Connect with us

Motivasyon

Utangaçlık neden kaynaklanır, giderilebilir mi?

blank

Yayınlandı

on

blank

Bir partiye gittiğinizde diğer insanlarla tanışıp konuşma fikri sizi korkutuyor mu? Ya da kitle önünde konuşma veya sunum yapacağınızı düşünmek bile sizi terletiyor mu? Öyle ise yalnız değilsiniz.

Akindele Michael utangaç bir çocuktu. Nijerya’da çoğu zamanını aile evinde geçiriyordu. Anne ve babası ise hiç de utangaç değildi. Akindele kendi utangaçlığını evin korunaklı ortamında büyümesine bağlıyor. Peki gerçekten öyle midir?

Londra’daki Kings College’de gelişimsel davranışsal genetik profesörü Thalia Eley’e göre bu kısmen doğru.

“Utangaçlık huyla ilgili bir özellik ve huy kişiliğin habercisi gibidir. Küçük çocuklar diğer insanlarla iletişim kurmaya başladığında, tanımadıkları bir yetişkinle konuşurken rahat davranma düzeylerinin farklı olduğunu görüyoruz” diyor.

Eley, utangaçlığın sadece yüzde 30 oranında genetikle ilgili olduğunu, geri kalan kısmın çevresel etkilerden kaynaklandığını söylüyor.

Utangaçlıkta genetiğin rolü konusundaki araştırmalar birbirinin genetik kopyası olan tek yumurta ikizleriyle yapılıyor.

Eley’e göre, çevresel faktörler bu tür özelliklerin gelişmesinde daha önemli. Genetikle ilgili ilginç şeylerden biri de bizi çevresel etkenler içinde kendi yatkın olduğumuz yöne itmesidir.

Örneğin utangaç bir çocuk, oyun parkında diğer çocuklarla oynamak yerine onları seyretmeye daha meyilli olabilir. Bu türden deneyimlerin yaygınlaşması ile çocuk kendi başına olduğunda daha rahat eder hale gelebilir.

“Aslında biri ya da diğeri diye bir şey yok, genler de çevre de etkili ve birlikte çalışıyor” diyor Eley. “Bu dinamik bir sistem ve bu yüzden psikolojik terapilerle değiştirilmesi her zaman mümkün.”

sosyalleşmekTelif hakkıGETTY IMAGES

Peki, utangaçlık kötü bir şey mi?

Londra’daki Anksiyete Bozuklukları ve Travma Merkezi’nde klinik psikolog olarak çalışan Chloe Foster’a göre, utangaçlık oldukça yaygın ve normal bir durum; sosyal endişelere yol açmadığı sürece başka bir sorun teşkil etmiyor.

Foster, insanların “yapmaları gereken birçok şeyden kaçınmaya başladıkları zaman” tedavi olmak istediklerini söylüyor. İş arkadaşlarıyla doğru düzgün diyaloğa girememe, sosyalleşme zorlukları veya başkaları tarafından yargılanacakları hissine kapılma gibi durumlar olabiliyor bunlar.

Evrimsel nedenler

Eley’e göre, insanlarda utangaçlık özelliğinin gelişmesinin ardında evrimsel nedenler yatıyor olabilir.

“Grubunuzdaki insanların dışarıya keşfe çıkıp yeni gruplarla iletişim kurması yararlı olabileceği gibi, örneğin riskten kaçınan ve içeride kalıp yavruların korunması işini daha iyi yapacak olan insanlara da ihtiyaç olmalı” diyor Eley.

Utangaç olan ve sosyal endişe taşıyan insanlar için en etkili tedavi yönteminin bilişsel davranış terapi (BDT) olduğunu söylüyor. Bu tedavide kişinin düşünce ve davranış kalıpları değiştirilmeye çalışılıyor.

BDT bu tür negatif düşünceleri ve yararı olacağını düşündüğümüz belli davranışları tespit etmeye yardımcı oluyor. Söyleyeceğiniz şey için önceden hazırlanmak veya göz temasından kaçınmak insanda daha fazla endişeye yol açabilir.

sosyalleşmek

Endişeler nasıl giderilebilir?

Foster, utangaçlık nedeniyle kitleye konuşma gibi bir konuda sıkıntı yaşayan insanlar açısından temel sorunun genellikle gösterecekleri performans konusunda kendilerine yüksek standart belirlemelerinden kaynaklandığını söylüyor.

Oysa biraz daha rahatlayıp kendimize bir-iki derin nefes alma fırsatı tanısak bu endişenin biraz hafifleyeceğini vurguluyor.

Kişinin, endişesi nedeniyle yaşadığı sıkıntıdan ziyade etrafında olup bitenlere odaklanmaya çalışması da yararlı olacaktır. Kendimize değil de dinleyiciye yoğunlaşmak, kullanacağımız kelimeleri yanlış seçeceğimiz korkusunu gidermeye yardımcı olabilir.

Sosyalleşme ortamlarına yeni bir yaklaşımla bakmak gerekir. Bu ortamlarda en çok nelerden korktuğumuzu kendimize sorabiliriz. Sıkıcı bir insan olarak görülmekten mi ya da söyleyecek bir şey bulamamaktan mı korkuyoruz? O endişe hakkında ne kadar çok şey bilirsen ona meydan okuma konusunda da o kadar başarılı olabiliriz.

 

utangaçlıkTelif hakkıGETTY IMAGES

Utangaçlık ile içedönüklük aynı şey değil

California Davis Üniversitesi’nde kişilik psikolojisi konusunda doktora yapan Jessie Sun, utangaçlık ile içe dönüklüğün aynı şey olmadığını söylüyor.

İnsanlar genellikle içe dönüklüğü, iç gözlem veya düşünceleri keşfetmeye ilgi duyma şeklinde görüyor. Oysa psikologlar bunu yeni deneyimlere açık olma olarak bilinen farklı bir karakter özelliği olarak niteliyor.

Utangaç insanlar genellikle içe dönük oluyor, ama endişeleri yüzünden sosyalleşmeyi zor bulan dışa dönük insanlar da olabilirler. Utangaç olmayan içe dönük kişiler de sosyal bakımdan hünerli, ama yalnız kalmayı tercih eden insanlar olabilir.

Sun’a göre, “kişilik özellikleri mutluluk öngörüsü açısından en güçlü göstergelerden biridir ve dışa dönüklük ile insanın kendisini iyi hissetmesi arasında güçlü bir bağlantı var”.

“Dışa dönük insanlar daha çok heyecan, coşku ve sevinç hissi duyarken, içe dönük insanlar bu duyguları daha az yaşar” diyor Sun.

Peki, içe dönük insanlar dışa dönük davranmaya çalışsalar aynı coşku ve sevinç duygularını yaşayabilir mi?

Sun’ın yaptığı bir haftalık bir deneyde, katılımcılardan normalde olduklarından daha dışa dönük, konuşkan, aktif, cesur ve ısrarlı davranmaları istenmiş, zaten dışa dönük olanların daha pozitif ve “otantik” duygular yaşadığı, içe dönük kişilerin ise pozitif duygularında pek bir artış kaydetmediği görülmüştü. Aşırı derecede içedönüklerde ağır basan şey ise yorgunluk ve daha negatif duygular olmuştu.

Sun, “içe dönük veya utangaç kişilerden bir hafta boyunca bu kadar farklı davranmalarını beklemek biraz fazla olur, ama daha kısa süreler için böyle davranmaları yararlı olabilir” diyor.

Kültürün etkisi

Peki, bir insanın utangaç olup olmamasını belirlemede çevresel etkenler önemliyken, içe dönük kişilerin mutluluğu üzerinde kültürün de etkisi var mıdır?

ABD’de özgüvenli, dışa dönük davranışlara içe dönük özellikten daha fazla değer verdiği fikri yaygın. Oysa Japonya ve Çin de dahil Asya ülkelerinde sessiz ve içe kapanık insanlar daha makbul görülüyor.

Göz kontağına karşı tutum da ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Batıda göz kontağına olumlu özellik atfedilirken, Asya ve Afrika gibi diğer kültürlerde saygısızlık ve meydan okuma olarak değerlendirilebiliyor.

Sun, bu kültürel farklılıklara rağmen, dışa dönük insanların her yerde daha mutlu olduklarını ortaya koyan araştırmalara dikkat çekiyor.

Ancak içe dönük olmak da kendi başına olumsuz bir özellik olarak görülmüyor.

“Sessizlik: Sürekli Konuşulan Bir Dünyada İçedönüklerin Gücü” adlı kitabın yazarı Susan Cain şöyle diyor:

“İçe dönüklüğü tedavi edilmesi gereken bir şey sanmayın… En iyi konuşmacı olmakla en iyi fikirlere sahip olma arasında zerre kadar bağ yok.”

reklam
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Girişimcilik

Fakir Bir Ailede Doğup Ülkenin En Zengin Adamı Olmak: Baidu’nun Kurucusu Robin Li

blank

Yayınlandı

on

Yazar

blank

Robin Li (Li Yanhong), 17 Kasım 1968 doğumlu internet girişimcisi ve Çin’in en popüler arama motoru “Baidu”‘nun kurucularından. Ayrıca da dudak uçuklatan servetiyle Çin’in en zengin insanlarından biri. Peki kısa zamanda edinilmiş bu başarının altında nasıl bir hayat hikayesi yatıyor? Gelin hep beraber bu başarılı adamın bizlere ilham veren yaşamına ve karşılaştığı zorluklara bir göz atalım.


Robin Li, Çin’in Şançi kentinde işçi anne-babanın beş çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Annesi ona daima okuması ve kendisini kurtarması gerektiğini, ailelerinin bir geleceği olmadığını söylüyordu. Robin Li annesinin sözlerini asla kulak ardı etmedi, onun kendisine öğütlediği şeylere sıkı sıkıya tutundu.

blank

Şançi kentinde okula başlayan küçük Li, özellikle annesinin yönlendirmesi sayesinde okulda başarılı bir öğrenci olmuştu. Çocukluğu ve öğretim yılları zorluklar içinde geçen Li Yanhong, liseyi bitirdikten sonra başkent Pekin’de üniversiteye başladı.

Lisede başarılı bir öğrenci olan Li Yanhong, üniversitede bölüm tercihini yaparken o dönemde geleceğin meslekleri arasında gösterilen bilişimi tercih etti. Pekin Üniversitesi’nde dört yıllık bir öğrencilik hayatının ardından genç Li Yanhong, hayallerini gerçekleştirmek için tek yolun ABD’ye gitmek olduğuna karar vermişti.

Genç adam ABD’de Buffalo Üniversitesi’nde bilgisayar eğitimi almaya başladı. Buffalo Üniversitesi’nden 1994 yılında master derecesiyle ayrılan Li Yanhong, ülkesine dönmek yerine, ABD’de iş hayatına atıldı. Burada arama motoru algoritmaları üzerinde çalışmaya başlayan Li, hayatının daha sonraki dönemini arama motoru geliştirmeye adadı.

IDD Bilişim Hizmetleri’nde çalışmaya başlayan Li Yanhong,  burada arama motorları için site sıralamasını ölçen RankDex adlı bir algoritma geliştirdi. Genç Li, RankDex algoritmasını geliştirdiği sırada, ilerde rakip olacağı Google’ın sahipleri Larry Page ve Sergey Brin de “PageRank” adlı benzer bir algoritma üzerinde çalışıyorlardı. ABD’de iş hayatına atıldıktan sonra Robin Li ismini alan Li Yanhong, geliştirdiği “RankDex” algoritması için Amerikan Patent Enstitüsü’nden patent aldı.

blank

Patenti de aldıktan sonra Robin Li artık yeni fırsatlar peşinde koşmaya başladı. Ona bu fırsatı sağlayan ise Çin Hükümeti oldu. Ülkesinin de desteğiyle biyokimyacı arkadaşı Eric Xu’la birlikte arama motoru Baidu’yu kurdu. ABD yatırım bankaları Integrity Partners ve Peninsula Capital’dan 1.2 milyon dolar kredi alarak Baidu’yu kuran Robin Li ve ortağının önü bundan sonra açıktı.

Robin Li kurduğu arama motorunun adını koyarken çok titiz davrandı. Baidu ismi 800 yıl önce Song Hanedanlığı döneminde yazılmış bir şiirden alındı. “Baidu” ideal için kalıcı arayış anlamına geliyordu. Robin Li’ye göre, 1.3 milyar nüfusuyla dünyanın en hızlı gelişen internet piyasası olan Çin’de arama motorunun ismi de yerli olmalıydı.

Fabrika işçisi bir anne-babanın oğlu olarak dünyaya gözlerini açan Robin Li, 10 yıl gibi kısa bir süre içinde dünyanın en büyük şirketlerinden birini yarattı. 2010 verilerine göre Baidu’da 11 bin kişi istihdam ediyordu. Çin 500 milyon internet kullanıcısıyla, ABD’deki internet kullanıcısı pazarının iki katına ulaştı. Kısa bir süre içinde bu rakamın 750 milyona çıkması beklendi. Bu kadar hızlı büyüyen bir pazarda Baidu’nun sahibi Robin Li de her gün servetine servet katmaya devam ediyor.

Azimli olmanın, sıkı çalışmanın ve idealleri uğruna durmadan çabalamanın başarıyı nasıl getirdiğine dair somut bir örneği daha gördük hep beraber! Şartlar ilk başta istediğiniz gibi olmayabilir, Robin Li’de olduğu gibi zorluklar altında yetişmiş olabilirsiniz ama gerçek başarıyı elde etmek için hiçbir şey bahane değildir. Azmetmekten, istekleriniz uğruna savaşmak asla vazgeçmemeniz dileğiyle!

Eğer gideceğin yoIdan eminsen, engeIIer ‘dinIenme noktan’ oImaktan öteye gidemez.

Kaynak 

Okumaya devam et

Motivasyon

‘Okuduğum Kitap Aklımda Kalmıyor’ Diyenlere 5 Etkili Yöntem

blank

Yayınlandı

on

Yazar

Kitap okumak farklı dünyalara açılan bir kapıdır derler. Sayfaların sayısıyla sınırlı olmayan, kapaklara göre seçilemeyen bu dünyaları anlamak sandığımızdan daha zor olabiliyor. Hatta anlamaktan da zor olanı var; okuduklarımız aklımızdan uçup gidiyor. Peki bunun için ne yapabiliriz?

1) Söz Uçar Yazı Kalır

blank
Ünlü düşünürlerden tutun da Politikacılara kadar çoğu isim kitapların üstüne notlar alarak kalıcılığını sağlıyor yazılanların. “Altına çizmek” deyimi size pek de yabancı gelmemiş olabilir. Romanlar ders kitabı değil ki altını üstünü çizelim diyorsanız; Romeo’nun Juliet’e ilanı aşkı renklendirilecek kadar güzel olsa gerek değil mi?


2) Kitaptan Defterlere

Üstüne yazı yazmak istemeyen, kitabım kirlenmesin diyenlere uygun bir yöntem. Kitap okurken yanınızda bulundurabileceğiniz bir defter ile beğendiğiniz sözleri not edebilir, karakterleri Cin Ali de olsa şekillendirebilirsiniz.

Bunu tek bir kitap için değil bir defter de çokça kitabı bir arada tutabilirsiniz. Açıp okuduğunuz da sizi kitapların büyülü anına götüren bir tren bileti olacaktır defterler.

 

 


3) Satırların Değil Sayfaların Yeri Bir Başka

blank
Tek bir kelime ya da bir cümle değil de bütün bir sayfa sizi derinden etkilediyse, küçük post-itler ile sayfaları belirli hale getirebilirsiniz. Birden fazla sayfa olması sizi korkutmasın, bir kitabı anlamak ve yaşamak birkaç post-it ile yarışamaz bile.

 

 


4) Gezerek Anlaşılır

Hatırlamamızı kolaylaştıran diğer bir unsur ise nerede bulunduğunuzdur. Zihnimiz hatırlamaya yardımcı unsurlar belirler bunlardan biri de “Mekan” algısıdır.

Kitabınızı alıp okuyabileceğiniz bir Cafe olduğu gibi, sessiz bir kütüphane ya da odanızın cam kenarı olabilir. Okuduğunuz yer ile kitaplar farklı bir ambiyans yaratarak özdeşleşir.

 

 


5) Biraz da Notalar Eşlik Etsin

blank
Müzik çoğu insan için kaçış yolu olabilir. Ruhumuzun en sade şeklinde arındığı ve kolayca hatırlamamıza yardımcı olacak diğer bir faktör ise “müzik”. Müzik kitaba farklı bir anlam yüklemenizi sağlar. Bakış açınızı genişletir.
Zevkler tartışılmaz diyoruz ancak bilimsel araştırmaları da atlamamak gerekiyor. Klasik Müzik yeri geldiğinde uykunuzu getirebilirken, sıkıcı bir kitabı renklendirebilir.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

‘Akıllı Yaşama Sanatı’ Kitabından Ders Niteliğinde 15 Alıntı

blank

Yayınlandı

on

Yazar

 

blank

Baltasar Gracian tarafından 1647’de yazılmış özdeyişler kitabı “Akıllı Yaşama Sanatı” devrinin çok ilerisinde fikirler barındırıyordu. Öyle ki içindeki tavsiyeler günümüzün mantık yapısına göre kabul edilebilir ve uygulanabilir konumda.

17. yüzyılda yazılmış bu eserin içindeki fikirlere biraz daha yakından bakalım.


1) Birçok insan kendilerini akıllı sanmasa, aslında gerçekten akıllı olabilirdi.

2) En güçlü yanınızı bilin. Bu size doğuştan bahşedilen en önemli yetenektir; onu geliştirirseniz gerisi gelecektir. Güçlü yanını bilen kişinin mükemmelliğe ulaşması kaçınılmazdır. Hangi niteliğinizin üstün olduğunu fark edin ve bu konuda sorumluluk üstlenin.

3) İnsanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesi, daha da önemlisi ise kendini bazı işlerden ve insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmesidir.

4) Kimsenin işine yaramamak büyük bir talihsizlik herkesin işine yaramaksa bir başka talihsizliktir.

5) Sadece az tanınan insanların kusurları az bilinir.

6) Hayatın zevkini çıkarırken yavaş, ama çalışırken hızlı olun. Çünkü insan işi bitince sevinir, zevkler bitince üzülür.

7) Yarına iş bırakmayan kişi, her zaman daha fazla yol kat eder.

8) Sıra dışı bir mükemmelliğe erişseniz bile, bunu sergilerken sıradan tutumlar benimseyin. Bir kandil ne kadar fazla ışık verirse, o kadar hızlı erir ve enerjisi tükenir.

9) Zihnin olgunluğu her şeye anında inanmamaktan geçer.

10) Bilgisiz insan ışıksız bir dünyadır.

11) Akıllı insanlar genellikle sabırsızdır çünkü insanın bilgisi arttıkça ahmaklara karşı sabırsızlığı da çoğalır.

12) Dünya gösterilen çabaları umursamaz, sadece başarıp başaramadığınızla ilgilenir.

13) İnsana her şeyin eskisi en iyisiymiş gibi gelir ve ulaşılamayan her şey daha değerlidir.

14) Kendinizi Tanıyın. Yeteneklerinizi, kapasitenizi, kararlarınızı ve eğilimlerinizi doğru değerlendirin. Kendinizi tanımazsanız kontrol de edemezsiniz. Aynalar size yüzünüzü gösterse de, zihninizin içindekileri gösteremez. İzin verin, kendiniz hakkındaki derin düşünceleriniz size ayna olsun. Dış görüntünüz unutulduğu zaman, onu geliştirmek ve mükemmelleştirmek üzere içsel olana sarılın. Zekanızın gücünü ve işlerin üstesinden gelme kapasitenizi öğrenin. Gerektiğinde göstetebilmek için cesaretinizin gücünü sınayın. Her şeye karşı, temellerinizi sağlam atın, zihninizi ferah tutun.

15) Yeteneğinizi herkesin önünde sergilemenize gerek yok. Gereğinden fazla güç harcamayın. Fazladan güç ya da bilgi harcanmasına izin vermeyin. Becerikli bir şahinci sadece o anki sürek avına yetecek kadar kuş uçurur. Eğer bugün fazla gösteriş yaparsanız, yarına sergileyecek hiçbir şey kalmaz. Bir köşede, her zaman herkesin gözünü kamaştırabilecek bir yeniliğiniz olsun. Her gün yeni bir şeyler sunmak beklentileri canlı tutar ve kapasitenin sınırlarını gizlemeye yardımcı olur.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Sınavlarda Yardımınıza Koşacak 12 Kolay Ezberleme Yöntemi

blank

Yayınlandı

on

Yazar

blank

Hayatımız boyunca sürekli bir şeyler öğrensek de çoğunu zaman içinde unutuyoruz. Ancak özellikle sınav dönemlerinde, derslerde öğrendiğimiz her şeyi hatırlamamız bekleniyor. Ezberci eğitim sistemi ile baş edebilmenizi kolaylaştıracak 12 ipucuna bakmadan önce “Neden unutuyoruz?” onu bir öğrenelim.

Neden Unutuyoruz?

Unutmak aslında bir savunma mekanizması olarak düşünülebilir. Aslında, beyniniz unutarak sizi gereksiz bilgi ile fazla yükleme yapmaktan korumaya çalışıyor. Her şeyi hatırladığınızı bir düşünsenize… Ne çekilmez bir hayat olurdu.

Yani, beyniniz, bir savunma mekanizması olarak öğrendiğiniz her şeyi kısa süreli hafızaya atıyor ve siz tekrar yapmadıkça bu bilgileri uzun süreli hafızaya aktarmayarak unutmanızı sağlıyor.

Öğrendiklerinizi kolayca akılda tutabilmek için Hermann Ebbinghaus tarafından geliştirilmiş evrensel bir formül var:

Ebbinghaus Unutma Eğrisi öğrendikten sadece bir saat sonra, edindiğimiz bilgilerin yarısından fazlasını unuttuğumuzu, bir hafta sonrasında ise sadece %20’sini hatırladığımızı gösteriyor. Ebbinghaus’a göre, zorla ezberlemeye çalışmak etkili bir şey değil. Çünkü beyniniz, zorlayarak ezberlemeye çalıştığınız şeyleri hızlı bir şekilde kavrayamıyor ve aralarında güçlü çağrışımlar kuramıyor. Uzun süreli hafızaya atmak istediğiniz şeyler için belirli sürelerde tekrarlar yapmanız gerekiyor.

blank

Daha açık olmak gerekirse, ezber gerektiren bir sınav için bir gün öncesinden değil de birkaç gün öncesinden çalışmaya başlasak daha iyi olur. Daha verimli çalışabilmek için ise deneyebileceğimiz birçok yöntem var.

1) Ne öğrendiğinizi anlamaya çalışın: Anladığınız şeyleri ezberlemek, beyninizin çağrışım bulmasını kolaylaştırıyor. Böylece, bu bilgiler dokuz kat daha hızlı bir şekilde uzun süreli hafızaya atılabiliyor.

2) Sizin için optimal olan çalışma zamanını öğrenin: En iyi öğrenme zamanı, bölünmediğiniz ve enerjik olduğunuz zamandır. Kimileri sabah erkenden kimileri ise gece geç saatlerde ders çalışmayı daha verimli bulur. Siz de sizin için en verimli zamanı bulun ve o zamanlarda çalışın.

3) En gerekli bilgiyi öğrenin: Önceliklerinizi doğru bir şekilde kurmalı ve ona göre çalışmalısınız. Unutmayın, en başta ve en sonda öğrenilen bilgiler daha fazla akılda kalıyor.

4) Sadece en iyi materyalleri seçin: Eski tarihli kitapları ve eski öğrenme tekniklerini kullanmayın. Sürekli değişen ve gelişen bir dünyanın içerisindeyiz ve eski kitapların yayınlanmasından sonra çok şey değişmiş olabilir. Şuan yanlış olabilecek bir şeyle zamanınızı boşa harcamayın.

5) Öğrenmeniz gerekenleri birine anlatın: Birlikte çalışmak herkes için ideal bir yöntem değildir. Yalnız çalışmayı sevenlerdenseniz, öğrenmeniz gerekenleri yüksek sesle okuyup aynada kendinize anlatarak daha akılda kalmasını sağlayabilirsiniz. Eğer başkalarıyla çalışmakta sorun yaşamıyorsanız karşınızdakine anlatarak karşılıklı fayda elde edebilirsiniz.

6) Öğrendiklerinizi belirli mekanlarla bağdaştırın: Başka bir deyişle, kendi zihin sarayınızı oluşturun. Örneğin, odanızda çalışıyorsanız öğrendiğiniz bir şeyi odanızda bulunan bir eşya ile bağdaştırıp birkaç kez tekrarlayın. Sonrasında, odanın hafızanızda nasıl göründüğünü hatırlayın.

7) Karşıt şeyleri öğrenin: Bir şeyi zıttıyla beraber öğrenerek hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Örneğin, yabancı bir dil öğrenirken gelmek/gitmek, gece/gündüz şeklinde ikili öğrenmeye çalışın.

8) Bağlantılı kelimeler kullanın: “Nail Words” olarak geçen bu tekniğin ana noktası farklı şeyler arasında bağlantı kurarak çalışmak. Böylece birini hatırladığınızda bağlantı kurduğunuz diğer tüm bilgileri hatırlayabileceksiniz.

9) Yeni öğrendikleriniz ile önceden bildikleriniz arasında bağlantı kurun: Bu, yeni öğrendiklerinizi anlamanızı kolaylaştırır. Böylece bilgilerin akılda kalıcılığı artar.

10) Hikayeler uydurun: Bir çok şeyi belirli bir sırayla öğrenmeniz gerekiyorsa, bir hikaye oluşturun ve öğrenmeniz gerekenleri hikayeye doğru sırayla serpiştirin. Dikkat etmeniz gereken nokta, serpiştirdiğiniz bilgilerin hikayenin akışında birbiri ile bağlantılı olmasını sağlamak.

11) Kayıt cihazı kullanın: Özellikle duyarak öğrenen biri iseniz bu teknik tam size göre. Öğrenmekte olduğunuz bilgiyi ses kayıt cihazı ile kaydedin. Sonrasında birkaç kez daha dinleyin.

12) Görselleştirin: Bir şeyi öğrenirken vücut dilinizi kullanın böylece kas hafızanızı da harekete geçirebilirsiniz.

Kaynak.

Okumaya devam et

İnsanlar

Zuckerberg ve Musk’un da Kullandığı Bi Öğrenme Tekniği: 20 Saat Kuralı

blank

Yayınlandı

on

Yazar

Günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak oldukça kolay fakat bilgiyi tam anlamıyla öğrenip uzmanlık alanı haline getirmek hepimiz için zor bir süreç. Fakat başarıya ulaşmış insanlar, Zuckerberg ve Elon Musk gibi kişiler kendilerini genç yaşlarında nasıl bu kadar donanımlı hale getirebildiler?

Cevabı olağan dışı bir zeka değil, ya da insanlık dışı bir çalışma süreci de değil… Aslında cevap, herkesin hayatında uygulayabileceği kolay bir yöntemi disiplinli bir şekilde kendi yaşamlarına entegre etmelerinde saklı.

Şimdi bunu nasıl yaptıklarını aşağıdaki videodan izleyelim,

20 Saat Kuralı’nın diğer tüm detayları ise Josh Kauffman’ın yaptığı TED konuşmasında:

Okumaya devam et

En Çok Okunan Yazılar