Connect with us

Girişimcilik

Robert Downey Jr’ın Asla Pes Etmemeniz Gerektiğini Gösteren İlham Dolu Hikayesi

Yayınlandı

on

 

“Iron Man”, “The Avengers” ve “Sherlock Holmes” gibi filmlerden bildiğimiz Hollywood’un en ünlü ve başarılı aktörlerinden biri olan Robert Downey Jr.’ın bu uğurda yürüdüğü yol oldukça engebeliymiş. Downey, bize çabalamadan hiçbir şeyi başaramayacağımızı hayatı ile gösteriyor.Robert “John” Downey Jr, 1965 Manhattan doğumlu. Babası yönetmen ve oyuncuydu, böylece Robert daha 5 yaşındayken küçük roller almaya başladı….

Uyuşturucu ile tanıştığında 6 yaşındaydı.

Babası uyuşturu bağımlısı olduğu için küçük yaştan beri uyuşturucular içinde büyüdü. Downey 6 yaşındayken esrar kullanmasına izin veriliyordu. Ve henüz 9 yaşındayken Robert Downey Jr. bir bağımlı olmuştu.

“Babamla birlikte uyuşturucu kullandığımda, bunun bana olan sevgisini anlatmak için bildiği tek yol olduğunu düşünüyordum.”

1984 yılında tanıştığı Sarah Jessica Parker ile olan birliktelikleri 7 yıl sonunda uyuşturucu nedeniyle sona erdi.

1991 yılında Downey’nin uyuşturucu bağımlılığı son derece kötüye gidiyordu ve bu, ilişkisinin bitmesine sebep oldu. Sonrasında hayatı tamamiyle kontrolden çıktı. 1996 yılına gelindiğinde, çok kez tutuklandı, rehabilitasyona katıldı, defalarca mahkemeye çıktı ve hapse girdi. İlk tutuklanmasının ardından aşırı madde kullanımı nedeniyle bir komşusunun evine girip uyuyakaldı ve bu nedenle 3 yıl boyunca uyuşturucu testine girerek rehabilitasyon tedavisi gördü. 1997 yılında ise uyuşturucu testi talimatlarından birisini kaçırdığı için 6 ay hapse
mahkum edildi.

2001 yılında hapisten çıktığında ne parası ne de bir ailesi vardı.

Hapiste çok kötü şeyler yaşadığını anlatan Robert Downey Jr., iki kez kendi kanından oluşan bir havuzda  uyandığını söylüyor. Ayrıca hapisten çıktığında kaybedilebilecek her şeyini kaybetmiş olan Downey, geçimini sağlamak için bir pizzacıda işe girdi. Burada saati yalnızca 8 sente çalışıyordu.

Bizim “süper kahramanımıza” dönüşmesi ise 2003 yılından sonra gerçekleşti.

2003 yılında yapımcı Susan Levin ile tanıştı. Bu güçlü kadına aşık oldu ve evlenme teklifi etti. Ancak Susan, uyuşturucuyu bırakmazsa asla onunla evlenmeyeceğini söyleyerek bu teklifi geri çevirdi. 2 yıl sonra Downey Jr. uyuşturucudan tamamen temizlenmişti ve 2005 yılında Susan
Levin ile evlendiler. Onun için 2005 yılı öncesi artık tarih olmuştu, şimdi geleceğe bakma zamanıydı.
Yaptıklarının sorumluluğunu üstlendi ve büyük başarılara sahip oldu. Bahaneler üretmeyi bıraktı ve kendisini ittiği umutsuzluktan kurtarabileceğine karar verdi.

“Bence güç ilerleyebilmenin, ilerleyebileceğinize inanmanın kaynağıdır. Ve sonunda size, arkanıza bakıp neler yaptığınızla yüzleşebilmenin güvenini verir.”

…Robert Downey Jr. Şuan dünya çapında tanınıyor ve Hollywood’un en başarılı aktörlerinden biri. 2012-2015 yılları arasında Forbes’in en çok kazanan Hollywood aktörleri listesinde yer aldı. Diyeceğimiz o ki; Hayatınız ne kadar zor olursa olsun, asla pes etmeyin. Başarılı olmanın en önemli gereksinimi başarıyı istemek ve uğruna fedakarlık yapabilmektir.

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

25 Yılda 8 Sektörde Başarıyı Yakalayan Elon Musk’tan Hızlı Öğrenme Taktikleri

Yayınlandı

on

Yazar

 

Elon Musk’tan öğrenilecek bir sürü şey var. Zira o sıradan bir milyarder değil.


Peki Elon Musk bu günlere nasıl gelebildi?

Elon Musk’ın hayatına baktığımızda doğuştan gelen o farklı zekasının onun başarılarını açıkladığını görebiliyoruz. Fakat bunun yanında çokça okuyan biri olduğu gerçeği de göz ardı edilemez bir gerçek.

Elon Musk’ın hayatındaki en önemli noktalardan biri ilk bilgisayarına sahip olmasıyla başladı. BASIC yazılım dilini anlatan bir kitap hediyesi olan bilgisayarla 3 gece boyunca haşır neşir oldu ve 1984 standartlarına göre 3 günde bilgisayar programcısı olmayı başardı. Bu yazılım dilini öğrenmek ise normalde 6 ay süren bir süreç. Elon Musk 3 gün boyunca uyumadan çalıştı ve hatta Blastar adında bir oyun yaratıp bu oyunu 500 dolara sattı.

Bazı şeyleri hızlı öğrenmek içimizdeki bazı duyguları ateşleyebilir. Ne kadar hızlı bir öğrenici olsanız bile örneğin tıp fakültesinde en az 6 yıl vakit geçirmeniz gerekiyor. Halbuki bazı insanlar 6 yıllık bir eğitim programını 3 yılda öğrenebilecek kapasitede olabilirler. Ancak yine de 3 yıl daha okumaları gerekir.

Bu bağlamda kendi kendini eğitmenin önemi çok büyüktür. Zihninizin kapasitesini doğru kullanabilirseniz zamandan tasarruf edebilir ve bu zamanı daha faydalı ve üretken şeylerle geçirebilirsiniz. Tıpkı 6 ayda öğrenilen bir yazılım dilini Elon Musk’ın 3 günde çözmesi gibi…

Elon Musk’ın okuduğu onca şeyi nasıl öğrenip aklında tuttuğu ise merak konusu. Bu konuda şunu söyleyebiliriz. Kendisi artık öğrenmeyi öğrenmiş bir kişi. Peki bir şeyler öğrenmekle yetinmeyip öğrenme mekanizmasını öğrenen birisinden öğrenmek üzerine tavsiyeler almaya ne dersiniz?

Roket Biliminde master düzeyine gelen hatta bu konuda bir kariyer yapan, ayrıca Paypal’ı ve Tesla Motors’u kuran ve tüm bunlar olurken mümkün olan en kısa zamanda bir sürü bilgiyi beynine kaydetmenin bir yolunu da bulan Elon Musk kadar hızlı öğrenmek istiyorsanız buyurun Elon Musk’ın hızlı öğrenme taktiklerine birlikte bakalım.

 

 

 


1) Bilgi bir ağaçtır.

Elon Musk’ın hayranı bir Reddit kullanıcısı Musk’ın bu kadar çok şeyi bu kadar kısa bir zaman aralığında nasıl öğrendiğini soruyor:

“Çok sayıda kitap okuduğunuzu biliyorum ve çok birikimli insanları da işe alıp adeta onların bilgilerini de kendinize katıyorsunuz. Bu kadar bilgiyi hafızalarınızda tutabilmenin bir yolunu bulmuş gibisiniz. Çok merak ediyorum. Bu konuda nasıl bu kadar iyisiniz?

Musk bu sorudaki genel mantığa karşı çıkıyor. Çünkü Elon Musk, insanların birçoğunun tahmin ettiklerinden çok daha fazla şey öğrenme kapasitesine sahip olduklarını fakat bunu fark etmenin tek yolunun bunu denemek olduğunu söylüyor. İnsanların bu konuda daha cesur, daha disiplinli olmaları gerektiğini söylüyor. Bir de taktik veriyor:

“Bilgiyi semantik(anlamsal) bir ağaç olarak görmek çok önemlidir. Detaylar yapraklardır ve konunun temelleri dallardır. Bir konunun tüm detaylarını öğrenmeye başlamadan hemen önce, konunun temel prensiplerini öğrendiğinizden emin olun. Çünkü bu prensipleri öğrenmezseniz detayları asacağınız bir yer bulamazsınız.”

 

 

 


2) Birbiri arasında bağlantı kuramadığınız şeyleri hatırlamak çok zordur.

Bu düşünce birçok açıdan mantıklıdır. Yeni öğrenilen bir bilgiyi hatırlamanın en iyi yolu o bilgiyi zaten bildiğiniz bir şeyle ilişkilendirmektir. Düşünün! Mesela birçoğumuz bazen insanların isimlerini yaşadıkları ya da çalıştıkları yer ile ilişkilendirerek hatırlarız. Musk da bu fikre katıldığını belirtiyor.

Khan Academy kurucusu Sal Khan TED konuşmasında bu konuyu şöyle özetliyor;

“Zayıf bir temel üzerine inşa edilmiş bir ev her zaman zayıf kalacaktır ve aynısı öğrenme için de geçerlidir.”

 

 

 

Eğer daha hızlı öğrenmek istiyorsanız, Musk’ın önerilerine kulak verin ve stratejik yaklaşın. Bir şeyi hızlı öğrenmeyi amaçlıyorsanız ileri düzey konulardan değil, temel konulardan başlayabilirsiniz. Ve öğrendiğiniz şeyleri zaten sahip olduğunuz bilgilerle ilişkilendirmeye çalışın.

Kaynak.

Okumaya devam et

Girişimcilik

Mülakatlarda Sorulan “En Zayıf Yönünüz” Sorusuna Nasıl Cevap Vermeliyiz?

Yayınlandı

on

Yazar

Mülakatlarda sıklıkla karşılaşılan sorulardan biri, belki de en tehlikelisi:  “En zayıf yönünüz nedir?” Peki genellikle kendinizi ne kadar iyi tanıdığınızı anlamak için sorulan bu soruya ne tarz cevaplar verebiliriz? En zayıf yönünüzden bahsederken pozitif kalmaya, çözüme odaklanmaya ve dürüst olmaya dikkat etmeniz gerekiyor. Aşağıdaki üç yöntem bu soruyu sizin avantajınıza çevirecektir.


1) İş/Proje için gerekli olmayan özelliklerinizden bahsedin.

Bunun için öncelikle girmek istediğiniz pozisyonun gerektirdiği temel özellikleri iyi analiz etmeniz gerekiyor. Analiz yaptıktan sonra iş ile alakalı olmayan zayıf yönlerinizden dürüstçe bahsedebilirsiniz.

Örneğin; asistanlık başvurusu yaptığınız bir mülakatta birebir ilişkilerinizin ne kadar güçlü olduğunu vurgulayarak büyük gruplara sunum yapmakta zorluk çektiğinizden bahsedebilirsiniz.


2) Güçlendirdiğiniz yönlerinizden bahsedin.

Bu tehlikeli sorudan kaçınmanın bir diğer yolu da önceki çalışmanızda güçlendirdiğiniz yönlerinizi anlatmaktır. Bu sayede karşınızdaki kişiye zayıf yönleriniz olduğunu ancak gerekli olduğu durumlarla karşılaştığınızda onları geliştirebildiğiniz mesajını verirsiniz.

Örneğin; eskiden gelecek haftayı planlamak için son dakikayı beklerdim ancak önceden planlamanın daha etkili olduğunu fark ettim.


3) Olumsuz bir yön aslında başkalarına olumlu olarak gözükebilir.

Esasında pozitif olan bir yönünüzden olumsuzmuş gibi bahsedebilirsiniz.

Örneğin; yapılacaklar listesini bir an önce mükemmel bir şekilde tamamlamak istiyorsunuz diyelim. Bunu ifade etmek size projesini zamanında ve mükemmele yakın bir işle tamamlayan bir çalışan imajı çizecektir.

İşte birkaç cevap örneği:

* Bir proje üzerine çalışırken son teslim tarihine odaklanmam. Onun yerine projeyi daha erken bitirmeye çalışırım.
* Mükemmelliyetçi bir kişiliğim var ancak bunu avantaja çevirdim. Detaycı çalışmama rağmen işlerimi teslim tarihine yetiştirir ve çalışmamın doğru olduğundan emin olurum.
* Önceden bir işi tamamlamadan diğerine geçmezdim. Ancak aynı anda birden fazla proje üzerinde çalışmayı öğrendim ve bunun beni daha verimli ve yaratıcı yaptığını fark ettim.
* Planlı çalışmak iyi olduğum bir konu değil. Bu nedenle organizasyon becerilerime gerçekten yardımcı olan bir zaman yönetimi sistemi uygulamaya başladım.

Kaynak

Okumaya devam et

Girişimcilik

Hayatın Her Alanında Başarı ve Verimlilik İçin: 80/20 Pareto İlkesi

Yayınlandı

on

Yazar

İtalyan ekonomist ve sosyolog Vilfredo Frederico Damaso Pareto İtalya’daki arazilerin %80’inin, nüfusun %20’sine ait olduğunu öne sürer. İngiltere ekonomisinde servet ve gelir dağılımı üzerine çalışırken servetin %80’inin nüfusun %20’sine ait olduğunu görür. Kalite yönetimi alanında çok önemli eserler kalem alan Joseph Juran ise etkilerinin %80’inin etkenlerin %20’sinden kaynaklandığını söyler. Bunu ise Pareto İlkesi olarak adlandırır.

Pareto İlkesi’nin ortaya çıkışı ekonomi bazlıdır. Ancak gerçekte sadece ekonomide mi görürüz bu ilkeyi? Tabii ki hayır. Hayatımızın pek çok alanında bu ilkeyle karşılaşıyoruz. Örneğin vaktimizin yaklaşık %80’ini arkadaş çevremizin %20’si ile geçiririz. Yapılan bazı araştırmalara göre trafik kazalarının %80’i sürücülerin %20’si tarafından yapılır. Bu oran kesin olarak 80 ile 20 arasında olmak zorunda değil. Yine bu ilkeye uyan farklı rakamlarla aktarılan bir örnek vermem gerekirse dünya servetinin %86’sı toplumun %8’lik kısmının elindedir.

Ekonomide Pareto İlkesi

Vilfredo Pareto’nun yaptığı analiz neredeyse pek çok ülke için geçerliydi. Örneğin şu an dünyanın en zengin 10 insanını incelediğimizde ilk 3 kişinin servetlerinin toplamı diğer 7 kişinin servetleri toplamı kadar.

Marjinal Fayda ile bu ilkeyi ilişkilendirebiliriz. Bir üretim esnasında üretime katılan ilk işçiler çok daha fazla katkı sağlayacaktır. Tek başınıza bir iş yaptığınızı düşünün. Ortaya çıkan tüm ürün sizin eserinizdir. Bir de 200 kişilik bir ekiple aynı işi yaptığınızı düşünün. Bu durumda 200’de 1’lik bir katkınız olacaktır işe. Bunu göz önünde bulundurarak şunu söyleyebiliriz ki zamanla işçi sayısı arttıkça üretilen ürün miktarı eskisi gibi hızlı bir şekilde artış gösteremez.

Az Ama Verimli Çalışın

Neredeyse ilk yıllarımızdan itibaren acaba şu mu yoksa bu mu diyerek pek çok alanda eğitim gördük. Gördüğümüz eğitimlerde ise haddinden fazla belki de hayatımızın hiçbir noktasında işimize yaramayacak şeyler öğrendik. Bunlar ile Pareto İlkesi’nin ne alakası var? Lise ya da üniversite yıllarınızda sınavlara çalıştığınız günleri düşünün. Bazen günlerce uyumayıp tüm konuları sular seller gibi öğrenebilecekmişçesine çok çalışır insan. Örneğin 100 sayfasından sorumlu olduğu bir kitabın 90 sayfasını çok iyi öğrenir. Ancak o kalan 10 sayfaya pek önem vermez. Sınav anı geldiğinde ise soruların büyük çoğunluğunun o 10 sayfalık kısımdan geldiğini görür.

 

O 10 sayfalık kısmı görebilmek zor olabilir. Ancak imkansız değil. Kendi deneyimlerinizi, fikirlerine önem verdiğiniz kişilerden alacağınız önerileri kullanarak asıl yönelmeniz gereken yerleri bulabilirsiniz. Zamanınızı yaratıcı ve verimli işler için harcamaya özen gösterin.
Kendinize yeni hedefler koymaktan çekinmeyin. Ancak hedeflerinizi koyarken saplam adımlar atmanız gerektiğini unutmayın. Riskleri ve sorunları iyi analiz etmeye çalışın. En çok sorun çıkaran şeylere odaklanın. Eğer o sorunları çözebilirseniz sorunlarınızın yaklaşık %80’ini çözmüş olacaksınız.

Pareto İlkesi hakkında daha farklı şeyler öğrenmek isterseniz:

Doğru azınlığı bulabilmek:

Başarılı insanların daha verimli olabilme sırrı:

Kaynak.

Okumaya devam et

Girişimcilik

Dünyaca Tanınan 10 Başarılı İnsanın Sabah Rutini Nasıl?

Yayınlandı

on

Yazar

 

Uyanır uyanmaz gerçekleştirmeyi tercih ettiğimiz aktiviteler gününüzün geri kalanının şekillenmesinde büyük rol oynuyor. Bazı insanlar için erken uyanmak son derece enerjik hissettirirken, kimileri için zinde bir sabahın sırrı edilen sağlam bir kahvaltıdan geçiyor.

Bir kısmımız ise henüz kendisi için en verimli olan sabah rutinini henüz keşfedememiş olabilir. Güne nasıl daha motivasyon dolu başlayabileceğinizi belirlemenizde fayda sağlayabilmesi için alanında başarılı olan insanların birbirinden farklı sabah rutinlerine göz atabilirsiniz.

1) Richard Branson, Virgin Şirketler Grubu’nun CEO’su

Sabahları erken uyanarak yapılacak işler için ayrılan vaktinin daha nitelikli kılınabileceğini savunan Branson, sabah 5.00’te uyandıktan sonra aklını boşaltmak için önce meditasyon yapıyor. Ardından pozitif bir mod yakalayabilmek için ailesiyle vakit geçiriyor. Sabah rutinini bunlarla da bitirmiyor, motivasyon ve ilham kıvılcımları yakalamak için Bill Gates, Howard Schultz gibi insanların başarı hikayelerini okuyor.

 

2) Scott Adams, Dilbert Çizgi Romanlarının Yaratıcısı – Karikatürist

Günde dört saatten fazla uyumayı vakit kaybı olarak algılayan Adams, saat 05.00 gibi uyanıyor. Her sabah mutlaka kahvesi ve protein barını tüketiyor ve bu ikili eşliğinde yaratıcılığını tetikleyecek haberleri okumayı seviyor. Modunu düşüreceğinden endişelendiği için sabahları politik haberleri okumaktan kaçınıyor.

 

3) Kat Cole, Focus Brands’te Grup Yöneticisi

Afrika’da gerçekleşen insanlara yardım etme amacı taşıyan gönüllü çalışmasından beri temiz suya erişebilmenin büyük bir şans olduğuna inanan Cole, uyanır uyanmaz yaklaşık 709 ml su içmeyi alışkanlık haline getirmiş. Bu esnada ise dünyada neler olup bittiğini ve yatırım yaptığı startupların durumunu kontrol ediyor. Kahvesini evde hazırlamaktansa kahve dükkanında içmeyi tercih ediyor. Hava güzelse yürüyüşün ardından bir kahve dükkanında kahve içerken diğer insanların güne nasıl başladığını gözlemleyi seviyor.

 

4) Howard Schultz, Starbucks Kurucusu

Schultz, sabahları 04.30’da uyanıyor ve üç köpeğini yürüyüşe çıkarıyor. Eve döndükten sonra ise kendine koyu kavrulmuş Aged Sumatra kahvesini hazırlıyor. Starbucks CEO’sunun sabah rutininde kahvenin rol oynaması şaşırtıcı olmasa gerek.

 

5) Jack Dorsey, Twitter’ın Kurucusu

Enerjisi ile üretkenliğinin sabah rutinleştirdiği adımlara bağlı olduğunu düşünen Dorsey, 05.00’te uyandıktan sonra 30 dakika meditasyon ve 7 dakikadan üçer set egzersiz yapıyor. Ardından kafein ihtiyacını giderirken kahvaltı olarak soya sosunda kızartılmış iki adet yumurta yemeyi tercih ediyor.

 

6) Kara Goldin, Hint Water’ın CEO’su

05.30’da güne başlayan Goldin, maillerini kontrol edip aciliyeti olanları belirliyor. Zaman yönetimine önem verdiği için gün içindeki 12 saate dair yapılacakları ajanda üzerinden öncelik sırasına göre belirliyor. Daha sonra içtiği double lattesinin ardından zihnen dengelenmiş ve temizlenmiş hissedebilmek için tercihen bol oksijenli alanlarda daha çok kır kesimlerinde yürüyüşe çıkıyor.

 

7) Obie Mckenzie, BlackRock’ta Genel Müdür

Mckenzie, her sabah tam 84 dakikasını eşiyle sohbet ederek geçiriyor ve bunun onları tüm gün bağlı tuttuğunu söylüyor.

 

8) Arianna Huffington, The Huffington Post’un Kurucu Ortağı ve Baş Editörü

Alarmsız doğal bir şekilde uyanmanın güne en etkili başlama yolu olduğunu savunan Huffington, kendiliğinden güzelce uyanabilmek için vücudun yeterli miktarda uykuyu mutlaka alması gerektiğini söylüyor. Uyandıktan hemen sonra telefonunu kontrol etmiyor bunun yerine derin bir nefes almayı tercih ediyor. Kahvaltı insanı olmadığı için kahveyle güne başlayıp kahvaltılık öğünleri öğle yemeği olarak tercih ediyor.

 

9) Anna Wintour, Vogue’un Genel Yayın Yönetmeni

Vücüdunun adrenalin pompalamasını aktifleştirmek için 05.45’te tenis oynayarak güne başlıyor. Yaklaşık bir saat tenis oynadıktan sonra toplantılarını organize ediyor ve en geç 09.00’da ofisinde oluyor.

 

10) Steve Jobs, Apple Inc. Kurucu Ortağı

Jobs, ayna karşısında kendisine yönelik bir motivasyon konuşması yaparak güne başlıyor. Ardından kendisine şu soruyu yöneltiyor: “Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapacaklarımdan dolayı kendimi mutlu hisseder miydim?” Bu soruya çok nadiren hayır cevabını verdiğini de belirtiyor.

Okumaya devam et

Galeriler

80 Yaşındaki Adam Excel Kullanarak Muhteşem Resimler Yaptı (19 Resim)

Yayınlandı

on

Yazar

Japonya’dan 80 yaşındaki Tatsuo Horiuchi, inanılmaz çizim becerileri ile tüm dünyada biliniyor. Bununla birlikte, sanatı için kalem, kalem veya boya kullanmaz. Bunun yerine, Microsoft Excel’de şaheserler yaratıyor!

Yaklaşık 20 yıl önce, emekli olmadan önce Horiuchi, hayatında yeni bir meydan okumaya ihtiyacı olduğunu düşündü. Böylece resim yapmaya başladı. Ancak, sanat malzemelerine para harcamak istemiyordu; PC’sini kullanmaya karar verdi. Ama herhangi bir fantezi dijital çizim yazılımına da gitmedi ve Excel’i seçti.

Horiuchi’nin sanatından hoşlanıyorsanız, resimlerinden birini buradan web sitesinden sipariş edebilirsiniz Hızlı bir ‘merhaba’ demek veya ondan PC bilgeliğini sizinle paylaşmasını istiyorsanız, e-posta adresini de burada bulabilirsiniz. Bu arada, aşağı kaydırın, Horiuchi’nin resimlerinin tadını çıkarın ve yorumlarda hangilerinin en sevdiğinizi bize bildirin sevgili Pandalar!

Tatsuo Horiuchi yaklaşık 20 yıldır Microsoft Excel kullanarak resim yapıyor

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Bilgisayarında Japonya manzaraları çiziyor

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

İşte çalışma süreci böyle görünüyor

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Horiuchi 2000 yılında emekli olduktan sonra çizmeyi öğrenmeye başladı

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Sanat malzemeleri veya dijital yazılım almak istemiyordu. Böylece Excel’e yerleşti.

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

İşte resimlerinden biraz daha

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Fotoğrafçı: Tatsuo Horiuchi

Burada Horiuchi hakkında bir video izleyebilirsiniz

Horiuchi’nin örneği birçok insana ilham veriyor. Aklınızı ona koyarsanız her şeyin mümkün olduğunu gösterir (çoğumuzun Excel’in nasıl çalıştığını anlamak için sabrımız olduğundan şüpheliyim) ve yaşlandıkça yeni şeyler öğrenmeye devam etmeliyiz.

“Resmimin] hemen iyileşmesini beklemiyordum, bu yüzden 10 yıllık bir plan yaptım,” dedi Horiuchi AFP’ye.

“İlk 3 yıl boyunca ‘çizim’ üzerine yoğunlaştım ve Excel’de havuç ve Japon turp gibi sebzeler ve yabani ot gibi görülebilen her şeyi çizdim. Önümüzdeki 3 yıl boyunca bir resim yapmak için motifleri tek tek birleştirdim. ”

Excel sanat yolculuğuna başladıktan altı yıl sonra Horiuchi bir Excel Authoshape Sanat Yarışması’na başvurdu ve büyük ödülü kazandı. İşte o zaman yeteneklerinden dolayı insanlardan daha fazla ilgi görmeye başladı.

O zamandan beri, bir efsane haline geldi ve bazı eserleri yerel Gunma Sanat Müzesi tarafından bile satın alındı.

Japon sanatçı, Excel’i Microsoft Paint’e tercih ediyor çünkü daha fazla esneklik sunuyor, daha fazla işlevi var ve kullanımı daha kolay.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar