Connect with us

Haberler

Rusya’da anayasa değişikliği referandumuna ait internet sitesine siber saldırı

Rusya’da anayasa değişikliği için yapılan referandumun internet sitesine Singapur ve İngiltere’den siber saldırılar yapıldığı belirtildi.

Yayınlandı

on

Rusya Federasyonu Merkez Seçim Komisyonu’nun yaptığı açıklamada, anayasa değişikliği referandumuna ait internet sitesine Singapur ve İngiltere merkezli siber saldırıların yapıldığı belirtildi.

 

İnternet sitesi anayasa ve oy kullanma prosedürlerinde yapılacak değişiklikler hakkında bilgi içeriyor.

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Galeriler

Babası 5 Aylık Oğluna Rap Savaşında Meydan Okuyor, Bebeğin Kahkahası Mağlup Ediyor

Yayınlandı

on

Yazar

Haydi bu uzun haftayı  olumlu bir notla bitirelim, olur mu? Aslında, bu olay için gerçekten özel bir şey hazırlandı. Bu, bir baba ve 5 aylık oğlu arasında bir rap savaşı.

Temel olarak, Baltimore’dan B-doe adlı bir rapçi olan bu baba,  oğlu Quentin ile rap yapmaya karar verdi. Ve bu küçük fasulye henüz konuşamasa bile, oradaki en ölümcül silahı kullanarak savaşı kazanıyor:GÜLME.

Sadece devam et ve kendin gör.

Sadece bu ikisine bak!

Yani, bu küçük tatlıyı kim suçlayabilir? Cidden, babanla rap yapmaya çalışırken daha komik bir şey düşünebilir misin?

İyi haber — bu ikisi arasında yakalanan tek rap savaşı değil!

Okumaya devam et

Haberler

ABD’de el dezenfektanı içen 3 kişi öldü, 1 kişi kör oldu

ABD’de el dezenfektanı içen 3 kişinin hayatını kaybettiği, 1 kişinin kalıcı olarak kör olduğu ve 3 kişinin ise yoğun bakımda olduğu belirtildi.

Yayınlandı

on

Yazar

ABD’nin New Mexico eyaletinde el dezenfektanı içen 3 kişinin metanol zehirlenmesi sonucu öldüğü, 3 kişinin ise yoğun bakımda tedavilerinin sürdüğü bildirildi.

Eyaletin sağlık bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, dezenfektan içen bir kişinin ise kalıcı olarak kör olduğu ifade edildi.

New Mexico eyaleti Sağlık Bakanı Kathy Kunkel yaptığı açıklamada, “Metanol içeren bir el dezenfektanı içtiyseniz, lütfen tıbbi yardım alın. Metanol zehirlenmesi için bir panzehir kullanılabilir.

Abir kişiye ne kadar erken müdahale edilirse, iyileşme ihtimali o kadar artar” dedi. Yüksek miktarda metanol alınması, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, bulanık görme, kalıcı körlük, sinir sisteminde kalıcı hasara ya da ölüme neden olabiliyor.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump Nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen korona virüs bilgilendirme toplantısında, “Peki dezenfektanları vücuda enjekte edeceğimiz bir yol var mıdır? Belki de içimizde bir çeşit temizlik yapabiliriz.

Biliyorsunuz, virüs ciğerlere iniyor. Buna bir bakmak ilginç olabilir” açıklamasını yapmıştı. Trump, açıklaması nedeniyle gelen tepkiler sonrası bunun muhabirlere yönelik kinayeli bir soru olduğunu söylemişti.

Okumaya devam et

Haberler

George Floyd eylemleri: Gösteriler ne anlama geliyor, bundan sonra ne olacak?

Andre Vltchek’e göre ırkçılık sorunu ABD’nin temellerinde yatıyor ve ABD’de ırkçılık karşıtlığıyla sistem karşıtlığı aynı şeyi ifade ediyor. Donald Trump’ı ABD siyasetinde bir tür anomali olarak tanımlamak ise ‘tamamen ikiyüzlülük’.ABD Minneapolis’te George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan eylemler, ABD sınırlarını da aşarak dünya çapında yeni bir ırkçılık karşıtı dalga yarattı. Eylemlerin merkezi ABD’de protestocularla polis arasında yaşanan sert çatışmalar kadar, eylemlerin niteliği ve geleceğine ilişkin de çeşitli tartışmalar gündeme geldi. Protestolarla ilgili gündeme gelen ‘Eylemler ne anlama geliyor? ABD’de ırkçılık ne boyutta? Yaşanan çatışmaların tek suçlusu Trump yönetimi mi? Bundan sonra ne olacak?’ gibi soruları, gazeteci/yazar Andre Vltchek ile konuştuk. Vltchek, yaşanan ırkçılık sorununun öncelikle ABD’nin ‘temellerinde yattığını’ söyledi: ‘Yerli halkın soykırımı, kölelik, ırk ayrımcılığı ve nihayetinde emperyalizm ve neo-sömürgecilik.’ Vltchek, George Floyd cinayeti sonrasında yaşanan eylemlerle ilgili olarak ise, cinayetin ‘çoğu insan için bardağı taşıran son damla’ olduğunu belirtti ve “Ülke ‘patladı’. Ya da daha doğrusu, onlarca yıldır ezilen, sessiz ve aşağılanmış olanlar öfkelerini dile getirdi” ifadelerini kullandı. Öte yandan, “Eylemler ABD’de olumlu yönde bir değişikliğe yol açabilir mi?” sorusunu yanıtlayan Vltchek, ABD yönetim sisteminin ‘buna izin vermeyeceği’ görüşünde: “Devam eden protestolar, ABD’nin beyaz olmayan sakinlerinin ‘özgürlüğün kalesi’ olarak adlandıran ülkede yaşamak zorunda kaldıkları dehşete dikkat çekebilir. Ancak ülkeyi yöneten rejim hiçbir zaman temel veya ‘pozitif’ değişikliklere izin vermeyecektir.” Floyd cinayetinin ardından başlayan eylemlerle ilgili en çok tartışılan konulardan bir diğeri ise eylemlerin niteliği. Öne çıkan bir görüşe göre, eylemler yalnızca ‘ırkçılık karşıtı’ bir nitelik taşırken, bir diğer görüşe göre ise eylemler var olan sınıfsal çelişkileri de yansıtıyor. ‘ABD’de ırkçılık karşıtlığı, sistem karşıtlığıyla eş anlamlı’

Yayınlandı

on

Yazar

ABD Minneapolis’te George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan eylemler, ABD sınırlarını da aşarak dünya çapında yeni bir ırkçılık karşıtı dalga yarattı. Eylemlerin merkezi ABD’de protestocularla polis arasında yaşanan sert çatışmalar kadar, eylemlerin niteliği ve geleceğine ilişkin de çeşitli tartışmalar gündeme geldi. Protestolarla ilgili gündeme gelen ‘Eylemler ne anlama geliyor? ABD’de ırkçılık ne boyutta? Yaşanan çatışmaların tek suçlusu Trump yönetimi mi? Bundan sonra ne olacak?’ gibi soruları, gazeteci/yazar Andre Vltchek ile konuştuk. Vltchek, yaşanan ırkçılık sorununun öncelikle ABD’nin ‘temellerinde yattığını’ söyledi: ‘Yerli halkın soykırımı, kölelik, ırk ayrımcılığı ve nihayetinde emperyalizm ve neo-sömürgecilik.’ Vltchek, George Floyd cinayeti sonrasında yaşanan eylemlerle ilgili olarak ise, cinayetin ‘çoğu insan için bardağı taşıran son damla’ olduğunu belirtti ve “Ülke ‘patladı’. Ya da daha doğrusu, onlarca yıldır ezilen, sessiz ve aşağılanmış olanlar öfkelerini dile getirdi” ifadelerini kullandı. Öte yandan, “Eylemler ABD’de olumlu yönde bir değişikliğe yol açabilir mi?” sorusunu yanıtlayan Vltchek, ABD yönetim sisteminin ‘buna izin vermeyeceği’ görüşünde: “Devam eden protestolar, ABD’nin beyaz olmayan sakinlerinin ‘özgürlüğün kalesi’ olarak adlandıran ülkede yaşamak zorunda kaldıkları dehşete dikkat çekebilir. Ancak ülkeyi yöneten rejim hiçbir zaman temel veya ‘pozitif’ değişikliklere izin vermeyecektir.” Floyd cinayetinin ardından başlayan eylemlerle ilgili en çok tartışılan konulardan bir diğeri ise eylemlerin niteliği. Öne çıkan bir görüşe göre, eylemler yalnızca ‘ırkçılık karşıtı’ bir nitelik taşırken, bir diğer görüşe göre ise eylemler var olan sınıfsal çelişkileri de yansıtıyor. ‘ABD’de ırkçılık karşıtlığı, sistem karşıtlığıyla eş anlamlı’ Vltchek ise, Batı sisteminin ‘endemik olarak ırkçı’ olduğunu söyleyerek, ırkçılık karşıtı eylemlerin sistem karşıtlığıyla eşit olduğu düşüncesini dile getirdi: “Protestolar, özü itibarıyla ırkçılık karşıtıdır. Bunun yanında, bazı bireyler ve gruplar da ABD içindeki derin sınıf çelişkilerine dikkat çekmeye çalışıyor.Unutmayalım ki tüm Batı sistemi endemik olarak ırkçıdır, bu yüzden ‘ırkçılık karşıtlığı, ‘sistem karşıtlığı’ ile eş anlamlıdır. Şaşırtıcı ve cesaret verici bir şekilde, birçok protestocu şimdi sadece erkek ve kız kardeşleri için değil, tüm dünyadaki insanlar için, batılı yöneticiler tarafından ezilmiş olanlar için’ de adalet istiyor. Bu, genellikle bir ‘sömürgeci efendinin’ sağladığı ayrıcalıklardan yararlanan ve dünyamızın yapılandırılma biçiminde önemli değişiklikler istemeyen ABD beyaz orta sınıfından pek duymadığınız bir şeydir. Bu, bir bakıma, ‘İmparatorluk’ için yalnızca iki tanınabilir ırkın olduğu teorisini destekliyor: beyaz ve ‘öteki’. Ve şimdi Amerikan şehirlerinin sokaklarında olan şeyler de ırkçılıkla ilgili. Bu durum 500 yıldır böyleydi, ancak birçok batılı siyasi figür ve entelektüel bu gerçeği yüksek sesle dile getirmiyor.” Tek suçlu Trump mı? ABD’deki eylemler kadar, Trump yönetiminin eylemcilere ilişkin tavrı da tartışma konusu oldu. Ulusal Muhafızları şehirlere çağıran Trump, eylemlerin yayılmasından ‘aşırı sol’ ile ‘güçsüz demokrat belediye başkanlarını’ sorumlu tutarak gösterileri şimdiden seçim malzemesi haline getirmeye başladı. Bu durum ayrıca, ABD kamuoyundaki ‘Trump karşıtlığını’ da yükseltti. Ancak, yaşanan ırkçı cinayetler ve eylemcilere yönelik sert polis müdahalesinin sorumluluğu yalnızca Trump yönetiminin mi? Vltchek, bu soruyu ise şu şekilde yanıtladı:  “Donald Trump’ı ABD siyasetinde bir tür anomali olarak tanımlamak tamamen ikiyüzlülük. Obama’nın ölüm saçan dış politikası gerçekten daha mı iyi? Obama Afrikalı-Amerikalı insanların yaşamlarını iyileştirdi mi? Tabii ki hayır. Ya Clinton? Evet, hem Obama’nın hem de Clinton’un belli bir ‘cazibesi’ vardı ve bu tam da Avrupalıların sevdiği şeydi. Afrika ya da Orta Doğu’da masum milyonları öldürmek sorun değil. ABD Başkanları (Batı) etiketlerini, ‘sofra adabını’ bildiği sürece, geri kalan her şey affedilir. Tabii ki, Donald Trump veya George W. Bush gibi bireyler tehlikeli canavarlardır, ancak genel olarak eylemleri, kameraların önünde, çok daha uygun bir şekilde davrananlarla aynıdır. Sorduğunuz şey kolayca cevaplanabilir: ABD yönetimi altındaki protestoculara karşı ‘sert tutum’ alınacaktır. Vahşet, esas olarak Washington tarafından, ulusun doğumundan beri kullanılmaktadır. Yerli Amerikalılar soykırım olarak tanımlanabilecek cinayetlerle katledildi. İsyancı köleler tecavüze uğradı, işkence gördü ve öldürüldü. Savaşları protesto eden öğrencilere ateş açıldı ve öldürüldü. Ancak, şu anda olan şey kötü, korkunç, ama hiç de yeni değil.” ‘ABD ve Hong Kong’daki eylemler taban tabana zıt’ Floyd eylemleri aynı zamanda çeşitli Avrupa ülkelerine de yayılarak dünya çapında bir eylemlilik sürecini de beraberinde getirdi. Öte yandan, ‘Özgürlük’ ve ‘baskıya karşı direnme’ gibi sloganlarla düzenlenen eylemler, benzer sloganlar kullanıldığı için Hong Kong eylemlerine de benzetildi. Peki, ABD ile Çin arasında öne çıkan gerilim başlıklarından biri olan Hong Kong meselesi, ABD’deki George Floyd eylemlerine ne kadar benziyor? İkisi arasında bir paralellik kurulabilir mi? Vltchek’e göre bu iki eylemlilik süreci birbirine taban tabana zıt: “Durumu analiz etmek için haftalar geçirdiğim Hong Kong’da, çoğunlukla gençler İngiliz eğitim sistemi, Batı propagandası ve Avrupa ve ABD büyükelçiliklerinin ve örgütlerinin doğrudan katılımıyla raydan çıkmıştı. Dış güçlerin çıkarları açıktı: Çin liderliğini itibarsızlaştırmak ve mümkün olduğunca çok zarar vermek. Hong Kong’da patlak veren isyanlarda ‘kendiliğinden’ hiçbir şey olmadı. ABD’de ise, polis şiddeti ve George Floyd’un korkunç ölümü, ülkenin dört bir yanındaki sayısız topluluk ve şehirde içgüdüsel öfke patlamalarına yol açtı. Hong Kong’da, Pekin karşıtı isyanlar “Ya belli bir şekilde davranırsa ve kesinlikle meşru yasaları belirli bir şekilde kullanırsa?” gibi spekülasyonlara dayanırken, ABD’de yaşanan ‘korkular’ gerçek: Aşırı kalabalık cezaevleri, hayal edilemez polis vahşeti. Binlerce kişi polis tarafından vurularak öldürüldü, bunların çoğu da etnik azınlıklara mensup. ABD ve Avrupa soykırımlar yaratıyor ya da en azından destekliyor. Çin ise hastaneler, okullar, demiryolları, otoyollar ve fabrikalar inşa ediyor. Hangi sistemin daha korkunç olduğu açık. Ve gezegenimizin buna isyan etmesi gerekiyor.” Bundan sonra ne olacak? George Floyd eylemlerinde ‘Bundan sonra ne olacağına ilişkin’ öngörülerde bulunan Vltchek, ABD ile Avrupa’nın ‘isyanı önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapacaklarını’ vurgulayarak şunları söyledi: “Protestolar, kimlerin katılacağına ve kimlerin harekete geçeceğine bağlı olarak sönebilir veya devam edebilir. George Floyd’un korkunç ölümü, hem çok gerçek, hem de semboliktir. Geçenlerde yazdığım ‘ABD tarafından ezilen Dünya nefes alamıyor: Soykırım ve kölelik üzerine’ başlıklı makalemde belirttiğim gibi, Minneapolis’teki cinayet, büyük bir uluslararası sorun haline geldi ve batı emperyalizmine karşı küresel bir ayaklanmayı tetikleyebileceği anlaşılıyor. Elbette, ABD ve Avrupa isyanı önemsizleştirmek için ellerinden geleni yapacaklar. Vatandaşlarının birçoğu şu anda ‘Barış’, ‘Aşk’ ve ‘Irk önemli değil’ gibi sözleri konuşuyor ve yazıyor. Tabii ki, iktidar ırkı ve iktidar kültürü için en çok arzu edilen sonuç statükonun korunmasıdır: İnsanlar protesto ederler, sonra evlerine dönerler ve her şey eskisi gibi kalır. Siyahlar eziyet görmeye devam ederler, ‘Beyaz olmayan dünya’ itaatkar koşullarda yaşamak zorunda kalır. Milyonlarca insan ölmeye devam eder ve böylece ayrıcalıklı olanlar şanslı hayatlarını yaşarlar. Beyaz Batılı güçlerin gezegenimizin geri kalanını bir toplama kampına çevirdiği 500 yılı aşkın tarih, halının altına süpürülüyor ve tamamen sansürleniyor. Ancak bir gün, dünyanın bu tür düzenlemeleri çökecek. Bir gün; ya çok yakında, şu anda tanık olduğumuz şeyin bir sonucu olarak ya da çok uzak olmayan bir gelecekte. Çünkü böyle bir ‘düzenleme’ ahlaki açıdan yanlış ve sürdürülemez. Devrim Batı’dan gelmeyecek. Batılı ‘sözde Sol’dan bile değil. Batı solu şimdi komplo teorilerinde, Soros ve diğerlerini ‘Afro-Amerikan isyanlarını finanse ettikleri için’ suçluyor. Devrim dışarıdan gelecek – ezilen dünyadan. Ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki azınlıklar katılacak, çünkü bunlar Gezegenimizin hem ‘dış’ hem de ‘ezilen’ bölümünün bir parçası.” Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, Sputnik’in görüşlerini yansıtmayabilir.

Okumaya devam et

Haberler

Facebook kaynıyor!

Sosyal medya devi Facebook’un, Twitter’dan farklı olarak, ABD Başkanı Trump’ın tartışmalı paylaşımlarına müdahale etmeme kararı alması çalışanlarını kızdırdı. Pazartesi günü çalışanların iş bırakma eyleminde bulunması üzerine bir video konferans düzenleyen Facebook CEO’su Mark Zuckerberg ise detaylı incelemelerden sonra Trump’ın paylaşımlarına müdahale etmeye gerek olmadığına karar verdiklerini belirtti. Bu açıklama çalışanların tepki göstermesine yol açtı

Yayınlandı

on

Yazar

Sosyal medya platformu Twitter’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın tweetlerine ‘şiddeti yüceltiyor’ uyarısı koymasının ardından başlayan tartışmalar Facebook’da bir iç çatışmaya neden oldu.

Facebook Kurucu ve CEO’su Mark Zuckerberg, Twitter’ın attığı bu adımın ardından şirketinin Trump’ın mesajlarına müdahale etmeyeceğini açıklamıştı.

Bunun üzerine Zuckerberg’in yanlış bir karar aldığını düşünen birçok Facebook çalışanı pazartesi günü iş bırakma eylemi düzenledi.

DETAYLI İNCELEME YAPILDI

Bu eylem ise Zuckerberg’e geri adım attırmadı. Zuckerberg çalışanlarıyla gerçekleştirdiği video konferansta detaylı incelemeler sonucu Facebook’un Trump’ın mesajlarına müdahale etmek için bir neden bulmadığını vurguladı.

Zuckerberg’in bu duruşu bazı Facebook çalışanlarını daha da sinirlendirdi. Facebook’ta arayüz mühendisi olarak görev yapan Brandon Dail konuyla ilgili Twitter üzerinden yayımladığı mesajında “Yönetim kadrosunun yanımızda olmadığı çok açık” ifadelerini kullandı.

‘YAĞMA BAŞLARSA ATEŞ EDİLMEYE BAŞLANIR’

Geçtiğimiz hafta Trump, ABD’de yaşanan protestolarla ilgili attığı tweetinde “Yağma başlarsa, ateş edilmeye başlanır” ifadelerini kullanmıştı. Twitter söz konusu uyarıyı bu tweet için kullandı. Facebook ise platformunda yayımlanan aynı mesaja müdahale etmeme kararı aldı.

Bunun üzerine bazı Facebook çalışanları tepki olarak istifa etti. İstifa dedenlerden yazılım mühendisi Timothy Aveni bu kararıyla ilgili olarak “Mark her zaman şiddete teşvik eden paylaşımların kırmızı çizgisi olduğunu söylüyordu. Cuma günü bize bunun bir yalan olduğunu gösterdi. Facebook Trump’ın paylaşımlarına karşı harekete geçmemek için mazeret üzerine mazeret üretmeye devam edecek” açıklamasında bulundu.

 

Okumaya devam et

Haberler

Türkiye’de Basın Özgürlüğü: ‘Tutuklu Gazeteci Sayısında Çin’den Sonra İkinciyiz’

Yayınlandı

on

Yazar

Basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 154’üncü olan Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısında da Çin’den sonra ikinci sırada olduğu belirtiliyor. Dışarıdaki gazeteciler de soruşturma, dava hatta fiziki saldırılara maruz kalıyor. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününde meslek örgütlerinin paylaştığı raporlar Türkiye’de basını için hiç de iç açıcı bir tablo sunmuyor.

Türkiye basın özgürlüğü listesinde 154. sırada

Türkiye basın özgürlüğü listesinde 154. sırada

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün, dünyadaki 180 ülkede basın özgürlüğünün durumunu incelediği 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye basın özgürlüğünde 154’üncü sırada bulunuyor.

Türkiye tutuklu gazeteci listesinde Çin’den sonra ikinci sırada

Türkiye tutuklu gazeteci listesinde Çin’den sonra ikinci sırada

Türkiye Gazeteciler Sendikası’na (TGS) göre ise şu anda 85 gazeteci ve medya çalışanı cezaevlerinde bulunuyor.

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden yapılan açıklamada “Sadece haber yaptıkları için cezaevine konulan gazeteci sayısının günden güne arttığı Türkiye, tutuklu gazeteci listesinde de Çin’den sonra ikinci sırada.” denildi.

Bir yılda 103 gazeteci, 108 kez gözaltına alındı

Bir yılda 103 gazeteci, 108 kez gözaltına alındı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) 1 Nisan 2019 – 1 Nisan 2020 döneminde medya özgürlüğüne yönelik ihlâlleri şöyle sıraladı:

  • ‘Yargı Reformu’na rağmen 85 gazeteci hâlâ hapiste (1 Nisan 2020 itibarıyla bu sayı 86’ydı).
  • Son bir yılda 103 gazeteci, 108 kez gözaltına alındı.
  • Gazeteciler en az 239 günü gözaltında geçirdi.
  • Son bir yılda 28 gazeteci cezaevine girdi.
  • Bu gazetecilerden 9’u hâlâ tahliye edilmedi.
  • 6 gazeteci, iddianame hazırlanmasını bekliyor.
  • 11 gazeteci gözaltındayken darp edildiğini beyan etti.
  • 2 gazeteci çıplak aramaya maruz kaldığını bildirdi.
  • Son bir yılda gazetecilere en az 76 yeni soruşturma açıldı.
  • Gazetecilerin sanık veya davalı olduğu en az 166 yargılama yapıldı.
  • 48 gazeteci beraat etti.
  • Gazeteciler toplamda en az 178 yıl 6 ay 9 gün hapis cezasına çarptırıldılar.
  • Gazeteciler aleyhine en az 148.380 TL tutarında adli para cezası verildi.
  • Son bir yılda en az 37 gazeteci fiziki saldırıya maruz kaldı.
  • Fiziki saldırıya uğrayanların 23’ü ulusal, 14’ü yerel medya çalışanı.
  • Son bir yılda RTÜK’ten medyaya 20 idari yaptırım kararı çıktı.
  • RTÜK toplamda 16 defa yayın durdurdu.
  • RTÜK ayrıca medyaya 1.033.864,00 TL idari para cezası kesti.
  • TGS anketine göre gazetecilerin yüzde 80,8’i sansüre uğradığını düşünüyor, yüzde 78,7’si otosansür uyguladığını belirtiyor.
  • TGS verilerine göre medya sektöründe işsizlik oranı yüzde 25-30 arasında.

Haberlere sansür, haber sitelerine erişim engeli

Haberlere sansür, haber sitelerine erişim engeli

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2020 yılına ilişkin raporunda Türkiye’de internet medyasına yönelik sansürün arttığı da belirtildi.

Raporda RSF’in ortak kuruluşu Bianet’in verilerine göre 2019 yılında en az 586 haberin internette sansürlendiği vurgulandı.

Erişime engellenen haber sitelerinin sayısı da her geçen gün artıyor.

En son engellenen haber siteleri OdaTV ve Independent Türkçe oldu 👇

Odatv Haber Sitesine Erişim Engeli Getirildi

Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve gazeteci Hülya Kılınç’ın tutuklanmasının ardından Odatv’ye erişim engeli getirildi.

10 yılda 600’den fazla yayın yasağı

10 yılda 600'den fazla yayın yasağı

Öte yandan Türkiye’de son 10 yılda kamuoyunu ilgilendiren olaylarda 600’ü aşkın yayın yasağı getirildi.

DW Türkçe’den Defne Altıok’un haberine göre mahkemeler aracılığıyla getirilen bu yasakların sayısı 2010’da dört iken 2015’te 37’ye, 2018’de ise rekor kırarak 164’e ulaştı.

Sadece 2020’nin ilk dört ayında alınan ve RTÜK’ün internet sitesinde belirtilen yasaklar ise 40’a yakın.

Bianet’in son 3 aya ilişkin raporu ise şöyle 👇

kaynak:Onedio

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar