluşan bir havuzda  uyandığını söylüyor. Ayrıca hapisten çıktığında kaybedilebilecek her şeyini kaybetmiş olan Downey, geçimini sağlamak için bir pizzacıda işe girdi. Burada saati yalnızca 8 sente çalışıyordu.

Bizim “süper kahramanımıza” dönüşmesi ise 2003 yılından sonra gerçekleşti.

2003 yılında yapımcı Susan Levin ile tanıştı. Bu güçlü kadına aşık oldu ve evlenme teklifi etti. Ancak Susan, uyuşturucuyu bırakmazsa asla onunla evlenmeyeceğini söyleyerek bu teklifi geri çevirdi. 2 yıl sonra Downey Jr. uyuşturucudan tamamen temizlenmişti ve 2005 yılında Susan
Levin ile evlendiler. Onun için 2005 yılı öncesi artık tarih olmuştu, şimdi geleceğe bakma zamanıydı.
Yaptıklarının sorumluluğunu üstlendi ve büyük başarılara sahip oldu. Bahaneler üretmeyi bıraktı ve kendisini ittiği umutsuzluktan kurtarabileceğine karar verdi.

“Bence güç ilerleyebilmenin, ilerleyebileceğinize inanmanın kaynağıdır. Ve sonunda size, arkanıza bakıp neler yaptığınızla yüzleşebilmenin güvenini verir.”

…Robert Downey Jr. Şuan dünya çapında tanınıyor ve Hollywood’un en başarılı aktörlerinden biri. 2012-2015 yılları arasında Forbes’in en çok kazanan Hollywood aktörleri listesinde yer aldı. Diyeceğimiz o ki; Hayatınız ne kadar zor olursa olsun, asla pes etmeyin. Başarılı olmanın en önemli gereksinimi başarıyı istemek ve uğruna fedakarlık yapabilmektir.

Okumaya devam et

En Çok Okunan Yazılar