Connect with us

Girişimcilik

TEDx’in Yapımcısından Öneriler: Mükemmel Bir Konuşma Yapmak İçin 6 Kural

Yayınlandı

on

tedx

Hepimiz daha iyi bir konuşmacı olmak istiyoruz. TEDx konuşmacılarına hayran oluyoruz ve bazen içten içe onlardan biri olmanın hayallerini kuruyoruz.

TEDx yönetici yapımcısı Tricia Brouk, bizler için daha bir konuşmacı olma sırlarını ve bir gün kendi TED Talk’umuzu nasıl yapabileceğimizi açıklıyor. İnsanların daha iyi konuşmacı olmalarına yardımcı olacak çok şey biliyor.

Tricia’ya göre iyi bir konuşmacı olabilmek için yapmamız gereken 6 şey ve TEDx konuşmacısı olabilmemiz için bazı ipuçları:


1) Her zaman izleyicinin zamanını ve dikkatini kazanın.

Göz teması kurun. Gülümseyin. Kendinize güvendiğinizi gösterin.

Fikirlerinizin onları etkilemesine izin verin.

Seyircinin zamanını ve dikkatini kazanmaya odaklanın böylece onlar da sizinkini kazanmak isteyeceklerdir.


2) Her zaman tutkulu olduğunuz bir fikri bulun ama aynı zamanda da güvenilir olduğunuzdan emin olun.

İlerleme kaydetmek istiyorsanız en önemli şey tutkulu olduğunuz ve güvenilir olacağınız bir fikre sahip olmaktır.

Konuşmayı sevdiğiniz bir fikriniz varsa, güvenilir olmanız önemlidir. Önemsemek yeterli değildir. Konuştuğunuz konuda otoritenizi kurmalısınız -eğitim, araştırma veya deneyimleriniz ile.

Konu her ne ise, güvenilir olmalısınız – aksi halde neden sizi dinlesinler ki?


3) Bir konu seçmeden önce, daima iki soruyu cevaplayın: Bu konu neden sizin için önemli ve neden dünya için önemli?

Konunuz yalnızca sizin için önemliyse dinleyiciler onunla ilişki kuramaz.

Örneğin, TEDx Lincoln Meydanı’ndaki konuşmacılardan birinin annesi ve erkek kardeşi bir Noel arifesinde öldürüldü ve konuşması affetmeyle ilgiliydi. Bu onun için önemliydi.

Birçoğumuz, bir aile ferdimizin öldürülmesi olayını yaşamamışızdır. Ama birini affetmek hepimizin dikkatini çeken bir konu. Konuşması, benzersiz deneyimi ve hepimizin paylaştığı daha geniş bir deneyim arasındaki noktaları birbirine bağladı: Hepimiz hayatlarımızı affedicilik yoluyla nasıl değiştirebiliriz?

Dinleyicileriniz kendilerini sizin konuşmanızda görebilmeli. Aksi halde sözleriniz sadece bilgi olacaktır, etkisi olmayan bilgiler.


4) Her zaman sahip olacağınız deneyimi prova edin.

Yapabileceğiniz en kötü şey bir aynanın karşısında yalnız prova yapmaktır. Sunuma hazır olduğunuzu düşüneceksiniz ama bir izleyicinin önüne geldiğiniz anda vücudunuz size ihanet edecek: Avuçlarınız terleyecek, midenizde kelebekler uçuşacak ve her şeyi düşünmeye başlayacaksınız. En kötüsü de ne söylemeyi planladığınızı unutacaksınız.

Kendinizi hafif strese maruz bırakarak başlayın. Konuşmanızı ailenize yapın. Sonra stresi biraz arttırın, bazı arkadaşlarınıza yapın. Ve sonrasında meslektaşlarınıza konuşmanızı yapın.

Çok sık ve çok fazla insanla prova yapamazsınız. Ne kadar fazla prova yaparsanız, yanlış giden şeyler o kadar artar. Yanlış giden şeylerle başa çıkmaya hazır olduğunuzda konuşmanıza hazır sayılırsınız. Ve daha az gergin olursunuz çünkü insanların önünde konuşma stresine alışmış olursunuz.

Bunu şu şekilde düşünün: İzleyici, konuşma yaparken sizi görmek istemiyor. Konuşmalarınız için yaptığınız sayısız çalışmanın sonucunu görmek istiyor.


5) Konuşmanızı her zaman bir sohbet şeklinde gerçekleştirin.

Konuşmanız kulağa bir senaryo ya da kitap gibi geliyorsa, dinleyiciniz bunu okuyabilir de. Sunumunuz bir sohbet şeklinde olmalı: bir bakış açısına ve tarzına sahip olan biriyle sohbet gibi.

Bu yüzden kişiliğinizi güçlendirin. Sesinizi güçlendirin. Komikseniz mizahı kullanın. Komik değilseniz ise olmaya çalışmayın.

“Konuşmacı” gibi konuşmaya çalışmayın. Kendiniz gibi davranın.


6) Daima hareket gücünü kullanın.

Kelimeler önemlidir, ancak hareket de aynı şekilde önemlidir. Beden dili, vermeye çalıştığınız mesajı karşıya iletmede büyük önem taşır.

Kendinizi videoya çekin. Ya da sizi doğru eleştirecek kişilerin önünde prova yapın. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız bunu bilmeli ve düzeltmelisiniz.


İyi bir konuşmacı olmak istiyorsanız sahnede tek olmaktan, risk almaktan ve hatalarınızdan ders almaktan korkmayın. Geri bildirimlerden çekinmeyin. Bir konuşmacı için geri bildirim her şeydir.

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Girişimcilik

Adobe’a Göre İş Mülakatlarında Başarıya Ulaşmak İçin Günümüzde Sahip Olmanız Gereken 5 Özellik

Yayınlandı

on

Yazar

Adobe geçtiğimiz haftalarda bir araştırma yaptı ve bu araştırmaya göre, gelecekte yaratıcı temelli beceriler en belirleyici etkenler arasında olacak.

Mülakatlarda fark edilen en büyük açıklardan birinin kişinin özgeçmişinde belirttiği yaratıcı ve sosyal becerilerin çalışanlar tarafından işe yansıtılmaması.

Creative Cloud başkan yardımcısı Mala Sharma:

“Açıkçası, kuruluşların farkına vardıkları ihtiyaçlar arasında yaratıcılık açığı olarak adlandırdığımız şey var. Adobe açısından bakarsam; yaratıcılığın, yarının iş gücünde süper güç olduğuna inanıyoruz. Geçen yıl Kai-fu Lee (teknoloji yöneticisi), yapay zekanın gelecek 15 yılda içinde iş alanlarının yüzde 40’ını nasıl değiştireceğini açıkladı ancak yaratıcı işler, insanlar için daha güvenilir.”


2 Milyon İş İlanının En Az %71’inde Aranan 5 Beceri Bulundu

18 farklı kategoriden 2 milyon başvuru incelendi ve en çok aranan beceriler listesi ortaya çıktı.

1) Karmaşık Problem Çözebilme

2) Yaratıcılık

3) Eleştirel Düşünce

4) İnsan Yönetimi

5) Diğer Çalışanlarla Uyum Sağlamak

Dikkat edileceği üzere yukarıdaki özellikler yazım kuralları ya da işin teknik becerilerine hakim olma gibi kolay ölçülebilir özellikler değil.

Mala Sharma bu tabloyu şöyle özetliyor:

 “Çoğunluk bu becerileri arıyor ancak insanlar özgeçmişlerin çoğunda onları beceri olarak tanımlamıyor. Bireyler olarak daha çok niteliklerimize veya eğitimlerimize odaklanma eğilimindeyiz” diyor. Yaratıcı beceriler, daha çok “yaratıcı” görevlerle ilişkilendirilemeyen veri bilimi, hemşirelik, sosyal hizmet, bilgi güvenliği, inşaat ve pazarlama gibi kategorilerde aranıyor ve bulunamıyor.”


Bu Becerilerin Eğitimine Verilen Önem Her Geçen Gün Artıyor

Adobe’un global eğitim programlarının başkanı ve ingilizce öğretmeni Tacy Trowbridge, Adobe’un NASA ve Royal Shakespeare gibi şirketlerle ortaklık yaptığını söylüyor.

Bu noktadan amaç 700 bin öğretmeni, öğrencilere yaratıcı yaklaşımla problem çözmeyi nasıl öğretebileceklerine ilişkin kaynaklara bağlayan online eğitim modelleri hakkında bilgilendirmek.

Trowbridge, proje temelli bir yaklaşım, iş birliği, iletişim ve yaratıcı problem çözme yeteneği büyük bir fark oluşturabilir.

Bu yeteneklerin sadece CV’lerde yazılması ama gerçek hayatta karşılanmaması artık işe alım süreçlerinde fark edilir bir duruma geldi. Bu yüzden bu becerileri nasıl kullandığınızı anlatmak, bir aday olarak öne çıkmanızı sağlayacaktır.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Disiplin ve Adanmışlık: Amazon’un Kurucusu Jeff Bezos’un İlham Veren Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

Dünyanın en zengin insanı, dijital bir devin kurucusu ve inek bir öğrenci. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un hayatı hiçbir şeyin kolay gerçekleşmeyeceğini, hayatta hedeflere ulaşmak için çok çalışmak ve risk almak gerektiğini anlatıyor. Düzenli bir hayat yaşarken, bir anda bu düzeni elinin tersiyle itip fırsatları kovalayan bir girişimcinin, dijital dünyanın efsanesinin hikayesine yakından bakalım.

Merak dolu bir çocukluk geçirdi. Öyle ki başka gezegenlere gitmenin hayalini kuruyordu.


Biyolojik babasını hiç tanımadı.

Annesi ve üvey babası Mike Bezos tarafından büyütüldü.


Annesi ve üvey babası Jeff’in dünyaya karşı çok büyük bir merak beslediğini ve onun özel olduğunu fark etti.

3 yaşındayken, normal bir yatakta yatmak istediği için beşiğini bir tornavidayla ayırdı.


Jeff lisedeyken kendisini “inek öğrenci” olarak tanımlıyordu.

Star Trek’i herhangi bir spor branşına tercih ediyordu.


Princeton’dan mühendislik ve bilgisayar bilimi bölümlerinden mezun oldu.


Wall Street’te çalışmaya başladı ve kariyer basamaklarını hızla tırmandı.

2 sene içerisinde kıdemli asbaşkan oldu.


Jeff bir gün, internet teknolojilerinin bir yılda %2300 büyüdüğü haberini okudu.

Ve aniden yükselen bu yeni teknoloji konusunda çalışma kararı aldı.

“İş hayatında en tehlikeli şey evrimleşmemektir. Yapmamız gereken her zaman geleceğe bakıp geleceğe evrilmek.”


Başarma şansının %30 olduğunu bile bile kendi rahat işinden ayrıldı ve yakın çevresinden borç aldı.

Çevresindeki insanlar Jeff’in kendisine inanıyordu, başarma ihtimali düşük olan iş planına değil. Bu yüzden kendisine yatırım yaptılar.

“Başarısız olsam dahi pişman olmayacağımı biliyordum. Denemeseydim, bu en büyük pişmanlığım olacaktı.”


Eşiyle Seattle’a taşındı ve garajında Amazon.com adlı internet sitesini kurdu.


Bir kitap kurdu olduğu için, öncelikle kitap satma kararı aldı.

Kitap satmayı kendisi için başarı ihtimali en yüksek olan seçenek olarak gördü.

“Zor şeyleri başararak itibarınızı arttırırsınız.”


Düşük beklentilere rağmen Amazon henüz ilk ayında dünyanın dört bir yanında siparişler almaya başladı.


Birkaç yıl içinde ise Amazon dünyanın en büyük online kitap satıcısı oldu.


“Dot-com Balonu Krizi” ortaya çıktığında, analistler Amazon’un piyasadan silineceğini öngörmüştü.


Jeff’in Amazon’a inancı tamdı, risk alarak verdiği hizmeti ve ürünleri ikiye katlamayı tercih etti.

E-kitap okuyucu, video yayını ve bulut hizmeti vermeye başladı. Büyük riskti, ama işe yaradı.


Ve Amazon dünyanın en büyük internet şirketine dönüştü.

Her yıl, yüzlerce milyarlık ürün satışı yapmaya devam etti.


Gerektiğinde risk alışı, fikirlerine bağlılığı ve disiplini Jeff Bezos’u birçok sektörde devleştirdi ve efsaneleştirdi. 2017 Yılında ise 150 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanı oldu.

“Sonuçta biz, yaptığımız seçimleriz. Kendi harika hikâyenizi oluşturun.”

Okumaya devam et

Gerçek mi?

50 Dolarla Nike’ı Kuran Adam Phil Knight’ın Etkileyici Serüveni

Yayınlandı

on

Yazar

Phil Knight, bugün spor ayakkabı denilince ilk akla gelen markalardan birinin kurucusu. Nike’ı kurmak onun için hiç de kolay olmadı. Başlangıçta elinde sadece 50 doları ve hayalleri vardı.

1962 yılında Stanford Business School’da bir ödev hazırlarken birdenbire aklına Japonya’dan ayakkabı ithal etme fikri geldi.

Okulu bitirdiğinde işe, fikrinin çılgınca olmadığına dair babasını ikna etmekle başladı.

Japonya’ya gitmesiyle serüven başladı. Koşu ayakkabısı üreten Onitsuka Şirketi’ne gitti ve onlara tamamen kendisinin hayal ürünü olan “Blue Ribbon” şirketi adına çalıştığını söyledi ve istediğini aldı!

Zorlayıcı ve ikna edici bir konuşmanın ardından Onitsuka, Phil Knight’ın hayali şirketine ABD piyasası için distribütörlük hakkını verdi.

Fakat bunun karşılığında Knight’ın 50 dolara ihtiyacı vardı. İkna ettiği babasından 50 doları istedi. Nike artık doğmak için hazırdı.

1964 yılına geldiğinde Onitsuka’dan beklediği ilk ayakkabıları geldi. Knight, ayakkabıları koşu antrenörü olan Bill Bowerman’a gönderdi. Tek umudu Bowerman’ın takım için birkaç ayakkabı satın almasaydı. Çok daha iyisi oldu!

Bill Bowerman bu hayali şirkete ortak olmak olmuştu.

En nihayetinde hayali şirketi gerçek olmuştu.

Blue Ribbon Sports önce arabasının bagajında faaliyetteydi. 1966 yılında ise parekende satış yapabileceği bir dükkanı vardı.

Phil Knight, batı kıyısındaki tüm koşu takımlarına ulaşmak istiyordu. Satış stratejisi ise basit fakat etkiliydi. Ayakkabıları deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satıyordu.

Satışlar artıyordu, 1966 yılını 84 bin dolar satışla kapatmıştı. Tam bu süreçte ezeli rakibi olan Adidas’la tanışmış ve onu kafaya takmıştı. Rekabet başlıyordu.

1968’e gelindiğinde her şey yolundaydı. Fakat Onitsuka, yeni bir anlaşma için Blue Ribbon Sports’u görmek istedi.

Ofis onları pek tatmin etmemişti. Satışlar gördükleri manzaraya göre fazla iyiydi. Phil Knight 5 yıllık bir anlaşma için kolları sıvamıştı ama onlardan 3 yıllık anlaşma alabildi. Ve bu Knight için bir dönüm noktası olmuştu.

Phil Knight, Onitsuka’ya alternatif olması için Nike markasını yarattı. Sonunda Onitsuka ile yollarını ayırmaya ve kendi kanatları ile uçmaya karar verdi.

Nike markası adı altında da satışları gayet iyi gidiyordu fakat bir yandan da tedarikçisi Onitsuka ile sorunlar yaşamaya devam ediyordu ve kendi yolunu çizmeye karar verdi.

Birtakım zorluklar yaşadı. Ama asla pes etmedi. Markası için gerçek bir savaşçı gibi savaştı. 1974’te yıl sonunda satışlar 8 milyon dolara gelmişti.

1974 yılında Phil Knight başına gelen tüm maddi sıkıntılara rağmen ayakta kalmaya devam ediyordu. Aynı zamanda Onitsuka ile yolları ayırdığı için tedarikçi zorluğu da çekiyordu. Ama başarının kokusunu almaya başlamıştı.

Tüm maddi problemler aşıldıktan sonra Phil, nasıl bir marka yaratmak istediğine odaklanmıştı. Markanın kesinlikle büyük ve güçlü aynı zamanda da kârlı, yenilikçi ve verimli olsun istiyordu.

O zamanlar spor ayakkabı onun için sadece sporcuların giydiği bir ürün değil günlük hayatta da insanların kullanabileceği bir ürün olmalıydı. Markasını bu yönde hazırlamalıydı.

1976 yılına gelindiğinde Nike’ın ayakkabıları sadece sporcular tarafından değil herkes tarafından beğenildi. Satışlar inanılmazdı.

Nike, artık bir markadan daha fazlasıydı.

Knight’ın girişimcilere tavsiyesi ise şu:

“Birçok zorluğa ve beklenmedik gelişmelere karşı hazırlıklı olun.“

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Hindistan’da 2 Odalı Bir Evde Doğan Google CEO’su Sundar Pichai’nin Öyküsü

Yayınlandı

on

Yazar

Tam adı Pichai Sundararajan. 1972 yılında Hindistan’da doğdu ve 2015 yılından beri Google’ın CEO’su olarak görev yapıyor. Ana vatanı Hindistan’da bir kahraman olarak görülüyor. Delhi Üniversitesi öğrencileri ile yaptığı bir söyleşide kendisine “Sen bizim yapmayı hayal ettiğimiz şeyleri yaptın.” denilmesinden anlıyoruz bu hayranlığı. Evli ve iki çocuk babası olan Pichai çalışkanlığı ve yenilikçi fikirleriyle kendisine sıfırdan bir kariyer çizmiş.

Pichai, Hindistan’ın Chennai şehrinde büyüdü. Babası elektrik mühendisi ve annesi çocuk sahibi olmadan önce stenograflık yapıyordu.

Stenografi, alfabeyi, noktalama işaretlerini ve kelimeleri semboller ve kısaltmalarla yazma sistemi.

Ailesinin durumu çok iyi olmayan Pichai, doğduğu 2 odalı dairelerinin oturma odasında küçük kardeşiyle birlikte uyuyordu.

Durumları iyi olmadığından, küçüklüğünde hiç arabayla yolculuk yapmadı ve televizyon seyretmedi.

Pichai’nin her zaman sayıları hatırlamak konusunda yeteneği vardı. Ailesi bunu, telefonlarında çevirdiği her numarayı hatırladığını gördüğünde fark etti.

Kendisi, arada sırada da olsa hala bu ezber yeteneğini toplantılarda kullanarak meslektaşlarının ilgisini topluyor.

Bilgisayarlar ile ilgilenmeye başladıktan sonra Hindistan Kharagpur Teknoloji Enstitüsü’nde Metalürji Mühendisliği okumaya başladı. Burada gösterdiği başarı ise kendisine Stanford’dan burs kazandırdı.

Bu arada, yazdığı ilk program bir satranç oyunuydu.

Kaliforniya’ya taşınmak onun için büyük bir sıçrayıştı.

Kendisi bir röportajında şöyle diyor:

“Teknolojiyi her zaman çok sevdim. Her zaman Silikon Vadisi’nde olma hayalim vardı. Küçüklüğümde Silikon Vadisi hakkında şeyler okur, amcamdan hikayeler dinlerdim.”

Ancak Amerika’ya gittiğinde her şeyin çok pahalı olduğunu gördü. Aynı zamanda, kız arkadaşı Anjali’yi de çok özlüyordu.

Spoiler Alert: Anjali ve Pichai sonrasında evleniyorlar, biri kız biri erkek, iki çocukları oluyor.

Ailesinin tüm birikimini kullanarak Yüksek Lisans eğitimi almaya giden Pichai, Stanford’daki eğitimini tamamlayamadı ve Pensilvanya Üniversitesi’nin Wharton MBA programına dahil oldu.

MBA’inden sonra ise ünlü bir danışmanlık şirketi olan McKinsey’de görev aldı.

1 Nisan 2004’te Google’ın merkezi olarak bilinen Googleplex’e mülakata gitti ve Google’ın arama çubuğu üzerinde çalışmalar yapmaya başladı.

Aynı gün Google, Gmail’in tanıtımını yapmıştı. Pichai dahil herkes insanların birbirlerine ücretsiz e-postalar gönderilmesinin Google’ın yaptığı şakalardan biri olduğunu düşünmüştü.

2006 yılında Microsoft Internet Explorer için varsayılan arama motoru olarak Bing’i duyurduğunda kıyamet senaryoları yazılmaya başlanmıştı.

Pichai, bilgisayar üreticilerini bu değişimin etkilerini azaltması için Google Araç Çubuğu donanımlarını kurmaya ikna etti.

Microsoft’un yarattığı bu problem Pichai’nin ilk başarılarından birini elde etmesine yardımcı oldu.

Kurucu ortaklar Larry Page ve Sergey Brin’i Google’ın kendi tarayıcısını inşaa etmesi gerektiğine ikna etti. Ve sonuç, Chrome: Bugün en çok kullanılan ve benim şuan bu içeriği yazdığım tarayıcı…

Pichai, bir lider olarak her zaman sevilen ve karşı çıkmak yerine sonuçlara odaklanan biriydi. Bu tavrıyla dikkatleri üzerine çekti ve Google’da daha fazla sorumluluk almaya başladı.

Kendisi öncelikle başkan yardımcılığına terfi etti. Sonrasında Android İşletim Sistemi’ndeki çalışmaları, 2013 yılında kendisine Kıdemli Başkan Yardımcılığı görevinin yolunu açtı.

En çok çaba gösterdiği işlerden biri de “Android One” idi. 5 milyar insanı daha çevrimiçi yapabilmek için düşük maliyetli akıllı telefonlar…

Ayrıca, Google’ın pahalı olmayan Chromebook dizüstü bilgisayarlarına güç veren işletim sistemi Chrome OS’in arkasında da o vardı.

Pichai’nin yükselişindeki bir başka dönüm noktası ise 2014 yılında, Google’ın 3.2 milyar dolara Nest’i almasında çok etkili olmasıydı.

Twitter tarafından üst düzey iş teklifleri almasına rağmen sadık bir Google çalışanı olarak kaldı.

Chrome, Android ve uygulamalardaki başarısı ve ustalığı 2014’ün sonralarında önemli bir başka terfi almasını sağladı.

Artık Larry Page’in sol koluydu. Üretim alanındaki neredeyse tüm işlerin başındaydı; arama, haritalar, Google+, altyapı…

Google’ın şirket yapısı patlak verdiğinde Pichai’ye Google’ı yönetme görevinin verilmesi hiç de şaşırtıcı değildi. Zira kendisi zaten temel ürünlerin hepsinden sorumlu olduğu bir görevdeydi.

Pichai aynı zamanda inandığı konular hakkında konuşmaktan hiç çekinmeyen bir yapıya sahip.

Donald Trump’ın göç hakkındaki konuşmalarının birinden sonra şöyle yazdı:

“Korkunun değerlerimizi yok etmesine izin vermeyelim. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, ve hatta dünyadaki, müslümanlara ve diğer azınlıklara destek olmalıyız.”

Pichai, Instagram kullanmıyor ve nadiren Tweet atıyor. Ancak aktif olarak kullandığı Google+ hesabı bize kişiliği hakkında birçok bilgi veriyor.

Örneğin kendisi, Nelson Mandela, Anthony Shadid, John McCarthy ve Aaron Swartz gibi isimlere hayran ve kriket oynamayı çok seviyor. Bir de Flappy Bird oyununu… Hatta Flappy Bird’ün yaratıcısı Dong Nguyen ile tanışmış.

Google’daki bu hızlı yükselişine karşın olabildiğince mütevazi biri Sundar Pichai.

“Kendimiz hakkında düşünmeye iten ve güvensiz hissettiren insanlarla çalışmak her zaman güzeldir. Böylece, limitlerini zorlamaya devam edersin.”

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Alibaba’nın Kurucusu Jack Ma’nın Akıllara Durgunluk Veren Başarı Hikayesi

Yayınlandı

on

Yazar

E-ticaret devi Alibaba’yı kurarak Çin’in en zengin adamı olan Jack Ma, bugünlere kolay gelmediği bir gerçek. Onun hikayesi belki de en ilham alınası…

Birçok kez başarısızlık yaşamasına rağmen denemeyi hiç bırakmayan, kolay pes etmeyen bu adamın hayat hikayesi, çabalarının karşılığını istediği gibi alamayan, başarısızlığını kabullenmeye hazır insanlar için muhteşem bir motivasyon kaynağı olabilir.

İşte asıl adı Ma Youn olan Jack Ma’nın günümüze uzanan başarı yolculuğu…

Ma Youn, İngilizce öğrenmeyi çok istediği için 9 yaşından itibaren her sabah 5’te kalkıp bisikletiyle şehir merkezinde turistlerin yoğun olduğu bir otele gidiyordu, onları para almadan gezdirerek İngilizce pratik yapıyordu.

İngilizcesini geliştirmek için 9 yıl ücretsiz olarak bu işi yapan Ma Youn’a, orada tanıştığı turistler isminin telaffuzu zor olduğu için “Jack” takma adını verdi.

Okula başlamaya karar verdi ancak ilkokulda sınavında da, ortaokulda da, üniversite sınavında da ilk seferde başarılı olamadı. Harvard Üniversitesi’ne de 10 kez başvurdu ve tam 10 kez reddedildi.

İlkokul sınavlarında iki kez, ortaokul sınavlarında 3 kez başarısız olan Jack Ma, üniversiteye de 3. denemesinde girmeyi başardı. Doğduğu yer olan Hangzhou’da bir yüksekokulda İngilizce Öğretmenliği bölümüne girmeyi başardı. Fakat kendisi kazandığı okulun Hangzhou’nun en kötü üniversitesi olduğunu söylüyor.

Okul hayatında bir sürü başarısızlık yaşayan Ma, başta iş hayatında da pek parlak deneyimler yaşamamıştı. Başvurduğu tam 30 işten ret cevabı aldı.

“Polis olmak için başvurdum, başvuran 5 kişiden 4’ü alındı ben kabul edilmedim. KFC Çin pazarına girdiğinde iş için 25 kişi başvurdu, 24 kişi alındı ve alınmayan tek kişi yine ben oldum.”

Üniversite’den sonra liseden tanıştığı kız arkadaşıyla evlendi ve öğretmen olarak çalışmaya başladı. 1995’te tercümanlık yapmak için ABD’ye gitti ve internetle tanıştı.

Onu internetle arkadaşı tanıştırdı. İnternetin ne olduğunu başta tam olarak anlamadı.

İlk olarak arama motoruna “bira” yazıp arattı, bir sürü sonuç çıktı ancak Çin birasıyla ile ilgili bir sonuç çıkmadığını fark etti.

Başta İngilizce çeviri üzerine bir web sitesi kurdu, başarılı olamadı ancak bu işte ilerlemeye karar verdi.

Çin’e döndü. 1999’da 17 arkadaşıyla birlikte Alibaba.com’u kurdu.

Tahmin edildiği üzere bu isim Alibaba ve Kırk Haramiler’den geliyor. Hikayesi ise şu şekilde:

Jack Ma sitenin ismini bir Amerika seyahati sayesinde buldu. San Francisco’da öğle yemeği yerken aklına Alibaba ismi geldi, garson kıza Alibaba’yı bilip bilmediğini sordu ve kız bildiğini söyledi. Yoldan geçen insanlara da sordu ve hepsinin “Alibaba ve Kırk Haramiler”i bildiğini gördü ve sitenin isminin bu olmasına karar verdi.

Başta birçok Amerikalı yatırımcı “Bu adam deli, bu iş tutmaz.” demişti ancak 100 bin dolarlık servetle kurduğu Alibaba, sonrasında SoftBank, Goldman Sachs gibi şirketlerden yatırım aldı.

Alibaba’da ilk önce ödeme sistemi yoktu. Yalnızca ürünler listelenebiliyordu. Bunun üzerine Jack Ma, “Ali Pay” elektronik ödeme sistemini oluşturdu.

Bu ödeme sistemi de başta çok aptalca bulunmuştu ancak şimdi 800 milyona yakın kullanıcısı bulunuyor.

Jack Ma asla durmak bilmiyordu. Yıllarca yaşadığı olumsuzlukların intikamını alıyordu sanki. 2003’te, eBay’e rakip olarak TaoBao adlı alışveriş sitesini kurdu.

Şirketin hızlı büyümesi eBay’in dikkatini çekti ve eBay Ma’ya satın alma teklifinde bulundu ancak Jack Ma kabul etmedi .

Alibaba’yı dünya genelinde 24 bin çalışan ve 10 binden fazla ortak şirketi olan bir e-ticaret devi haline getiren Jack Ma, 2013’te CEO’luk görevinden istifa etti ve yerini gençlere bıraktığını açıkladı.

Yönetim kurulu başkanı olarak çalışmaya devam eden Ma, çevreci kimliğiyle de dikkat çekiyor. Çevre kirliliğine karşı mücadele eden “Nature Conservancy” örgütünün Çin’deki yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.

Jack Ma, mücadeleyi bırakmayan örnek kişiliğiyle, girişimci olmak isteyenler için ideal bir rol model.

Hepimizin başına olumsuz şeyler gelebilir, çizdiğimiz yollardan sapmak zorunda kalabiliriz. Ancak her zaman yeni yollar çizebileceğimizi unutmamalıyız.

Yolunuzu çizerken, sizi üzen bazı olumsuzluklar aklınıza takılırsa, çok zor şartlardan, çok fazla olumsuzluktan yılmadan, yıllık cirosu 300 milyar dolardan fazla olan Alibaba’yı kurup bugünlere taşıyan Jack Ma’nın bu ilham dolu hikayesini aklınıza getirin. Eminim devam etmenize yardımcı olacaktır. ☺

“Asla pes etme. Bugün zor, yarın daha zor olacak ama yarından sonra güneşin doğuşunu göreceksin.” Jack Ma.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar