Connect with us

Psikoloji

25 Soruda Ne Kadar Depresyonda Olduğunuzu Belirleyen Test: Burns Depresyon Ölçeği

Yayınlandı

on

 

Burns Depresyon Ölçeği, 1960 yılında Dr. Aaron Beck tarafından oluşturulan güvenilir bir duygu durum ölçme aracıdır. Depresyon gibi ciddi bir rahatsızlığın teşhisini birtakım soruları cevaplandırarak koymak pek gerçekçi görünmeyebilir, ancak dünyanın dört bir yanında başvuracağınız psikolog/psikiyatristlerin teşhis koymak için size uygulayacağı test budur.

 Araştırmalar depresif belirtilerin incelenmesinde bu ölçeğin, terapistlerin yaptığı resmi görüşmelerden daha net sonuçlar verdiğini ortaya koydu. Kendi duygu durumunuzu ölçmek için yapmanız gereken aşağıdaki 25 soruyu son hafta içindeki hislerinize dayanarak olabildiğince dürüst şekilde puanlamak olacak. Belirtilerinizi şiddetine göre en az 0, en fazla 4 puan vererek cevaplandırmalısınız.

0-hiç
1-biraz
2-orta derecede
3-çok fazla
4-aşırı derecede

 


Düşünceler ve Duygular

1) Üzüntülü ya da neşesiz hissetmek:

2) Mutsuz ya da umutsuz hissetmek:

3) Ağlama nöbetleri ve ağlamaklı olmak:

4) Cesaretsiz hissetmek:

5) Çaresiz hissetmek:

6) Düşük özgüven:

7) Değersiz ve yetersiz hissetmek:

8) Suçluluk ya da utanç:

9) Kendinizi eleştirmek ya da suçlamak:

10) Karar vermede güçlük:

0-hiç
1-biraz
2-orta derecede
3-çok fazla
4-aşırı derecede

 


Aktiviteler ve Kişisel İlişkiler

11) Aile, arkadaşlar ve iş arkadaşlarına yönelik ilgi kaybı:

12) Yalnızlık:

13) Aile ya da arkadaşlarla daha az zaman geçirme:

14) Motivasyon eksikliği:

15) İşte ve diğer aktivitelerde ilgi kaybı:

16) İş ve diğer aktivitelerden kaçınma:

17) Yaşamdan zevk ve tatmin alamama:

0-hiç
1-biraz
2-orta derecede
3-çok fazla
4-aşırı derecede


Fiziksel Belirtiler

18) Yorgun hissetmek:

19) Uykuya dalmada güçlük ya da çok fazla uyumak:

20) Azalmış ya da artmış iştah:

21) Cinsel istek kaybı:

22) Sağlığınız hakkında endişelenmek:

0-hiç
1-biraz
2-orta derecede
3-çok fazla
4-aşırı derecede

 


İntihara Meyil

23) İntihar düşünceniz var mı?

24) Yaşamınızı sona erdirmek ister misiniz?

25) Kendinize zarar vermek için bir planınız var mı?

0-hiç
1-biraz
2-orta derecede
3-çok fazla
4-aşırı derecede


1’den 25’e kadar tüm maddelerden aldığınız puanları toplayın. Depresyonunuzu aşağıdaki ölçeğe göre değerlendirebilirsiniz:

 0-5 : Depresyon yok

6-10: Normal ama mutsuz

11-25: Hafif depresyon

26-50: Orta depresyon

51-75: Ağır depresyon

76-100: Aşırı depresyon

Puanınız 10 ve üzeri çıktıysa kendi kişisel ihtiyaçlarınız ve isteğiniz doğrultusunda profesyonel yardımdan yararlanabilirsiniz. Son üç maddeden herhangi birine ‘evet’ yanıtını verdiyseniz acil olarak bir uzmandan yardım almanız gerekmektedir.

 

Advertisement
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kişisel Gelişim

Nietzsche’nin Üstinsanı Olmak İçin Benimsemeniz Gereken 4 Şey

Yayınlandı

on

Yazar

 

“İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış.” -Friedrich Nietzsche

Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt isimli kitabında Übermensch (üstinsan) kavramını kullandı. Ona göre insan, aşılması gereken bir varlıktı. Maymun insanın gözünde neyse insan da üstinsan için öyle olmalıydı.

Üstinsan denildiğinde insanların aklına genellikle süper kahramanlar gelse de bu kahramanları oluşturanlar, fiziksel özelliklere dikkat etmişlerdir. Nietzsche ise olayı psikolojik boyutta incelemiştir ve insan evriminin bir sonraki aşamasını düşünmüştür.


1) Kendi değerlerini yarat.

“Kendinize sahip olma ayrıcalığını ödemek için hiçbir ücret çok yüksek değildir.”

Nietzsche’nin üstinsanı özgür fikirli olmalıdır çünkü ancak özgür fikirli insanlar kendi değerleri yaratabilirler. Ayrıca üstinsan, diğer insanların neye hayranlık duyduklarına bakarak hareket etmemelidir. Bu konuda Goethe, Napolyon, Montaigne ve Voltaire gibi karakterler Nietzsche’yi oldukça etkilemiştir. Nietzsche, üstinsana en yakın isim olarak Goethe’yi görür.


2) Stratejik yollarla bencil olmayı öğren.

Bencillik Nietzsche için çok da kötü bir kavram değildir. Aksine insanın başkalarına yardıma koşmadan önce kendine yardım etmesi gerektiğini söyler ve bu doğrultuda daha mühim şeyler adına yapacağınız tüm bencillikleri kabul eder.

“Egoizm asil bir ruhun temelidir.”


3) Acı çekmeyi, iyi şeylerin gerekli bir parçası olarak görün.

“Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız; önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz.”

Hayat zordur, acıdır. Hüzün, sefalet, keder ve varoluşsal huzursuzluk hepsi korkunç derecede gerçektir, çünkü bizler kendimiz olağanüstü bir gerçekliğiz. Öyle olmasaydı, hiçbirini hissetmezdik. Ama öyledir ve bu nedenle de sevgi, mutluluk, sevinç, eşitlik, ihtiyat ve hatta aydınlanma hissederiz.


4) Kendinizi yalnızca dünyaya adayın.

“Yalvarırım kardeşlerim, dünyaya bağlı kalın; size ‘dünyadakinden daha üstün umutlardan’ söz edenlere inanmayın. Bilerek ya da bilmeyerek, sizi zehirliyorlar onlar.”

Nietzsche insan türünün kültür yoluyla kurtuluşa ulaşabileceğini düşünüyordu. Bu sebeple üstinsanın, kültürün pratik uygulamalarıyla ilgilenerek toplum zihniyetini yetiştirmesi gerektiğini söyler. Bu yolda doğa üstü güçlere ve inanışlara hiçbir şekilde yer yoktur.

Okumaya devam et

Motivasyon

Hem Sosyal Hem de İçe Dönük Kişilik Tipi: Ambivert

Yayınlandı

on

Yazar

 

Kendinizi hiç sosyal ya da içe kapanık olarak tanımlayıp aslında o tanımlara uymadığınızı fark ettiğiniz oldu mu?

Çoğu zaman olayları ve insanları bir kutuya koyup üstüne bir etiket yapıştırmak kolayımıza geliyor.

İçe Dönük mü Dışa Dönük mü?

İçe dönük ya da dışa dönük olmanın daha arkadaş canlısı ya da yetenekli olmakla hiçbir alakası yok. Sadece hangi durumda daha konforlu hissettiğinizle ilgili.

Mesela içe dönük olan insanlar kendileriyle baş başa kalıp sakin zaman geçirmekten hoşlanırlar ve böyle enerji toplarlar. Çok fazla sosyal etkileşimden ise bunalabilirler.

“Ambivert” Kişilik Tipi – Hem Sosyal Hem İçe Dönük

Bazılarımız iki kişilik tipine de sahip olabilir. Bazı günler insanlarla olmaktan bazı günler ise yalnız kafa dinlemekten hoşlanıyor olabilirsiniz. Yapılan son araştırmalardan sonra bu kategorideki insanlar ambivert olarak tanımlandı.

Karakterimiz Değişmez Değil

Araştırmalara göre karakterinizin %70’i genetik, geri kalanı ise duruma ve etrafınızdaki insanlara göre değişiyor. Aslında yaptığımız tek şey karakterimizi mevcut durum ve insanlara adapte etmek. Duruma göre farklı davranmanın bu insanlar için avantaj olduğunu da söyleyebiliriz.

Ortada yanlış ya da doğru bir kişilik tipi yok. Kendinizi keşfedin, zamanla bunun nasıl bir avantaja dönüştüğünü fark edeceksiniz. Kendiniz olabildiğiniz anları ve insanları bulun. Hangi etiketin sizi tanımladığı o kadar da önemli değil.

Kaynak.

Okumaya devam et

Bilim

Bilimin Ruhla Buluştuğu Yer: Üçüncü Göz (Epifiz Bezi) Nedir ve Ne İşe Yarar?

Yayınlandı

on

Yazar

 

Beynimizin geometrik olarak tam ortasında bulunan epifiz bezi nohut büyüklüğünde bir endokrin hormon bezidir. Geçmişten günümüze biyolojik ve efsanevi özelliklerin kesiştiği bir organ olduğu düşünülen epifiz bezinin “üçüncü göz”, yani insanın en yüksek bilince ulaştığı nokta ile olan bağlantısını açıklayan ilk kişi ünlü Fransız filozof Rene Descartes olmuştur.
Descartes, epifiz bezinin vücut ile zihnin bağlantı noktası olduğuna, insan ruhunun vücutla birleştiği mistik bir organ olduğuna inanır. Descartes’ın tezine göre epifiz bezi, beyinde çifti olmayan tek bölgedir; bu nedenle iki gözümüzle baktığımız her şeyi birleştirip tek halde beynimize ulaştıran, iki kulağımızla duyduğumuz sesleri tek ses halinde algılamamızı sağlayan organ o olmalıdır.

Epifiz Bezinin Görevleri Nelerdir?

Epifiz bezi, uyku/uyanıklık döngülerini uyaran melatonin hormonunu salgılar, vücudun biyo-ritminden ve biyolojik saat ayarlamasından sorumludur. Beynin en önemli içgüdüsel davranışları düzenleyen bölgesi olan hipotalamus ile uyum içinde çalışarak duyuların ve algıların kontrolünü sağlamaya yardımcı olur.

Neden Üçüncü Göz Olarak Anılır?

En eski çağlardan itibaren fiziksel ve ruhsal dünyaları birbirine bağladığına inanılan ve spiritüel ritüellerde, ibadetlerde ve meditasyonlarda odak noktası olan epifiz bezinin fiziki özellikleri de onun üçüncü göz olarak nitelendirilmesini destekler.
Bu küçük bezin açıldığı ameliyatlarda bezin tıpkı göz gibi retinal bir dokuya ve çevresinin saran kılcal damarlara sahip olduğu belirtilmiştir.
Beynimizin ışığı algılama, gece ve gündüzü değerlendirme ve biyolojik saati ayarlama merkezi olduğu da düşünülürse epifiz bezinin beynin diğer kısımlarından daha ayrı bir öneme sahip olduğu söylenebilir. Eski çağlarda epifiz bezinin bilimsel ve fizyolojik özelliklerinin günümüzdeki gibi bilinmesi imkansız olsa da, şamanlar, şifacılar, bilge ve kahinler bu gizemli organın önemini anlamayı bir şekilde başarmış görünüyor.

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Zihninin İçinde Bu Kadar Çok Zaman Harcamayı Bırak!

Yayınlandı

on

Yazar

 

Başarılı yazar Darius Foroux’un kendisinden dinliyoruz…

Seni tanımadan senin hakkında bir şey biliyorum. Eminim kafanın içinde çok fazla zaman geçiriyorsun.

Bilirsin işte, düşünmek, endişelenmek, streslenmek, korkmak… Ben buna meşgul bir zihin diyorum.

Düşüncelerinizin % 99’u yararsızdır. William James bununla ilgili şunu söylüyor:

“Pek çok insan düşündüğünü sanır ama aslında tek yaptıkları önyargılarını yeniden gözden geçirmektir.”

Hayatım boyunca pratik şeylere karşı takıntılı oldum. Pratik felsefe, pratik bilgi, pratik kitaplar, pratik çalışma ve pratik öneriler.

Bu fikir, Amerika’da 19. yüzyılda başlayan felsefi bir gelenek olan Pragmatizm’den geliyor. Harvard profesörü olan Charles Sanders Peirce “Pragmatizmin babası” olarak kabul ediliyor.

Fakat bu felsefeyi gerçekten tanımlayan eğitimli bir doktor olan filozof William James’di.

Düşünceler, endişe ve stres hakkında William James şöyle diyor:

“Strese karşı en büyük silah, bir düşünceyi diğerine tercih etme yeteneğimizdir.”

Pragmatizm aklın bir araç olduğuna inanır. Zihniniz sizin için çalışmalı, size karşı değil. Zihninde ustalaşmayan insanlar bunun mümkün olduğuna inanmazlar.

Derler ki: “Elimden düşünmekten başka bir şey gelmez.”

Yeterince pratik yapabilirsin. Bu bir yetenek.

Başka bir deyişle: Ne düşündüğüne karar verme yeteneğine sahipsin. Ya da düşünmemeyi seçebilirsin.

Ve bu hayatta öğrenebileceğiniz en önemli ve en pratik şeylerden biridir. Bu beceriyi öğrenmeden önce kafamın içinde saatler geçirirdim.

Ne kadar düşündüğünü düşün.

● “Patronumun ne düşündüğünü merak ediyorum?”
● “Ya işimi kaybedersem?”
● “Beni seviyor mu?”
● “Bence beni umursamıyor.”
● “Sadece başarısız olmaya devam ediyorum.”
● “Hayatım neden berbat?”
● “Hayatım neden harika ve diğer insanlarınki değil?”
● “Ya kansere yakalanırsam?”
● “İşim umurumda değil. Benim bir sorunum mu var?”
● “Başladığım hiçbir işi bitiremiyorum. Benim sorunum ne?”

Ve liste uzayıp gidiyor. Hepsi gerçekten saçma sapan şeyler. İnsanların endişe ettikleri şeyleri sorduğumda söylediği şeyler bunlar.

Bu düşüncelerin sana ne yaptığını biliyor musun? Suçluluk, öfke, acı…

Düşüncelerin %99’u yararsızdır. Aksine zarar verir.

Peki hangi düşünceler yararlı?

1) Sorunları nasıl çözebileceğinizi düşünmek. Her problem aslında cevaplanmamış bir sorudur. Beyninizi kullanın ve sorunları nasıl çözebileceğinizi düşünün. Bu dünyada bir sürü sorun var.

2) Bilgiyi anlama. Bu şu anlama gelir: Bilgiyi içselleştirmeye çalışın ve bu bilgiyi hayatınızı, kariyerinizi, işinizi, ilişkilerinizi vb. geliştirmek için nasıl kullanabileceğinizi düşünün.

Bu kadar. Diğer tüm düşünceleri görmezden gelebilirsiniz.

Sürekli düşünüyorsan, bunun nedeni henüz fikrini eğitememiş olmandan kaynaklı. Kendi kafandan çıkmalısın.

Çıkmazsan delirirsin. Herkes delirir. İstisna yok.

Ayrıca, muhtemelen o kadar çok düşünüyorsunuz ki yaşamı kaçırıyorsunuz. Bu sabah uyandığınızda güneş ışığını fark ettiniz mi? Ya da yağmur damlalarını? Kahvenin kokusunu fark ettiniz mi?

Cevabınız hayırsa, kesinlikle kafanızın içinden çıkmanız gerekiyor. Düşünmeyi bırak ve hissetmeye başla.


Şimdi şöyle düşünebilirsiniz: “İşe yaramaz düşünceleri düşünmeyi bırakmak için kendimi nasıl eğitebilirim?”

Farkındalık.

İşte burada başlıyor. Her sürüklenmeye başladığınızda bunun farkında olun. Sadece beyninizi gözlemleyin. Kendinizin dışına çıkın ve sadece düşündüğünüz o saçma şeyleri gözlemleyin.

Kendini yargılama. Bunu yaparsan, tekrar o aptal düşünceleri tekrar düşünmeye başlarsın.

Böyle anlarda yapmanız gereken bunu kendinize söylemek: “Ah bu çok sevimli bir düşünce ama şimdi gerçeğe geri dönelim. ”

“Fikrini değiştirebilirsen, hayatını değiştirebilirsin.”
– William James

Gerçeğe mi döndün? Gözlerinin ekrandaki harfleri okuduğunu hissediyor musun? Telefonunu elinde hissediyor musun? Bu bilgiyi hayatına nasıl uygulayacağını mı düşünüyorsun?

Harika. Aklını kullanıyorsun! Şimdi, o beynini kullanmaya devam et.

Çünkü beyniniz dünyadaki en güçlü araç.

Kaynak.

Okumaya devam et

Motivasyon

Kendi Kendinizi Sabote Etmek: Jonah Kompleksi Nedir, Nasıl Aşılır?

Yayınlandı

on

Yazar

 

Bir işi yapmak istiyor ama oyalanıyorsanız, güzel giden ilişkinizi bir şekilde bozuyorsanız, kendinizi ‘bir şekilde’ bazı sorumluluklardan kaçarken buluyorsanız kendiniz tarafından sabote ediliyor olabilirsiniz. Başarma ve büyümeyle beraber gelen sorumluluk duygusundan kaçış olarak adlandırılabilecek bu teori, Maslow tarafından ortaya atılarak kendi kapasitemize ve yeteneklerimize karşı direnme biçimi olarak açıklanmıştır.

Nasıl Ortaya Çıkar?

Hepimizin içinde var olan başarma hissi, potansiyelimizi gerçekleştirdiğimiz takdirde diğerlerinden daha farklı olmamıza ve bizi yalnız bırakacağına ilişkin düşünmemize neden olabilir. Böylece dışarıdan egoist, dominant görünmekten çekinerek sorumluluklarımızdan kaçarız ve ‘Ya yapamazsam?’ düşüncesinden gelen başarısız olma korkusunun bizi ele geçirmesine izin veririz.

Aslında korktuğumuz şey başarının kendisidir ve bu nedenle kendi kendimizi sabote ederek farkında olmadan daha düşük bir performans sergiler, olmadığımız birisine dönüşebiliriz.

Temel olarak küçüklükten gelen bu kendini sabote etme durumunda; başkaları gibi kalabalıkta fark edilmeden, sıradan bir hayat sürme duygusu etkilidir ve böylece kişi kendi gelişimini sekteye uğratır.

Nasıl Kurtuluruz?

Hayallerimiz ileride kendimizi nerede görmek istediğimize dair fikir verir ve yol gösterir. İsteklerinizin büyüklüğüne bakarak kendinizi sabote edip etmediğinizin farkına varabilir ve buna dair motivasyon toplayarak işe başlayabilirsiniz.

Büyük bir hayal kurun ve yanınızda kimlerin olduğunu, nasıl hissettiğinizi fark etmeye çalışın. Jonah Kompleksi’ne sahip insanlar hayal kurarken kendilerini utangaç ve mağrur hissederler. Bu da, insanın kendini gerçekleştirmesinin önünde en büyük etmenlerden biri olarak ortaya çıkar.

Öncelikle alçak gönüllülük ve gurur arasında kurulan dengeyle bu sürecin atlatılması sağlanabilir. Gözlerinizi kapatarak bir önceki hayalinizi tekrar kurmaya çalışın, bu hayale giden yolda yanınızda kimlerin olduğunu, nasıl ve ne kadar çalışmanız gerektiğini ve güçlü taraflarınızı düşünerek her anı adım adım düşünün.

Böylece egoist olarak algılanmaktan duyulan korkunun sizi sabote etmesinin önüne geçerek bu anı normalleştirme yolunda önemli bir adım atmış olursunuz.

Unutmayın; başarıya giden yolda en büyük destekçi de en büyük engelleyici de yine kişinin kendisidir. Hayatınızı sabote etmek yerine potansiyelinizi sonuna kadar kullanmak daha iyi bir gelecek için atılacak ilk adım olabilir.

Okumaya devam et
Advertisement

Facebook

En Çok Okunan Yazılar