Connect with us

Fizik

Teneke Kutulardaki Gizli Plastiği Evde Nasıl Açığa Çıkarabilirsiniz.

Yayınlandı

on

Dünya her yıl şaşırtıcı bir şekilde 180 milyar alüminyum kutu üretiyor, ancak bu içecekleri tüketenlerin çoğunun metal silindirlerin içine gizlenmiş gizli bir malzeme olduğundan haberi bile yok.

Onlarca yıldır, alüminyum teneke kutu üreticileri kutularının içini plastikle kapladı. Niye ya? dediğinizi duyar gibiyim. Şey, aslında içeceği teneke kutudan korumak … ve ayrıca tenekeyi içecekten korumak için.

Astar kutunun içindeki içeceğin metal kutunun kendisinden yalıtılmasıyla, astar, içecek içindeki asitlerin ve diğer kimyasalların alüminyumu aşınmasını önlerken, aynı zamanda alüminyumu sıvı ile etkileşime girmesini ve lezzetini etkilemesini önler.

Farklı üreticiler bu amaç için bir dizi farklı tipte polimer veya epoksi astar kullanırlar ve şaşırtıcı olan şudur ki, alüminyumu dışarıda çözerek bu gizli astarları kutu içinde açığa çıkarmak mümkündür.

Bir viral video ;fen eğitimi şirketi  MEL Science tarafından yayınlanan videonun  – bunu evde bile yapmanın ne kadar kolay olduğunu ortaya koymaktadır.Tabi çok dikkatli olunmalı ve gerekli güvenlik tedbirleri alınmalıdır

Bunun nedeni, tekniğin tehlikeli bir kimyasal madde içermesi ve ayrıca duman çıkarmasıdır, bu yüzden çok iyi havalandırılan bir alan gerektirir (diğerleri sadece duman davlumbazı ile yapmasını şiddetle tavsiye eder ).

Bununla birlikte, teknik gerçekleştirmek için nispeten basittir.

İhtiyacınız olan tek şey bir alüminyum kutu, zımpara kağıdı, içine kolayca sığabilecek büyük bir beher, drenaj temizleyici (sodyum veya potasyum hidroksit çözeltisi içeren), bir tahta çubuk ve büyük bir cam kap – ayrıca tabii ki koruyucu teçhizat eldiven, gözlük ve maske.

Videoda açıklandığı gibi , tenekenin dış yüzeyini boyası alıncaya ve gümüş, parlak bir silindirle bırakılana kadar zımpara kağıdı ile perdahlayın.

Daha sonra, kutunun halkasını çekerek açabilir ve kabın içinde kabı askıya almak için tahta bir çubuk kullanabilirsiniz. Tahliye temizleyici daha sonra kabı çevreleyerek beherin içine dökülür.

İki saat kadar sonra, alüminyum tamamen çözülmeli ve neredeyse optik olarak bir illüzyona benzeyen bir şey bulacaksınız: şeffaf plastik astarın içinde kalamara benzeyen bir görüntü, ve  yumuşak görünmez içecek silindiri.

Tabii ki, bunu evde doğru bir ekipmanla ve denetimle yaparsanız – bunu yapmamalısınız, aklınızda bulundurun – bu noktada diğer kimyasallar tarafından kontamine olabileceğinden, içeceğin içilmemesine dikkat edin.

Soda astarı bir endüstri sırrı olsa da, bilim toplumunda bilinen bir şeydir ve bilim meraklıları , bu tekniğin sonuçlarını yıllardır online olarak gizleyerek teneke kutudaki gizli plastiği ortaya koymaktadır .

Bu astarlarda belirli plastiklerin kullanılması da bilimsel bir endişe kaynağı olmuştur, bazı araştırmalarda BPA kaplı teneke kutuların sağlık problemleriyle ilişkilendirilebileceği öne sürülmüştür .

Bu sebeple, sektörün çoğu BPA astarlarından uzaklaşmıştır , ancak en belirgin meşrubat üreticisi de dahil olmak üzere bazı şirketler hala ayakta kalıyor gibi görünmektedir .

 

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Acı Duyusu Nasıl İşler ve Bizi Nasıl Hayatta Tutar?

Yayınlandı

on

Yazar

Modern insanın evrimi, milyonlarca yıl süren, oldukça karmaşık ve halen aydınlatılmaya çalışılan bir süreçtir.

Evrimi anlamak için insanın doğasını, yakın atalarının davranışlarını incelemek, anlamak ve anlamlandırmak gerekiyor. İnsansı türlerin; keşfedilen Homo luzonensis gibi türlerin ve henüz keşfedilmemiş türlerin bulunmasıyla, şüphesiz evrime dair pek çok gizem de aydınlatılacak.
İnsan beyni halen gelişimine devam ediyor. Beynimiz oldukça karmaşık görünmesine rağmen, sistematik bir biçimde çalışıyor. Öylesine ayrıntılı bir yapı ki bu; günümüzde halen bazı farklı işlevler keşfediliyor. Kısaca birkaç bilgi vermek gerekirse;
frontal korteksimiz problem çözme, hafıza, dil, karar verme, dürtü kontrolü, akıl yürütme gibi işlerden sorumlu.

İlkel beynimiz (arka beyin ve medulla) ise hayatta kalma, güdü ve iç güdülerden sorumlu.
İlkel beynimiz devreye girdiğinde, modern beynimizi kullanmamız pek mümkün olmuyor.
Bu temel içgüdülerimizi örneklendirmemiz gerekirse; örneğin, doğumdan hemen sonra bebeklerde meme emme güdüsü başlıyor.
Bir diğer içgüdü ise üremektir. Türlerimizin devamını sağlayan bu içgüdü, beynimizdeki sürüngen beyin denilen bir bölgeden süregeliyor.

Peki, hayvanların hayatta kalma güdülerinde önemli bir yeri bulunan ve insansıların tehdit oluşturabilecek nesneleri/canlıları anlamlandırmasını sağlayan acı duyusu nasıl çalışıyor?
Beynimizde bulunan pek çok farklı bölgenin, pek çok farklı görevi olduğunu biliyoruz. Yakın bir zaman önce; mutasyona uğrayan bir gen sebebiyle, bir kadının acı duyusunun nasıl ortadan kalktığını öğrenmiştik. Kendisi, pek çok ciddi yarayı fark edememiş ve bu durum, onun hayatına mal olabilecek ciddi sonuçlar oluşturmuştu. İşte, bu gibi durumlarda, aslında acı duyusunun ne kadar önemli bir etken olduğunu anlamış olduk. Bir aslanın veya farklı bir yırtıcının aldığı darbe sonucu acı hissetmediğini düşünün; bu, onun hasarlı bölgeyi zorlamasına ve zaman içerisinde ölümüne neden olacaktır. O nedenle, acı duyusunun olmaması her ne kadar faydalı bir durum gibi gözükse de, hayatta kalabilmemiz için esastır.

Bilindiği üzere, bacağımıza keskin bir nesnenin batması ani ve epey acı verici bir durum olur. Bu gibi acı hissettireceğini düşündüğümüz tehlikeli durumlardan kaçınmak için beynimiz, “tehdit öğrenimi” oluşturuyor.

Ancak, beynin hangi kısmının acı veren olayları, beynin diğer kısımlarına tehdit öğrenmesi için gönderdiği tam olarak bilinemiyordu.

Aslında bir süredir, amigdalanın tehdit öğreniminde önemli bir rolü olduğunu biliyorduk.
Fakat yapılan yeni bir araştırmayla, bu tür uyarıların insular korteksten yayıldığını öğrendik. Acı duyusunun işleyişi şu şekilde: Acı hissini beyne omurilik taşıyor. Omurilik almaçlarının gönderdiği mesaj, talamusa ulaşıyor ve ardından serebral kortekse iletiliyor.

Peki, insular korteksimiz nedir ve ne işe yarıyor?

İnsular korteksimiz, serebral korteksimizin bir bölümüdür. Aslında, psikolojik durumlarda duygusal bağlam oluşturulmasıyla görevli; mutluluk, kızgınlık gibi. Ancak insular korteksin, acı duyusu üzerinde de oldukça karmaşık bir görevi bulunuyor. Bu o kadar önemli bir görev ki; hayatta kalmamızın bu göreve bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

İsviçre’deki EPFL’de (École Polytechnique Fédérale de Lausanne) görevli araştırmacı Ralf Schneggenburger ve ekibi, geçtiğimiz günlerde fareler üzerinde bir takım deneyler gerçekleştirmiş.

Farelerin insular korteksi, kendi türümüzden olan erkeklerinkiyle hemen hemen aynı. Araştırmacılar, farelerin beyinleri üzerinde belirli nöronlara genetik olarak tasarlanmış ışık akımlı iyon kanalları uygulamışlar. Tehdit öğrenme davranışını incelemek isteyen araştırmacılar, kısa lazer ışığı darbeleri göndererek, insular kortekste bulunan nöronların elektriksel faaliyetini kapatmışlar.

Acı veren bir olay anında farelerin insular korteksini kapatan araştırmacılar, farelerin ayaklarına gönderilen hafif elektrik akımlarından korkmadıklarını gözlemlemişler. Ayrıca farelerin, acı verici bir olaydan bir şey öğrenmediklerini fark etmişler. Yani insular korteksimiz, neyin acıtıp neyin acıtmayacağını öğrenmemiz için epey önemli.

Okumaya devam et

Bilim

Bilim İnsanları Ölümün Bir İllüzyon Olduğunu Açıkladı

Yayınlandı

on

Yazar

Bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitili ateşlendi. Bir bilim insanı tarafından ölümün gerçek olmadığı, bilincimiz tarafından üretilen bir illüzyon olduğu ortaya kondu.

gizemli ile ilgili görsel sonucu

Bu teoriye göre beden öldüğünde yaşam sona ermiyor, sonsuza dek devam ediyor. Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bilim adamı Robert Lanza “Biyocentrism” adlı kitabında ölümün bilincimiz tarafından üretilen bir illüzyon olduğunu söylüyor.

Dr. Lanza, dünyanın ilk erken dönem insan embriyolarını kopyalayan bilim adamları ekibinin bir üyesiydi. 2011 Eylül ayında, Lanza şirketi Avrupa’daki ilk insan embriyonik kök hücre denemesine başlamak için Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu’ndan onay aldı.

Profesör Lanza, kuantum fiziği kavramlarına dayanan kitabının yayınlanmasının ardından, hipotezini açıklamasının ardından kamusal bir şöhret elde etti. Bu teoriye göre, farklı bilinç düzeyleri tarafından desteklenen birçok gerçeklik bulunuyor. Böylece ölüm sadece aklımızda bulunan bir düşünce olacaktır. Çünkü, ne zaman ne de alan bulunmuyorsa ölümden de söz edilemez.

gizemli ile ilgili görsel sonucu

 

Lanza web sitesinde ölümün zamansız ve uzaysız bir dünyada nasıl olmadığına dair açıklamalar yapıyor. Bu teori daha önce Einstein tarafından da dile getirildi. Yeni elde edilen kanıtlar Einstein’ı doğrular nitelikte. Lanza, ölümsüzlüğün zaman içerisinde kalıcı bir varlık olma anlamını taşımadığını, ancak zamanın ötesinde bir durumu olduğunu söylüyor. Profesör Lanza, bilinen şekliyle ölüm kavramının gerçekte olmadığını, çünkü tanımlanabilecek gerçek sınırların olmadığını söylüyor. İnsan ölme fikrini kabul etmeyi öğrenir, ancak bu aslında sadece akılda olan bir durumdur. Bu fikre göre onu gözlemleyen yaşamdan bağımsız hareket edebilen bir zaman yoktur.

 

Bu fikir paralel evren fikriyle temelde benziyor. Pek çok fizikçinin formüle ettiği hipotezde, insanların ve yaşananların farklı versiyonları bulunduğu ve bunların eş zamanlı olarak ortaya çıktığı sonsuz evrenden söz edilmektedir. Dolayısıyla birisi hayatı boyunca ölümün olduğuna inanırsa, bu inancına dayalı olarak bunu yaratacaktır. Bunun tam tersi durumda ise birisi ölümsüzlüğün bir parçası olduğuna inanıyorsa, eskiden olduğundan daha farklı bir biçimde yaşamaya devam edecektir.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar