Connect with us

Kişisel Gelişim

Yaşamaktan ve Yazmaktan Öğrendiğim 12 Gerçek – Anne Lamott (TED)

Yayınlandı

on

 

61 yaşına basmadan birkaç gün önce, yazar Anne Lamott doğruluğundan emin olduğu her şeyi kâğıda dökmeye karar verir. Aynı anda hem kafa karıştırıcı, hem de güzel ve duygusal bir dünyada yaşamanın püf noktalarını irdelerken, kendine has bilgeliği ile aile, edebiyat, Tanrı’nın anlamı, ölüm ve çok daha fazlasını anlatıyor.
Ünlü roman yazarı Anne Lamott’un bu etkileyici TED konuşması ile sizi başbaşa bırakıyorum.

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kişisel Gelişim

Birçoğumuzun Hissettiği Ama Adını Bile Bilmediği Duyunca Çok Şaşıracağınız 30 Duygu

Yayınlandı

on

Yazar

İşlevsel olarak düşünmeyi bırakmamız imkânsız. Duygular ve hisler hayatımızın her anını kaplarken, gün içerisinde on binlerce duygu geçişine maruz kalıyoruz. Peki, hissettiğimiz her duyguyu adlandırabiliyor muyuz? Kimisi çok tanıdık geliyor, kimisi ise yabancı bir his bırakıyor. Gelin bakalım o adını koyamadığımız hisler hangileri?

1) Catoptric Rristesse

Her zaman için insanların bizim hakkımızda ne düşündüğünü merak ederiz. Catoptric Rristesse, insanların hakkımızda iyi ya da kötü ne düşündüğünü hakkında hiçbir fikrimizin olmamasının verdiği hüzün durumudur.


2) Sonder

Bir an kafamızı kaldırmaktır, sonder. Bir anlığına “orada benim kadar karmaşık hayatlar var” farkındalığına varmaktır.

 

 


3) Opia

Gün içerisinde birçok insan iletişim halinde oluyor. Bu durum ise hiç tanışmadığımız biriyle göz göze gelip, anlamlandıramadığımız huzursuzluk hissidir.


4) Astrophe

Evrende yalnız olmadığımızı düşündüğümüz zamanlar oluyor. Dünya’da bir kum tanesi kadar küçük olduğumuzu düşünürüz. Gökyüzüne bakıp, kaybolmuşluk hissine kapılırız. Bu durum bize, Dünya’da kapalı kaldığımız hissine sebep olur.

5) Jouska

Hiç olmayacağını bildiğimiz konular üzerine düşünürüz. Gerçekleşmeyecek konular ile kendimiz ile diyaloglar kurarız. Hatta daha ileri gider, başka bir kişi adına belki de kendi adınıza o diyalogu sürdürürsünüz.

6) Zenosyne

Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız durumlar oluyor ancak bu durum biraz daha farklı. Günler birbirini kovalarken, zamanın gün geçtikçe daha hızlı aktığını hissetme durumu.

 

 


7) Chrysalism

Yağmurlu bir havada, evde olmanın verdiği haz.

8) Yu-Yi

Anılar, kimi zaman geçmişi özlettirir. Hatırladığımız anlar içerisindeyken; duygulara kapılıp, geçmiş olayları aynı yoğunlukta yaşama isteği.


9) Monachopsis

Kalabalıklar içerisindeyken kendimizi yalnız hissettiğimiz durumlar olur. Bir yere ait hissedemediğimiz, ince fakat kalıcı olan, bir yere ait olmama duygusu.

10) Énouement

Anlık yaşarken, geleceğe yönelik oluşan kaygı durumlarını sıkça yaşıyoruz. Geleceğe vardıktan sonra olaylar geçip, sonuca ulaştığımız zaman oluşan geçmişte ki haline bunu aktaramıyor olmanın verdiği iç burukluğudur.

11) Occhiolism

Küçük ve sınırlı perspektife sahip olduğunun bilincinde olmak.

 

 


12) Onism

Hepimizin aynı anda farklı yerlerde olmak istediği zamanlar olmuştur. Teknoloji her ne kadar buna yetişmeye çalışsa da henüz o seviyeye gelemedi. Bu anlarda ki oluşan farkındalık durumu. Tek bir yerde olmak ya da tek bir vücutta sıkışmış olma düşüncesi ile farkındalığa eriştiğimiz hayal kırıklığı.

13) Ruckkehrunruhe

Tatillerin sonsuza kadar süremeyeceği ne yazık ki ortada. Tatilden dönerken o iç burkucu hissi anlatan durum.


14) Altschmerz

Her gün birbirinden farklı sorunlar ile karşılaşıyoruz. Ama bazı sorunlar var ki yıllardır sonuca bağlanamıyor. Tam da bu durumun vermiş olduğu bezginlik hissi.

15) Nodus Tollens

Değişim, değişmeyen tek şey olarak hayatımızın merkezinde. Bazı anlarda, yaşamın sana ifade edemediği durumlar olur. Bunu farkında varmış olmanın verdiği his.

16) Liberosis

Zaman geçtikçe bazı şeylerin önemini kaybetme duygusu.


17) Adronitis

Hayatımıza yeni insanları katma serüveni bazen bizi oldukça yoran bir duruma dönüşebiliyor. Bu durum içerisindeyken, birini yeterince tanımanın ne kadar zaman alacağını düşünerek hüsrana uğrayacağımız hissi.

 

 


18) Vellichor

Eski mekânların bizi her zaman daha hisli bir hale getirdiği ortada. Eski bir kitapçıya girdiğimizde oluşan hafif efkâr, dalgınlık ve düşüncelilik hali.

 


19) Mauerbauertraurigkeit

Her şeyden uzaklaşmak istediğimiz, kimse ile görüşmek istemediğimiz zamanlar oluyor. Yalnızlaşma isteği ile dolup taştığımız zamanlar da en yakınımızı bile kendimizden uzaklaştırma isteği.

20) Kenopsia

Terk edilmişlik durumu, bizi en çok yıpratan zamanlardır. Bazı şehirlerde, insan kalabalığı olmasına rağmen kimi zaman terk edilmiş gibi sessiz ve ürkütücü bir hava hissettiğimiz durum.

21) Rubatosis

Kalp atışımızı fark etmemizde oluşan o rahatsız edici huzurluksuz hissi.

22) Vemödalen

Tekrarlanmış durumlar da aynı şeyi yaparken farklı duygulara girmeme korkusu. Aynı şeyi yaparken, farklı bir deneyim ya da duyguyu tadamadığımız hayal kırıklığı.

23) Ellipsism

Zaman makinesi, kimi için gelecek kimi için ise geçmişi ifade eder. Çoğumuz geleceği merak ederiz. İnsanlık nereye gidecek ve ne olacak? Bu durumu bilememiş olmanın verdiği hüzün.

24) Anecdoche

Kalabalık ortamlar içerisinde herkesin kendini duyurma isteği vardır. Ancak böyle durumlarda bir bakarız ki herkes konuşuyor ve kimse kimseyi dinlemiyor.


25) Kuebiko

Şiddet içeren durumlara şahit olduktan sonra bitap düşme, tükenmişlik hali.

26) Exulansis

Bazı şeyler bizim için önemli olduğu kadar karşımızda insanlardan da aynı duyguyu yaşamalarını bekleriz. Ancak her zaman sonuç böyle olmaz. Bizi heyecanlandıran, üzen bir olayı karşıdaki kişiye anlatırken aynı tepkileri göremeyince anlatma hevesinin kaçması.

 

 


27) Lachesism

Hayat her zaman iyi şeyler getirmez. Böyle durumlardayken, bir felaketten duyduğumuz kurtulma arzusu.

28) Dysania

Sabah uykusu ne harika bir şey değil mi? Ama maalesef yaşamı idame ettirmek için büyük savaşımızı vererek güne başlamak gerekiyor. Bunun sonucunda, sabahları yataktan kalkamama durumu olarak adlandırdığımız bu hissi yaşıyoruz.

29) Nyctophılıa

Aydınlık bazen yorucu olabiliyor. Böyle durumlarda, birazcık karanlığa ve sakinliğe ihtiyacımız olabiliyor. Karanlığı sevmek, karanlık ortamlarda kendini daha rahat ve huzurlu hissetmek durumu.

30) Fınıfugal

Sonları hangi durumlarda sevip, sevmediğimiz değişebiliyor. Sonlardan nefret etmenin de bir karşılığı var.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

17 Yaşında Deneyimsiz Bir Genci Milyarder Yapan Girişim: Subway

Yayınlandı

on

Yazar

Subway, dünya çapında en çok bilinen restoran zincirlerinden biri. 70.000’den fazla bayiliğiyle dünyanın en büyük fast-food zinciri olan Subway 17 yaşındaki bir genç tarafından üniversite masraflarını ödeyebilmek için kurulmuştu.

1965 yılında Fred DeLuca isimli genç, aile dostları olan Peter Buck’dan 1000 dolar borç isteyerek Subway’in temelini attı.

DeLuca bu parayı Connecticut eyaletine bağlı olan Bridgeport’ta bir sandviç dükkanı açmak için kullanacaktı. O sırada doktor olmak isteyen DeLuca’nın amacı bu restoran ile tıp fakültesi masraflarını ödeyebilmekti.

 


Şirket, başlangıçta “Pete’s Super Submarines” adını aldı.

Ancak bu isim, yerel radyoya verdikleri reklamda kulağa “Pizza Marines” gibi geldiği için insanlar üzerinde farklı izlenimler bıraktığı gerekçesiyle “Pete’s Subways” olarak değiştirildi. 1968’de ise yalnızca “Subway” olarak anılmaya başlandı.

Deneyimsizliği, gençliği ve küçük sermayesine karşın ilk günde tanes 50-70 sent olan 312 sandviç satarak büyük bir başarı elde edeceğinin ışığını yaktı DeLuca.

DeLuca, 2012 yılında yazdığı “Start Small Finish Big” isimli kitabında sandviç yapmak ve yemek sektörü hakkında hiçbir şey bilmediğini kabul ediyor.

 


9 yıl sonra, 1974’te, DeLuca ve Buck ilk bayiliğini Wallingford’da açtı.

Wallingford, kendi işyerlerine yaklaşık 48 km uzaklığıyla ilk bayilik için son derece elverişliydi. Zamanla genlişleyen şirket, 1984 yılında uluslararası ilk bayiliğini Bahreyn’de açtı. Sonrasında Kanada, Çin, Hindistan, Fransa, Rusya, Türkiye ve daha birçok ülkede zincirler açılmaya devam etti.

Doktor olma hedefiyle işe başlayan DeLuca, sonunda milyarder bir iş adamı olmuştu ve 1965’den 2015’e kadar Subway’in genel müdürü olarak görev aldı.

17 yaşında başladığı işini 2015 yılında ölümüyle kardeşi Suzanne Greco devraldı.

 

17 yaşında 1000 dolarlık sermaye ve sıfır sektör bilgisiyle kurulan Subway bize fikirlerimize inanıyorsak kimsenin onları küçük görmesine izin vermememiz gerektiğini öğretiyor.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Kimliğimizin Bilinmemesi Bizi Cesur mu Yapıyor Yoksa İçimizdeki Canavarı mı Uyandırıyor?

Yayınlandı

on

Yazar

Tarihin en önemli sosyologlarından biri Zygmunt Bauman, Akışkan Doğanlar adlı kitabında, “İnternet”i büyük beklentiler ve hüsrana uğramış umutlar kombinasyonu olarak tanımlıyor. Bunu şöyle anlatıyor:

“İnternet hayatımıza bireysel özgürlükleri ve insan refahını heyecan verici derecede artırmak üzerine girdi, peki bugün sonuç ne? İdeal, politik ve demokratik yaşam alanı olmayı taahhüt eden internet; sonuçta demokrasi krizini, çatışmaları ve diktatörlükleri artıran bir yapıya büründü.”

Bunun en önemli nedeninin kimliğin belirsizliği ve gizlenebilmesi olduğunu iddia ediyor. Normal şartlarda birinin yüzüne karşı kolayca “hırsızsınız, katilsiniz” demek pek mümkün değilken, şiddete oldukça uzak kabul edilebilecek biri çok uzak mesafelerden en sağlam küfürleri ve hakaretleri sıralayabiliyor. (Elbette yan komşunuz da olabilir!)

Bazılarınız ABD’li psikolog Philip Zimbardo’nun bir grup genç kız üzerinde yaptığı deneyi hatırlayabilir.

Bazılarınız ABD’li psikolog Philip Zimbardo’nun bir grup genç kız üzerinde yaptığı deneyi hatırlayabilir.

Deneyde Zimbardo, kız öğrenci grubunun kimliklerini gizlemek için onların Klu Klux Klan’dakilerin giydiğine benzer ve kimliğin anlaşılmasını engelleyen bir kıyafet giymelerini sağlıyor. Diğer bir grup kız öğrenciye ise herhangi bir kıyafet sınırı koymuyor. Kendi gündelik kıyafetleriyle rahatça deneye katılıyorlar. İki gruptan da başka insanlara elektrik vermeleri isteniyor. İlginç bir şekilde kimliğini gizlemek için başlık takılması istenenler, başlık takmayanlara nazaran elektrik akım düğmesine takmayanlara göre iki kat daha fazla süre basmışlardır. Yani uzun süre işkence edebilmişlerdir.

İnternet iki farklı dünya yarattı.

Biri yaşadığımız gerçek dünya diğeri ise kimliğimizin daha gizli olduğu ve perdenin arkasında kaldığımız bir dünya. İkinci dünya gittikçe büyüyor ve internet üzerinden verilen tepkilere de kamu otoriteleri sessiz ve tepkisiz kalamıyor.

Bir gruba “Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur!” hukuki ilkesine katılıyor musunuz?” ya da “Eğer masum olsaydınız ve birileri iftira atsaydı, ne hissederdiniz?” diye sorsaydım muhtemelen insanların çoğu ilkine “Medeniyetin gereği!” ikincisine ise “Çok kötü hissederdim.” derdi. Peki nasıl oluyor da hukuki sürece girmiş birçok konuda elimizde gerçekten hiçbir delil olmadan sosyal medyada birilerini katil, hırsız diye suçlayabiliyoruz? Medeniyet dediğimiz şey bırakın hukuki süreçte olanları, suçluların bile hakları olduğuna inandığımız zaman var olabilen bir şey.

Dijital dünyanın kamu otoriteleri üzerinde büyük etkisi var hatta sosyal medyayı tatmin etmek için hukuk dışı bile davranabiliyorlar. Sosyal medyada tepki gösterenlerin de haklılık payları yüksek çünkü adalete güven duygusunda ve adaletin hızında önemli problemler var.

Adalet işini yapamadığında linç kültürü hızlanmaya ve güçlenmeye başlıyor. Halide Edip Adıvar’ın 1923’te yazdığı “Vurun Kahpeye” romanındaki linç kültürü sosyal medya açısından çok da farklı değil. O zaman bir köyde ağzından tükürük saçan nefret dolu insanlar vardı, bugün onlar hâlâ varlar ve sosyal medyadalar. O gün romandaki gericiliği temsil eden Hacı Fettah adlı karakter, bugün sosyal medyada daha modern insanlarla temsil edilse de “İdealist Aliye” olmak isterseniz size bazı önerilerim var.

1. Sosyal medyada bir şey paylaşmadan önce haberin doğruluğundan emin olmak için gereken tüm çabayı gösterin ve eğer emin olamıyorsanız paylaşmayın!

1. Sosyal medyada bir şey paylaşmadan önce haberin doğruluğundan emin olmak için gereken tüm çabayı gösterin ve eğer emin olamıyorsanız paylaşmayın!

Eğer paylaşırsanız hukuki yaptırımlarla baş başa kalabilirsiniz. Ya da bir Hacı
Fettah’ın piyonu olma olasılığınız var. Sosyal medya şeffaf değildir, perdelerin arkasında hep birileri ya da bir ideoloji vardır.

2. Suçu ispatlanmamış hiç kimseyi suçlu ilan etmeyin.

Hukuki sorumluluk bir kenara ahlaki olarak masum bir insanı suçluyor olabilirsiniz. Birilerini suçlamak için sosyal medya en iyi ortam olmayabilir.

3. Sosyal medyada sizin gibi düşünmeyenleri hemen arkadaş listenizden çıkarmayın.

Bunu yaparsanız hep sizin gibi düşünenleri takip ederek körelirsiniz. Sizden farklı düşünenlerin ne düşündüğünü anlamaya çalışın. Dünyanın bölünme ve ötekileşme nedenlerinden biri budur. Ötekileştirmeden rahatsızsanız ve bunu siyasilerin yaptığına inanıyorsanız yanılıyorsunuz çünkü bunu yapan biziz.

4. Başkalarının ne düşündüğünü ve neden öyle düşündüğünü suçlamadan anlamaya çalışın.

4. Başkalarının ne düşündüğünü ve neden öyle düşündüğünü suçlamadan anlamaya çalışın.

Yaptıklarımızı yapmaya devam edersek dijital dünya bizi çok daha fazla bölecektir.

Geçenlerde siyasi görüşe sahip TV kanallarından birine maruz kalıyorum. Yanımdaki bana sordu:

“Ne kadar haklı değil mi?”

“Ben sadece nefret görüyorum.” dedim. “Söyledikleri sadece düşmanca.” diye ekledim.

“Haklı değil mi?” dedi.

“Yıllardır aynı şeyleri duyuyorum, her gün TV’de birbirine benzeyen birkaç kişi çıkıyor ve aynı muhalefet şekli ya da aynı iktidar şeklinde bağırıyor ama hepsi nefret dolu.” dedim.

“Haklı değil mi?” dedi.

Nefret, bu dünyada kötüye bile yönelse fayda yaratmayacaktır.

Nefret, bu dünyada kötüye bile yönelse fayda yaratmayacaktır.

Sadece nefreti, acıyı daha da büyütecektir.

Dijital dünya, renkli basın, TV’ler bizim duygusal reflekslerimizden beslenirler ancak okuyucular olarak dijital yetkinliklerimizi geliştirmek, bizi daha iyi bir yere götürebilir. Siz ise savaşa değil barışa ortak olun, nefret ile değil sevgiyle iş birliği yapın.

Ne düşünüyorsunuz kendi öfkeniz ve kendi nefretiniz hakkında?

Yorumlarda görüşlerinizi okumayı çok isterim.

Eğer yazdıklarımın bir kısmına bile katılıyorsanız hadi biz de tam tersi bir akım başlatalım. Barış kelimesi bile ideolojilerdeki yerini aldı. Hadi biz #insanısevgiyasatir (İnsanı Sevgi Yaşatır) diyelim.

Okumaya devam et

Gerçek mi?

Doğrusunu Öğrendiğinizde Kendinize Gelemeyeceksiniz: Yanlış Kullandığımız Atasözleri ve Deyimler

Yayınlandı

on

Yazar

Bazı atasözleri ve deyimler var ki, sık kullansak da dile yanlış şekilde yerleştiği için bir türlü doğrusunu öğrenemiyoruz.

Not: Kaynak olarak 1980 yılından önce Türk Dili Kurumu tarafından basılan Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü kullanılmıştır.

1. “Aptala malum olur” değil.

"Aptala malum olur" değil.

Doğrusu: “Abdala malum olur.” Abdal, bilge kişi ve gezgin anlamına gelir. Bilge kişiye malum olması da çok doğaldır.

2. “Azimle sıçan betonu deler” değil.

"Azimle sıçan betonu deler" değil.

Doğrusu: “Azimli sıçan betonu deler.” Sıçan, bir fare türüdür. Dolayısıyla azimli bir sıçanın betonu delmesi mucize gibi olsa da, mücadeleyi anlatır.

3. “Eşek hoşaftan ne anlar?” değil.

"Eşek hoşaftan ne anlar?" değil.

Doğrusu: “Eşek hoş laftan ne anlar?” Zamanla ‘hoş laf’ tamlamasının bozulmasıyla ‘hoşaf’tan anlamak haline gelen bu atasözü, beğenilecek bir şeyi küçümseyenleri anlatırken kullanılır.

4. “Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü” değil.

"Fukaranın düşkünü beyaz giyer kış günü" değil.

Doğrusu: “Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü.” Buradaki zürefa, zarif kimse anlamına gelir.

5. “Su küçüğün, söz büyüğün” değil.

"Su küçüğün, söz büyüğün" değil.

Doğrusu: “Sus küçüğün, söz büyüğün.” Büyüklerin sayılması anlamına gelir.

6. “Kısa kes Aydın havası olsun” değil.

"Kısa kes Aydın havası olsun" değil.

Doğrusu: “Kısa kes, Aydın abası olsun.” Aba, bir tür kıyafettir. Aydın’ın yöresel kıyafetlerindeki aba kısadır ve bu atasözü az ve öz konuşmanın önemini vurgulamaktadır.

7. “Göz var, nizam var” değil.

"Göz var, nizam var" değil.

Doğrusu: “Göz var, izan var.” Bu atasözü, bir şeyin görme ve akıl yoluyla anlaşılacağını anlatır.

8. “Su uyur, düşman uyumaz” değil.

"Su uyur, düşman uyumaz" değil.

Doğrusu: “Sü uyur, düşman uyumaz.” Sü, eski dilde asker anlamına gelir. Düşmana karşı her zaman uyanık kalmak gerektiğini anlatır.

9. “Saatler olsun” değil.

"Saatler olsun" değil.

Doğrusu: “Sıhhatler olsun.” Hamamdan çıkanlara ya da tıraş olanlara söylenen bir nezaket sözüdür.

10. “İnce eleyip sık dokumak” değil.

"İnce eleyip sık dokumak" değil.

Doğrusu: “İnce eğirip sık dokumak.” Bir karar vermeden önce etraflıca düşünmek anlamına gelir.

11. “Ateş olsa cürmü kadar yer yakar” değil.

"Ateş olsa cürmü kadar yer yakar" değil.

Doğrusu: “Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.” Cirim, hacim demektir. Hasmın pek önemsenmediğini anlatır.

12. “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.”

"Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz."

Doğrusu: “Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” Buradaki Ane, Bağdat civarında bulunan bir uçurumdur.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Yazma Alışkanlığının Yaşam Yolculuğunuzda Size Sağlayacağı 5 Fayda

Yayınlandı

on

Yazar

Hayatımda kazandığım en önemli alışkanlıklardan biri günlük olarak yazı yazmaktır.

Şüphesiz, her gün yazmak bana çok şey kattı: daha iyi bir kariyer, kendini gerçekleştirme, kendini geliştirme ve en önemlisi, fikirlerimi sizinle, okuyucuyla paylaşma şansı verdi.

Peki yazmak size ne kazandırır? 5 pozitif etkiyi sizlerle paylaşıyorum.


1) Daha iyi öz disiplin

Keyif dolu bir hayat yaşamak oldukça basittir. Her zaman rahat takılmak kolaydır. Ancak bu kolay şeyler sizi içsel anlamda tatmin etmez. Değerli zamanımızda yararlı bir şey yapmamamızın nedeni, öz disiplinden yoksun olmamızdır. Eğer her gün yazarsanız, öz disiplininizi güçlendirirsiniz. Hayatta hemen hemen her şeyi elde etmek için daha iyi bir öz disiplin size yardımcı olacaktır.

 

2) İkna becerilerinizi geliştirin

Yazma, okuyucuyu kelimelerle ikna etmekten başka bir şey değildir. Ancak araçlarınız sınırlıdır, bir hikaye anlatmak için sadece kelimeleri kullanabilirsiniz. Ve kendiniz için yazarken, kendinizi kendi düşüncelerinize ikna etmeye çalışırsınız. Çok daha fazla yazmak, daha iyi ikna becerisi demektir.

3) Öz-farkındalığın geliştirilmesi

Hiçbir şey, düşüncelerinizi kelimelere çevirmekten daha fazla kendinizi tanımanıza yardımcı olmaz. Kendinizi her gün yazmaya zorladığınızda, düşüncelerinizin otomatik olarak daha fazla farkına varırsınız.

 

 

 

4) Daha iyi karar verme

Sıklıkla, neden yaptığımızı tam olarak anlamadığımız bir şeyler yaparız. Bunu bir ele alalım… Vermiş olduğunuz bir karar sonrası kendinize ”Neden böyle bir şey yaptın” diye sorduğunuzda, cevap olarak ne kadar sıklıkla ”bilmiyorum “ şeklinde yanıt veriyorsunuz. Elbette, her şeyi bilmiyoruz.

Yazı yazmak zihni düzenler ve düşüncelerinizi gözden geçirmenize yardımcı olur. Ve karar verme süreçlerinizde siz yazdıkça, otomatik olarak “neden” in daha fazla farkına varırsınız.

 

5) Bileşiğin gücünü eylemde görmek

Düzenli olarak her gün bir şey yaptığınızda, o anda herhangi bir fark göremeyebilirsiniz. “Faydaları nerede?”  diye düşünebilir anlık ve hızlı beklentiler içerisinde kaybolabilirsiniz. Ama yaptığınız işi uzun süre yapmaya devam ettiğinizde, olumlu etkileri görmeye başlarsınız. Her gün yazmak, uzun vadede size bütünün parçaslarını gösterecek.

Peki günlük yazma alışkanlığı nasıl kazanılır?

İşte birkaç ipucu:

1) Oku ve öğren

Diğer insanların yazı tarzlarını taklit ederek başlayın. Bu Austin Kleon’dan öğrendiğim bir stratejidir. Yazı tarzını taklit etmek, kendi tarzınızı geliştirmenin etkili bir yoludur. Ayrıca, bu esinlenmeyi başardığınızda “hiç ilham kaynağım yok” bahanesi de otomatik olarak yok olacaktır. Ancak yazma sanatını ciddiye almalısınız. Kitap okuyarak ve kurslar/atölyeler alarak mümkün olduğunca çok çalışmaya özen gösterin. Geliştiğinizi göreceksiniz.

 

2) Yazmak için günlük alarm kurun

Hiçbir şey bir yazar için bir rutine sahip olmaktan daha önemli değildir. İlk olarak, yazmanız için en iyi zamanın ne olduğunu düşünün. Sabah mı? Akşam mı? Çocuklar uyanmadan önce/sonra mı? Ardından, telefonunuzda günlük bir hatırlatıcı ayarlayın. Alarm çaldığında oturun ve yazın.

 

3) Çıtanızı yüksek tutmayın

Amacınız sadece bir gerçek cümle yazmaktır. Sadece bir tane. Bu hedefin güzelliği, aklınıza gelen ilk cümlenin her zaman en doğru olmasıdır. Bu yüzden asla yazmanın berbat olduğunu kendinize söylememelisiniz. “Günde 1000 kelime yazmak istiyorum.” gibi bir hedef hiç gerçekçi değil. Bunun yerine, bir cümle yazmak için çaba gösterin. Bu sizi ileriye götürecektir.

 

4) Dikkat dağıtıcıları ortadan kaldırmak

Hayatınızdaki insanlara günlük yazma alışkanlığınızdan bahsedin. Yazarken sizi rahatsız etmemelerini isteyin. Örneğin her sabah kendinize 3 saat verin. Bu süre zarfında telefonunuzu uçak moduna alın, böylelikle herhangi bir uyarıcıya maruz kalmamış olursunuz.

Çoğu zaman, insanlar ” sadece başlayın!” der. Haklıdırlar başlangıç önemlidir.

Ama asıl mesele şudur: herkes bir gün yazabilir-ya da iki ya da üç. Ancak yıllarca sürekli yazan çok az insan var. Gerçek faydayı görmek için sabırla uzun süre yazmanız gerekir. Bu sebeple sadece başlamakla kalmayın, yolculuğunuzu sürdürün.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar